|
|||||||
| Misinalar Bir ucunda balık bir ucunda biz. Hangi balığa ne tür misina kullanmak gerekir, hangi kalınlıkta kullanmak gerekir. Renk tercihi önemli mi ? Makinaya ayrı sarılır takıma ayrı bağlanır. Misina deyip geçeriz çoğu zaman ama işin aslı öyle değil. Örgü misinalar, monoflament misinalar, flouro carbonlar kısaca hepsi ile ilgili bilgiler burada. Buyrun... |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,561
|
Pek çokları için misina, misinadır. Öylesi böylesi yoktur. Gidilir satıcıdan bir top alınır. Halbuki misina, sportif amaç güden amatör balıkçılık için son derece kritik bir husustur, çünkü balıkla aranızdaki tek bağlantıdır. İyi bir misina, daha doğrusu amacına uygun kullanılan bir misina avı kolaylaştırmaktan öte görevlere sahiptir.
Misina seçimini ve kullanımını iyi yapabilmek için, bir kaç terimi bilmek faydalı olacaktır: Test yükü: Misinanın kopmadan taşıyabileceği maksimum yükü belirtir. Genel olarak her misinanın etiketinde libre (LB) veya kilogram (KG) olarak belirtilir. Libre, İngiliz ölçü birimidir ve sıklıkla ABD'de kullanılır. Elbette bizim alıştığımız birimden farklıdır. Basitçe Lb değerinin yarısını alın bunun biraz altını kg olarak düşünün. Yani 20 lb deniyorsa, 10 kg'nin biraz altı, 9,5..9,75 kilo gibi bir değer aklınıza gelsin. Formül olarak isterseniz, 1 kg = 2,2 libre (1 Lb = 455 gr), 22 libre ise 10 kg. olur. Bu değerler "test" değeridir ve çoğu marka bu ağırlığa ulaşmadan kopar gider. Bu yüzden olası en ağır yükün en azından %30 fazlası test değerine sahip misinalar kullanın. Eğer 5 kg. bir kofana çekmek istiyorsanız, en az 7 kg, yani 18 librelik bir misinaya ihtiyacınız olacaktır. Misina seçimini sadece balığın ağırlığına bakarak yapamazsınız. Bilhassa kıyıdan avlanırken, uygulayacağınız fırlatma gücü çok çok yüksek değerlere çıkabilir. Eğer 100 gr kurşun kullanıyorsanız, bunu 50 m öteye fırlatmak için mesela 10 kg atar yük oluşturursunuz. Eğer misina bu yüke dayanamazsa kopar. Esneklik: Misinanın yüke bindiği zaman ne kadar uzadığını ifade eder. Bunun bir ölçüsü yoktur. Esnek olmayan, çok esnek, az esnek gibi basit tabirler kullanılır. Esnekliği yüksek olan bir misina, balık çektiği zaman uzayarak yükü emer. Balık sürekli yoğun güçle çekemez. İlk anda uygulanan yoğun yük bu esneme sayesinde emilir ve balığın yakalanması kolaylaşır. Şöyleki, esnemeyen bir misina ise balığın bu ilk hareketinde yükü doğrudan balığın ağzına ve kamışa yada elinize verir. Esnek olmayan bir kamış bu ani darbe ile kırılabilir, yerleştirdiğiniz yerden veya elinizden kurtulup gidebilir. Misinayı elle tutuyorsanız, elinizi kesebilir. Ama balık ne olduğunu anlayamadan iğne damağına saplanmış olur. Eğer misina belli bir esnekliğe sahipse iğne balığın sert damağına saplanmadan önce uzayarak belli bir gecikme sağlar. Balıkçı bu gecikmeyi karşılamak üzere hızla tasmalar ki, iğne balığın damağına otursun. Esnek olmayan bir misinada ise, böyle hızlı tasmalama yaparsanız, iğneyi kıracak yada balığın ağzını yırtacak kadar bir güç sağlarsınız. Ayrıca esnek olmayan bir misina kamışa vs. zarar verebilir. Diğer yandan misinanın esnekliği azaldıkça, balığın, yemin, kurşunun her hareketi doğrudan kamışa kadar ulaşır. Böylece daha hassas bir duyumsama sahibi olursunuz. Esnemeyen bir misina ve biraz tecrübe ile, balığın vurduğunu, yakalandığını, çapariye kaç balık takıldığını, kurşunun dipte gezindiğini, birinin takımının sizinkini yakalayıp çektiğini vs. anlayabilir, hatta yakaladığınız balığın cinsini vs. tahmin edebilirsiniz. Ama böyle bir misina ile her daim hazır olmanız gerekir, bilhassa sazan, levrek, kofana gibi iri balık avında. Kamışı daima sağlam tutmalısınız. Misinayı asla elinizde tutmamalısınız, yani şöyle kamış kullanmadan parmağıma koyayım, balık gelince hissedeyim gibisinden.. Aksi halde balığın geldiğini bir hayli acılı ve kanlı şekilde kesilen elinizle anlayabilirsiniz.Orkinos, kılıç balığı, yayın gibi çok iri balıklar ile uğraşıyorsanız, esnek olmayan bir misinadan uzak durun. Hafıza: Üzerinde pek durulmayan bir husustur, ama keyfe keder verecek meselelerin nedenidir. Misina sarılı olduğu yerin şeklini korumaya çalışır. Örneğin makaranın şeklini korur ve attığınız misina havada ve suyun üzerinde uzatılmış bir helezon yay gibi serilir. Yemi fırlatıyorsanız havada sürtünme artar ve mesafe kısalır. Suya düştüğünde ise yüzey gerilimi artar ve yemin suya batışı gecikir. Suyun içinde de aynı etki sürdüğü için balığın misinayı görme ihtimali artar. Ayrıca bu kıvrımlar bazen kuş gözü denen düğümlere sebep olur ve misinayı zayıflatır. Toplarkende karışmaya daha meyilli olur. Ayrıca hafızası yüksek bir misina bilhassa düğüm yerlerinde zayıflamaya meyillidir. Bir şekilde baskı altında çekilirse, kurdela etkisi yaratır ve sert bir yay şeklini alır. Sonuçta deformasyon artar, acayip şekiller ortaya çıkar ve misina çöpe gider. Çapari satanların sıklıkla söyledikleri, "denize bir kere girdimi, çaparinin işi biter" lafının sebebi bu mevzudur. Bir misinanın düşük hafızaya sahip olması her zaman avantajdır. Ancak hafızasız olmasına güvenen modeller bunu etiketlerinde açıkca "low memory", "No memory" şeklinde belirtirler. Sıradan misinalar bu hususa dair hemen hiç bir bilgi içermezler. Basitçe misinayı kıvırın, kıvırdığınız şekilde kalıyorsa hafızası yüksektir. Görülebilme: Bu hususu iki şekilde ele almak gerekir. Suyun dışında görülebilme, suyun içinde balığın görebilmesi. Suyun dışı bazen önemli olur, yanınızdaki sizin takımınızı görüyorsa üzerine göz göre göre takım atmaktan imtina eder mesela. Ama bunlar teferruat hususlardır ve asıl önemli olan suyun içinde misinanın görülmesidir. Balık misinayı görürse, ondan ürkebilir. Yayınlar kendine güvenen balıklardır, misinaymış filan hiç umursamaz, yemi götürür. Lüfer sülalesi dikkatini çeken bir şey varken misinaya dikkat etmez. Ama diğer pek çok tür misinadan ürker. Kimi türler -ki bunlar azınlıktadır şükür ki- hiç sokulmamayı tercih eder. Diğerleri ise ürkek davranır ama genede yeme yönelebilir çoğu zaman. Eğer balık misinayı göremiyorsa, görse bile onu ürkütecek bir şeye benzetemiyorsa yeme saldırma ihtimali artar. Suda görülme olayını kavramak için suda ışığın davranışını anlamak önemlidir. Gün ışığı suya girince emilmeye başlar. Önce kızıl ötesi, kırmızı ve morötesi emilir. En son ise mavi ve morötesi görünmeyen ışık. Kırmızı bir şey, suyun bir kaç metre altında donuk siyah haline gelir. Bu kolayca belli olan bir formasyon sunar. Daha derinlerde ise kırmızı şekil detaylarını kaybeder ve balıklar için kamuflajı artırır. Tipik saydam misinalar ise bu etkiyi göstermez. Yüzeyde ve yüzeyin altında misinaya vuran ışığın bir bölümü misinanın içinde aşağıya doğru uzanır. Sonuçta misina suyun içinde donuk bir çizgi halinde açıkca görülür hale gelir. Ayrıca taşıdıkları ışık etraflarında bir hale oluşturur ve misina olduğundan daha kalın bir görünüm alır. Bilhassa yüzeyden taşınan kırmızı ışık dipte daha az olduğundan misina karanlıkta parlayan bir lamba gibi belirgin hale gelir. Bir diğer etmense misinanın rengidir. Pembe bir misina sizin için çok belirgin olacaktır, fakat suyun içinde bu pembe griye dönüşür (kırmızı ışık ortamda olmadığı için) ve bilhassa dipte görünürlüğü azalır. Ama yüzeye yakın derinlikte pembe çok belirgin olacaktır. Mavi ise en az tercih edilecek olandır. Çünkü derinlik arttıkça ancak mavi ışık bulunur. Bu durumda mavi misina ışığı maksimum yansıtır ve görünürlüğü artar. Duman rengi gri ise ortamda bulunan ışığı daha çok emdiği için daha az dikkat çeker. Yeşil ise etrafta bolca yeşillik olan düşük derinliklerde balığın çok fazla dikkatini çekmez. Saydam misinalar ise bilhassa dışarıdan aldıkları ışığı içerde dağıtmaları yüzünden belirgin donuk bir hat halini alırlar. Diğer yandan yapıldıkları malzemenin sudan farklı kırma endeksine sahip olmaları yüzünden mercek etkisi gösterirler. Klasik misinalarda kullanım esnasında oluşan mikro çatlaklara giren su ile misina arasında oluşan kırılma ve yansımalar yüzünden misina saydamlıktan çıkar.. Işığın fazla olduğu sığ kesimlerde, bilhassa bulanık sularda bu misinalar pek farkedilemez. Ama ortalama derinliklerde ve berrak sularda kolayca farkedilebilirler. Bu etkiler en fazla gece avında görülür. Sıradan bir saydam misina yüzeydeki ışık ve yakamozla kolayca görülür hale gelip balıkları ürkütür. Ama mehtaplı bir gecede bu etki azalır. Balıklarda daha fazla görüp yemlenebildikleri yüksekliklerde olduklarından ayışığında daha iyi avlanırlar. Görülebilmeyi iyileştirmek, yani daha az görülen, ürkülen bir misina seçmek için bir kaç hususa dikkat edilebilir. En öncelikle, daha ince misina mutlak daha az görünürlükteki demektir. Bir diğer husus ise misinanın rengidir. Bilhassa 20m'den az derinliklerde yeşil ve duman grisi (füme) renkleri daha zor ayırt edilebilen misinalardır. Daha derinlerde pembe renk daha zor görünür. Bazı özel misinalar enteresan şekilde suyun içinde tam saydam hale gelir ve görünmez. Bunu sağlayan ışığa gösterdikleri tepki, suyunkine yakın kırılma endeksine sahip olmaları, bağlı polimer yapılarının mikroçatlaklara pek meydan vermemesidir. Bu misinalar görülmeme konusunda tartışılmaz en avantajlı olanlardır. Ayrıca görünürlüğü azaltmak için her bir birimi (metre, yarım metre vs.) farklı renkte olan misinalarda mevcuttur. Bu tipik kamuflaj deseni etkisi yaratır ve farkedilmeyi zorlaştırır. Dayanıklılık: Diğer yandan bir misinanın sıyrılmaya karşı direnci de önemli bir kriterdir. Misina kullanırken çoğu zaman bir yerlerden sürtünerek çekilir. Bu esnada mutlak şekilde yıpranır, ama kimisi az, kimisi ise çok. Genel kaide olarak sağlam misinalar bu hususta da iyidir. Bu sürtünme iki şekilde misinaya etki eder. Öncelikle misinanın yüzeyinden birazı sürtündüğü yerde kalır. Bu bariz şekilde misinanın yer yer incelmesine sebep olur. Diğer yandan bu sürtünme misina üzerinde çatlaklar oluşmasına yol açar. Bu su içinde görünürlüğü kötü etkiler. Bilhassa suyun dışında, makaraya, kamış kılavuzlarına vs. sürtünme fazlaca ısı üretir ve misina yumuşar, uzar. Bu uzama sürtünme bölgesinde oluşur. O kadar ki, misinanın bir tarafı aynen kalırken diğer yanının uzunluğu değişir ve ardından soğuma başlar. Bu durumda misina üzerinde çatlaklara yol açar. Ancak ısınınca yumuşamasına rağmen genişleme eğilimi göstermeyen misinalar bu sorundan daha az etkilenir. Bu özelliği sağlayan misinalar silikon katkılı veya çeşitli polimerlerle güçlendirilmiş misinalar olacaktır. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,561
|
Misinalar bilhassa son yüzyılda büyük gelişmeler göstermiştir. Bunun sonucunda özellikleri farklı değişik tür misinalar boy göstermiştir. Bunları beş temel grupta toplamak mümkündür.
Monofilament : Bu tür misinalar standart konvansiyonel naylon misinaları kapsar. ![]() Naylon ve benzeri karbon zinciri tabanlı materyallerden üretilirler. Bu nedenle saydam ve nispeten sağlam olurlar. Her yönden diğerlerinden daha kötü özelliklere sahiptirler. Ama esneklik olarak en önde gidenler bu türlerdir, elbette esnek bir misina istiyorsanız. Bazıları, kopmadan önce boyunun %40'ı kadar uzayabilir. Diğer taraftan çok büyük bir avantaja sahiptirler, çok ucuzdurlar. Monofilamentin bilhassa sağlamlık yönünden geliştirilmesi ile termal monofilamentler, silikon benzeri katkılı olanları vs. üretilmiştir. Bunlar biraz daha pahalı olmalarına rağmen son derece sağlamdırlar. Aynı kalınlıkta iki kata yakın yük kaldırabilirler. Esneklikleri gene fazladır. Ama bilhassa hafıza yönünden standart monofilamentten pek iyi netice vermezler. Monofilamentin en zayıf tarafı, düğümlere dayanıksız olmasıdır. Bu yüzden çamaşır ipi bağlar gibi alelade değil, yükü çeken hattın en az zedeleneceği şekilde bağlantı yapmak gerekir. Bu ise bilhassa çapari düğümlerinde zor bir iştir. Eğer, düzgün düğüm atabilseydik, 0,35 beden yerine, 0,20 rahatça kullanabilirdik sanıyorum. Bir diğer dezavantaj ise, UV ışığa çok hassas olmalarıdır. UV ışık naylon bazlı olan bu misinaların yapısını bozar. Saydamlıkları yavaşça kaybolurken, çok kırılgan ve gevrek bir hal alırlar, bu yüzden, mümkün olduğunca güneş altında tutmamak gerekir. Doğrusu, diğer tüm türlerde bir şekilde güneşten etkilenir, ama monofilament hemen hepsinden daha fazla... ABD pazarına yönelik olarak üretilen misinalarda, çap belirtilmez, yerine test yükü verilir. Bu durumda verilen yük değeri, aslında sıradan monofilamentin hangi çapta kaldıracağını gösterir. Örgü misinalar: Çok ince bir kaç monofilamentin veya bahsedilen diğer türlerin, saç örgüsü gibi örülmesi ile elde edilirler. ![]() Bu sayede görülebilirlik nispeten azalırken sağlamlık artar. Fiyat ise makul seviyede kalır. Yapıldıkları malzemeye bağlı olsa da, esnekliklerinin yüksek olması nedeniyle özellikle çok büyük orkinos, ton balığı yada kavgacı balıklar olan yayınlar gibi avlar için en uygun misinalar olurlar. Fused misinalar : "Fused" terimi çok yeni bir terim olup, henüz Türkçe bir karşılıkla raflara çıkmış değil. Bu yüzden orjinal ingilizce adını kullanmayı daha doğru buluyorum. ![]() Bu misinalar monofilamentten daha sağlam olan çeşitli fiber ve polimer malzemelerden üretilirler. Ama fiber kalın olursa kırılgan olur. Bunu önlemek üzere çok ince, çok çok ince bir sürü fiber bir araya getirilir termal olarak birleştirilerek yapışmadan birbirine sıkıca sarılması sağlanır. Daha sonra da üzerleri plastik, PVC, ABS gibi bir materyalle sarılarak paketlenir. Bu misinalar son derece sağlamdır. Hafıza özellikleri çok düşüktür. Ama kolayca eskirler. Özellikle etraflarını saran koruyucu kabuk çabucak sıyrılır. Ayrıca saydamlığın avantajlarına sahip değildirler. Fakat iyi bir monofilamentin kalınlığından çok daha düşük bir kalınlıkta daha fazla yüke dayanabilirler. Bu yüzden suya batma, havada süzülme gibi konularda son derece iyidirler. Fiyatları ise monofilamente göre çok yüksek olur. Fused misinalar farklı fiber türleri ile elde edilebilir. Örneğin örümcek ağının hammaddesi genetik yolla koyunlardan sütleriyle elde edilerek bu işte kullanılabilmektedir. Polyester, fiberglass, dyneema gibi daha sentetik fiberler de olabilir. Hepsi aynı sağlamlık ve dayanıklılığa sahip değildir. Fakat monofilament ve sıradan örgü misinalarla karşılaştırınca acayip sağlam ve düşük esnekliktedirler. Batma demişken, çoğu fiberin gravite katsayısı sudan düşüktür. Buda misinanın yüzmesine yolaçar. Bu, elbette batma açısından bir dezavantajdır. Ama ucuna taktığınız ağırlığı tutacak bir diğer husus, misinanın sürtünmesidir. Daha ince misina, daha az sürtünme demek olup kurşunun batmasını kolaylaştırır. Dyneema Misinalar: Dyneema, Stren marka misinalarla bu piyasaya girmiş sentetik bir fiber türüdür. Temelde kevlara rakip bir şey ararken Japonya'da geliştirilmiş olup çok sağlam dağcı halatları, paraşüt ipleri, kurşun geçirmez elbiseler gibi uçtaki işlerde kullanılırlar. Dyneema'nın bazı türlerinden de son derece kaliteli misinalar üretilebilir. Bu noktada piyasada standart dyneema veya kevlar lifleriyle, micro dyneema'dan (dyneema'nın misina için en elverişli olan türü) üretilmiş misinalar bulunabilir. Hepside son derece sağlamdır. Dyneema lifleri örgü veya fused şeklinde bir araya getirilebilir. Dyneema/Micro Dyneema tabanlı fused misinalar hafızasız olmakla, hiç bir şekilde esnememeleriyle bilinirler. Dyneema yük dayanımından önce sağlamlığı ile öne çıkar. Sıradan balıkların bu misinayı dişleriyle kesmesi pek mümkün değildir. Böylece lüfer/çinekop, levrek, turna gibi avlarda çok avantajlı olurlar. Tipik kancaya bağlı çelik tel durumunu bir yere kadar gereksiz hale getirirler. Literatürde bu misinaları kocaman köpekbalıklarının kesemediği yazılıdır. Temel sebep, balık ısırınca liflerin yayılıp dişlerinin arasındaki boşlukta kalıyor olmasıdır. Ancak piranha gibi sık ve çok keskin dişlere sahip balıklar bu misinaları bazen kesebilirler. Müren, levrek, lüfer, hani, turna gibi bizim sahamıza giren balıkların bu misinaları kesmeleri pek mümkün değildir. Kendi tecrübelerimden, maket bıçağının bunu keserken köreldiğini, ancak yan keski veya iyi çelikten bir bıçak ile kesmenin mantıklı olduğunu biliyorum. Daha çok örgü şeklinde kullanılan standart dyneema'lar ise daha sağlam olmalarına karşın çok yumuşak olmalarıyla öne çıkarlar. Yumuşak olmak, toplarken, atarken vs. daha fazla dikkat gerektirir. Çok kolay düğüm olabilirler. Ama esneyip hafıza sahibi olmadıkları için biraz uğraşıp düğümler açılabilir. O kadar ki, igneden misinayı sökmeniz mümkündür. Ama bunu ancak bir dikiş iğnesi vs. marifetiyle halkaları açarak yapabilirsiniz. Sökülen misina sanki hiç düğümlenmemiş gibi olur. Dyneema grimsi beyaz bir renge sahiptir. Buda suda kolay görünmeye vasıla olur. Bu yüzden fosforlu yeşil, gri, pembe gibi renklere boyanırlar. Ama dyneema boyayı pek iyi tutmaz ve bir süre sonra kendi rengine döner. Kaliteli dyneema misinaları diğerlerinden ayıran etkenlerden biride bu renk tutma konusudur. Bu belki bir avantajda olabilir, misinayı permanent kalemle boyayarak farklı renge dönüştürebilirsiniz örneğin. Florokarbon Misinalar : Bu malzemenin kırılma indisi suya yakındır. Üstelik suyu hiç bir şekilde emmez, üzerinde mikroçatlaklar oluşmaz. Bu özelliklerle suyun içinde görünmez olurlar. Haa, %100 denemez ama, eğer burada bir misina var mı diye aramıyorsanız, onu görmeniz, farketmeniz nerdeyse imkansızdır. Bazı türler suyun dışında farklı bir polarizasyon şeması gösterir ve nerdeyse parlar. Böylece suyun dışında nerdeyse burdayım diye bağırıp çok iyi görünürken su içinde görünmez olan misinalar elde edilir. Bilhassa ürkek balıklar olan yalnız gezen balıklar, turna, levrek gibi avlar için ideal misinalardır. Esneklikleri düşüktür. Dayanıklıkları ise sıradan monofilamentlere göre daha yüksek olmasına rağmen dyneema gibi süper misinalardan çok daha düşüktür. Bu özellikleri ile benim görüşüme göre şok çekici ve iğnelerin takıldığı ana takım için ideal misinalardır. Özellikle yoğunluğunun (=ağırlığı) yüksek olması, batmasını hızlandırır ve kurşunun daha efektif olmasını sağlar. Fiyatları ise beklenebileceği üzere yüksektir, ama çok pahalı denecek kadar fazla da değildir. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,561
|
Standart monofilamentlerin tek varlık sebepleri ucuz olmaları. Bir kaç YTL'ye zilyon metre alabiliyorsunuz. Beden yap, takım yap, ufacık düğüm olsa kopar at.. Esneklikleri genelde yüksek. Kolay eskiyorlar. Bilhassa deniz suyunda kısa sürede şeffaflıklarını kaybediyorlar. Balık bol, su bulanık, akıntılı ise, yani balık tutulmayı bekliyorsa, sizde yeterince ustalığa sahipseniz, ne zaman tasmalayacağınızı, boşluk vermeden çekmeyi vs. biliyorsanız bu misinalar gayet uygun. Ama balık kıtsa, siz yeterince tecrübeye sahip değilseniz, "çok ağır, kofana mı dır nedir" diye heyecanla çektiğiniz takımın ucunda yosun veya poşet çıkması sizi üzüyorsa, hızla çekeceğim, tasmalayacağım diye neden uğraşayım diyorsanız bu misinalar size göre değil. Elbette süper misinalara yapacağınız harcama da önemli. Bugün 60 - 70 YTL ile 4 m kamışlı, 5 bilyalı bir makineyle sıradan misinadan 250 m makaraya sarıp alabilirsiniz. Ama aynı paraya iyice bir dyneema misinadan 110 m ancak alabilirsiniz.
Termal ve polimer katkılı monofilamentler ise biraz daha sağlam olmalarıyla öne çıkıyorlar. Fakat genelde alıcıları 100m vs. makara alıp, üç köstekli, seyirtme, çapari vs. yapmak üzere kullanıyor. Bunlar genelde belli bir yükten sonra uzama ve öyle kalma eğilimindeler. Bu nedenle özellikle düğüm noktalarında bir hayli zayıflıyorlar.Ayrıca uzadıktan sonra burulmaya müsaitler. Bu yüzden acayip bir şekil alıp dolaşık bir hale gelebiliyorlar. 0,16 gibi ince bir termal monofilament 4.5 kg gibi iyi bir dayanıma sahip olabiliyor. Fakat 250 gr'lık bir balık vurup çekince, seyirtmede biraz hızlı toplayınca vs. burularak berbat hale gelebiliyorlar. 0,10 gibi süper ince olanları köstek yapmak için çok iyi duruyor. Fakat o kadar kolay dolaşıyorlar ki, bir kaç atımdan sonra kullanılmaz hale gelebiliyorlar. Gerçi aynı zaafiyetler sıradan monofilamentler içinde söz konusu. Fakat, bunlar daha sağlam. Bu yüzden tercih edilmeleri daha iyi. Şöyleki, 0,24 monofilament, termik olanından çok daha zayıf. Diyelim en fazla 4 kg test değerine sahip. Eğer bunun yerine termal olanı tercih ederseniz, aynı dezavantajlara karşın 10 kg dayanıma sahip oluyor. Bu test değerleri aldatıcı olabilir. Şöyleki düğüm attığınız yerlerde, bir kaç kullanımda vs. misina iyice zayıflıyor. Bu durumda yarım kiloluk bir balık bile bunu koparabilecek oluyor. Eğer standart misina yerine termal olanını kullanırsanız, aynı görülme, hafıza vs. zaafiyetleri olan ama daha sağlam bir takıma sahip olabiliyorsunuz. Bu da bilhassa kıyı avcılığında çok faydalı olabiliyor. Kıyıda ummadığınız balıkların takımınıza vurması mümkün. Basit bir çapariye kiloluk kefalin takıldığı sıradan bir vakadır. Bu 1 kg çeken hayvan, zaten zayıflamış olan 4 kg çekebildiğini söyleyen misinayı kolayca koparabilir. Kaçan balık büyük olur, nedendir sizce? Takımınızın büyük balığı alacak kadar sağlam olmaması olabilir mi? Kısacası, tercihi daha ince olanına göre değilde, daha sağlam olanına göre yapmanız iyi olacaktır. Yani, üç köstekli bir takım için 0,25 misina iyi olur diyorsanız, bu 3 kg çekiyor, 3 kg çeken 0,16 termal kullanayım şeklinde düşünmeyin. Gene 0,25 kullanın. Bu mevzu bilhassa yurtdışından gelen misinalarda kafa karıştırıcı olabilir. Bazı ülkelerde misinalar kalınlığı değil dayanımları ile sınıflandırılır. Biz gidip 0,30 misina isteriz, onlarda ise 14 librelik (6-7 kilo) misina istenir, kalınlığı vurgulanmaz. Bilhassa internet üzerinde alışveriş yaparken bu kafa karıştırıcı olur. Kalite bir misinadan 10 lb (4,5 kg) lik alırsınız. 0,16 termal monofilament misinanız olur. Buda ikide birde dolaşıp başınızı ağrıtabilir. Dyneema ve benzerleri ise, benim görüşüme göre, olmazsa olmaz beden malzemesi. Bilhassa makinaya saracağınız misina bunlardan olmalı. 0,20 dyneema ile tipik bir makina 300 m misina alabilir ki sanırım her yere yeter. Bu misina ile 20 kg'lık balığı rahatça çekebilirsiniz. Bu misinaların test değerlerinden daha yüksek değerlere dayanabildikleri de sıkça görülür. Diğer yandan, bunlar size süper hassas bir izleme olanağı sunar. En basit çapariyle istavrit avı bile zevkli bir hale geliverir. Sanki takım önünüzdedir, bir tanesi vurdu, biraz bekleyelim dolsun, iki etti, dur dur 3-4 oldu, Hay Allah, sardalya vurdu, çapariyi bozmadan çekelim vs. gibi zevkli bir av keyfi yaşatırlar. Diğer yandan, bu misinalar saydam olmadıkları için, yakamozda daha iyi netice verebilirler. Şeffaf misinalar yakındaki planktondan gelen ışığı bir şekilde içinde tutar. Kırma indisi aynı olmayan iki maddenin birleştiği yerde ışık mutlaka bir miktar yansır. Bu yüzden yakamoz sıradan bir şeffaf misina içinde çok iyi farkedilir. Ama dyneema'lar ışığı olduğu gibi yansıtır ve nispeten daha az görülürler. Özellikle duman grisi renkler bu noktada belirgin bir avantaj sunar. Yakamozdan kurtulmanın tek yolu onu bastıracak ayışığı gibi daha güçlü bir aydınlıktır. Ama bu imkanın olmadığı yerde, 0.06 mm gibi çok çok ince dyneema'lar idare eder bir seçim olabilir. Bu nerdeyse saç teli kadar misinalar 8-10 kg yük kaldıracak kadar güçlü olabilirken daha ince olduklarından, daha az planktonu ışıldatırlar. Ama dyneema'lar alışılagelmiş av tarzına ters düşerler. Balık vurmaya başladı, hurra son sürat tasmalayalım derseniz, balığı kaçırırsınız. Yem olarak istavrit takalım, kamışı şöyle bir yere dayayalım, balık vurunca çekeriz diye düşünmeyin. Balık vurunca kamışınızı çekip düşürebilir. Biraz iriyse, bu işe uygun bir kamış değilse, sağlam yere koyarsanız, kamışı kırarsınız hatta. Bunlardan birinin kullanım kılavuzunda, "Bu misinayı kullanırken, arkanızı dönmeyin, hatta gözünüzü bile kapatmayın" der. Sebebi basittir, bunlar esnemez, uzamaz. Balık yemi kaptığı gibi ani olarak çok hızlı şekilde yemi alıp uzaklaşmak ister. Sıradan misinalar bu esnada esneyerek kuvveti kamışa iletmezler; Kamışa vurduğunu hissettiğiniz an, balığın yemi iyice zorladığı andır. Dyneema'da ise, balık daha yeme ilk dokunduğu anda kamışınız titremeye başlar. Ayrıca, balık birazda büyükse, tüm yükü istisnasız olarak kamışa vuracaktır. Sıradan bir misinada balık önce misinayı yeterince esnetmelidir, bu da giderek artan bir kuvvetle kamışa yüklenmesi demektir ki, balığın yorulmasına da sebep olur, ilk anki yüksek enerjisini emer. Bu anlatımı pek çokları yanlış şekilde "Dyneema kamış kırar" gibi yorumlar. Herşeyden önce vuran balığın kamışı kıracak kadar büyük olması gerekir. Çoğu kamış bilhassa soğukta iyice gevrer ve dayanımı azalır. Bu durumda kamışı sağlam bir yere koyar, kocaman bir balıkta gelir vurursa kamış belki zarar görebilir. Bu bilhassa teknede, sürütme yaparken başınıza gelebilir. Buradaki sorun bir başka mevzuyu ortaya çıkarır. Tipik monofilament ilk ani vuruşlarda, balık veya kurşunu fırlatırken, esner ve vuruşu yumuşatır. Ama dyneema öyle yapmaz, boydan boya yüke maruz kalır. Bu nedenle alıştığınız monofilamentlerin kaldıracağı yüklerin %30 kadar daha fazlasına dayanacak dyneema seçmelisiniz. Yani, 10 kg çeken monofilamentin yerine koyacağınız dyneema en az 13 kg taşıyabilmelidir. Bu akılda tutmak gereken bir husustur ve kalın misinalarınızın yerine dyneema seçerken önemli olacaktır. Dyneema'ların bu yüksek refleks sorunu, daha esnek bir kamış kullanımını gerektirir. Zaten büyük balık için esnek kamış bir tür zorunluluktur. Bilhassa sıradan misinalarla uzun süre avlanmış birisi için dyneema tarzına alışmak zor olabilir, normalde yakaladığı bir sürü avı kaçıracaktır. Dyneema, takımınıza sürekli sahip olmanızı, yumuşak hareket etmenizi, balığı anlayıp gerektiğinde yayına yapıldığı gibi yormayı gerektirir. Fakat, kısa bir sürede dyneema'ya alıştıktan sonra, normalde kaçırdığınız bir sürü avı livarınıza koyabilir hale gelirsiniz. En basit yönden, geç tasmalama sorununuz olmaz. Avınız Lastiğin ucundaymış gibi sallanmadığı için kancadan kurtulması daha güçtür. Balık vurduğunda hafifçe tasmalamanız, sadece kamışın boşluğunu almanız bile kancayı avın damağına oturtmaya yetecektir. Buna mukabil, boşluk vermeden çekmek ise apayrı bir sorundur. Tavsiyem, kamışı suya yaklaştırıp sararken yukarıya kaldırın. En yukarıya ulaşınca kamışın esnemesinin yarattığı etkiyi kullanarak boşluk vermeden dinlenme vs. fırsatı bulabilirsiniz. Ama en önemli tavsiye,kaliteli bir iğne kullanmak olacaktır. Dyneema'ların bir diğer sorunu ise, komik gelebilir ama, fazla ince olmaları yüzünden makaradan hızla boşalmalarıdır. Bu yüzden rüzgar onları kolayca uçurabilir. 50 m öteye atarsınız kolayca, fakat kurşunun dalmasını beklerken makaradan 100m misina boşalır, rüzgarın estiği yöne 20-25 m açılır ve oradaki balıkçıların önüne gider. Onların takımlarıda ister istemez sizinkinin üstüne gider. Biraz uğraşıp alışmak gereksede, kurşun havada bir süre yol aldıktan sonra misinayı elle hafifçe tutmak, boşluğu alınca tekrar bırakmak ve böylece rüzgarla uçup gitmesine engel olmak gerekebilir. Dyneema'ların özellikle yumuşak olanları, tipik bir iplik gibidir. Bu nedenle eğer sardığınız yeni kısım, öncekilerden daha sıkı ise veya sarımı sıkı yapamıyorsanız, dyneema eski sarımların arasına girer. Bu durumda fırlatma yapmaya bile gerek olmadan, basitçe misinayı salmak istediğinizde bile araya giren bölüme bir kaç katı birden sürükler ve misina yumak halinde çıkıp gider. Sonuçta bu dolaşığı atlaştırmak gerekir ve dertsiz başınıza dert açarsınız. Dyneema düğümlerde eriyip sarmaz. Bu yüzden düğümler bazen uğraştırsa da her zaman çözülebilir. Fakat bununla uğraşırken vakit kaybı, takımın dibe yatıp bir yerlere takılması gibi hususlar meydana gelir. O yüzden bu duruma mahal vermemek gerekir. Dyneema'yı her zaman sıkı olacak şekilde sarın. Makaraya ilk defa doldururken, mutlaka bir yerlerden dolaştırıp sıkıca gelmesini sağlayın. Ama aklınızda olsun, dyneema demiri bile kesebilecek kadar etkili bir liftir. Benim yaptığım gibi koltuğun kenarından geçirip döşemeyi kestirmeyin.. Eğer bir sebeple toplarken gevşek gelmişse, bir sonraki atışı çok ağırca yapın, sıkı olacak şekilde misinayı hemen toplayın. Ayrıca, dyneema misinaların çap ölçüleri biraz gariptir. Fused veya örgü olarak yapıldıkları için 0,20 bir dyneema'yı elinize alınca 0,30 monofilament kadar kalın görürsünüz. Bu misinalar gerginleşip boşlukları alınınca anılan kalınlığa düşerler. Hoş, bu pek fazla sorun değildir. Çünkü bunların dengi başka bir misina en az iki misli kalın olmak durumundadır. Fakat bu durum, dyneema'ların atıp-çekme gibi aktif teknikler dışında etkinliğini azaltır. Eğer levrek avında olduğu gibi, misinayı bir ayak taşına bağlayıp uzaklaşacaksanız, bu tür bir misinanın nimetlerinin hiç biri sizin için anlam ifade etmeyebilir. Bu durumda 10 kat fazla vereceğiniz parada anlamsız harcanmış olacaktır. Özellikle seyirtme uğraşırken, dyneema gene sorun olabilir. Kaşık, silikon yem vs. takıp seyirtme yapıyorsanız, bu misinaların hafızasız ve uzamaz olması alıştığınız yöntemleri yanlış kılabilir. Tipik uygulamada, seyirtme atılır, seri hareketlerle çekilir. Bilinen misinalar bu durumda yemin daha doğal hareket etmesini sağlar. Dyneema'da ise, hareketiniz aynı anda karşıya ulaşır. Çektiğinizde yem aniden fırlar, bıraktığınızda aniden duraklar. Yem ise eylemsizlikten dolayı harekete devam eder, misinanın üzerine gelir ve çoğu durumda karışır. Bu etkiyi biraz düzeltmek için yemi doğrudan değilde, fluorokarbon yada monofilament bir parça ile kullanmayı deneyebilirsiniz. Benim milletin kutusunda gördüğüm maketler, kaşıklar vs. bu konuda sorun çıkaran türlerden değildi. Ayrıca hiç kimseyi teknik olarak uzayabilen bir misinanın avantajlarını kullanacak bir faaliyet içinde de görmedim. Bizdeki malzemecilerde kaşık, maket diye satılan yemler aslında bir sürü alt kategoriye ayrılıyor. Kullanımları da buna bağlı olarak farklı. Mesela kaşığın uzun veya enli olması, maketin batma durumu, suda dönme durumu, iğnenin ucunda veya altında olması gibi bir sürü etmene bağlı olarak farklı çekme teknikleri kullanılıyor. İlk bakışta arada fark görülmese de uzamayan bir misina takınca aynı teknikle aynı sonucu elde edemiyorsunuz. Bu paragraftan anlaşılacak olanın "kaşık ile dyneema iş yapmaz" olmasını istemem. ![]() Yukarda görülen kaşıklar, "jigging spoon" olarak bilinirler. Bunların kullanımı, atarsınız, misinaya bolca boşluk verip beklersiniz. Bir an misina setleşir ve sizde balığı çekersiniz. Bu levrek yakalamanın farklı bir yoludur. Eğer dyneema kullanıyorsanız, vereceğiniz boşluk çoğu zaman yeterli olmaz. Balık vurup giderken boşluk çabucak tükenir av birden duraklar. Bu durumda ürkerek yemi bırakır.Ben hemen hiç kimsenin buralarda bu yöntemle levrek yakalamaya çalıştığını görmedim. Bu görülen kaşıklar, üretimleri, kullanımları filan tamamen farklı kaşıklardır ve bizzat bu iş için tasarlanmıştır. Eğer bu tekniği kullanıyorsanız, dyneema size göre olmayabilir. Düğüm konusunda bu misinalar pek fazla sorun çıkarmazlar. Düğüm yerindeki zayıflama ihmal edilebilecek kadar önemsizdir. Örgü/Fused yapısında, kayganlık ve hafıza dertleri olmadığından düğümde pek güç kaybı sorunu çıkarmazlar ama düğümün sıyrılıp boşalması problemi mesele olur. Örgü tipi Dyneema'dan farklı olarak, Fused yapıda olanları düğüm tutmada zorlanıp, kendiliğinden çok çok kolayca açılabilirler. Sertlik bir düğümde başka bir tehlike taşır. Misina düğüm atarken kendi kendini kesebilir. Bilhassa istenmeyen bir düğüm, misinanın kopmasına yol açabilir. Bu yüzden, düğümleri çok fazla sıkmayıp,üzerine birazcık japon damlatmak iyi bir yol gibi görünüyor. Bu misinalar lif yapısıyla yapıştırıcıyı hemen emer ve sanki kaynak yapmış gibi olur. Gerçi, alelade bir sürü düğüm attığım dyneema misinalarda pek sorun görmedim. Ama bir kaç kez, misina karışınca özellikle bu durumla karşılaştığım oldu. Dyneema/Fiber misinaları tipik bir misina değil, sanki bir tür çelik telmiş gibi düşünmek gerekiyor. Bazıları, bu sertliğin kamıştaki kılavuzları eskittiğini iddia ediyorlar. Temel sorun şu. Bazı ucuz ama kaliteli kamışlar, porselenlerin üzerine kaygan bir malzeme, çoğu zaman teflon ve benzeri bir kaplama yapıyorlar. Elbette bir hayli sert olan dyneema lifleri bunu kısa sürede aşındırıyor ve alttaki kalitesiz malzeme açığa çıkıyor. Bu hususa bilhassa dikkat etmek lazım. Porselenlerin olması gerektiği gibi seramik veya metal malzemeden olması lazım. Bu kadar dert çıkaran, üstüne nerdeyse altın gibi pahalı olan bu misinalarla neden uğraşalım? Bu zevki bir kaç kez dyneema ile balık çekmeden anlamak çok zordur. Kıyıdan atarken, normal misina ile ulaştığınızdan nerdeyse iki misli mesafeye ulaşırsınız. Seyirtme yapılan yerlerde çok duyduğunuz "Çaat" seslerini unutursunuz. Midye kapsa bile misinayı, yerinden söker, gene toplarsınız.. Çaparinize kaç balık vurduğunu bilirsiniz. Denizden poşet mi, balık mı çektiğinizi bilirsiniz. Geç tasmaladım sorunu yaşamazsınız. En zevklisi ise, balığın her hareketini takip edebiliyor olmanızdır. Bir şekilde bunlardan kullanmaya başladıktan sonra, sıradan takımlar size o kadar zevk vermeyecektir. Her zaman her yerde dyneema en iyi değildir. Ama dyneema bir misinaya sahip olmak her zaman iyidir. |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,561
|
Galata köprüsünde kefal yakalarken sıkça yaşadığım bir mevzuyu anlatayım.. Diyeceksiniz ki, gitti karizma, kefal ve dyneema.. Gidebildiğimiz mevkide orkinos vardı da biz mi tutmadık? Denizlerimizin hali malum. Artık kefal tutunca bile yüzü güler hale geldi bizim gibi tekne vs. sahibi olamayanlar.. Bu hallere düşürenler utansın diyelim, hikayeye devam edelim. Gözüm kamışta, oturuyorum. Kamışın hareketini gören komşu çekmeye gidiyor, gözüme bakıyor, elimle dur diyorum. Şöyle bakıyor, haydaa der gibi. Kamış önce biraz duruyor, balık biraz ibikleyip gitti. Ama gelecek, on saniye filan sonra, hep öyle yapıyorlar. Komşu ayrılamıyor, içi içini yiyor, gene hareket başlıyor, ama kamışın ucu aşağıda kalıyor. Tamam diyorum, çekiyor ve voila.. Elbet kefal tutmaya gelen herkes benden daha acemi. Ama biz o zaman ustamıyız ki, ilk tecrübelerimiz bu mevzuda, hoş hala da usta sayılmayız ama.. Arkadaş sanıyor biz çok ustayız, balığın dilini biliyoruz, elbet tuttuğumuz altı üstü kefal demiyor havalara giriyoruz. Arada bir başka hareket oluyor, İzmarit diyorum, geliyor, o kefal gibi yapmıyor. Bakışlar değişiyor, daha sarmaya başlamadan izmarit çekiyoruz demek ve doğru tutturmak çok ayrı bir zevk veriyor.
2005 Çinekop akınında Galata köprüsündeydik. Ama bize bir şey yok. Sağımızda yok, solumuzda yok. Bende başka bir kamışla çapari ile istavrit denedim. O da boş çıktı. Akşama doğru, toplanıp dönme niyetiyle, çapariyi sarmaya başladım. Diğer takım, ucunda bir parça yaprak hamsi ile iskandil dipten bir yarım kulaç kadar yukarda duruyor. Kamışı koyacak aparat yok, korkuluğa taktığım çantayı makinenin koluna destekleyip öylece bıraktım. Yanımdaki arkadaşla, yok bir şey denizde bugün filan derken, diğer yanımdaki "Senin kamışa vuruyor" demeye başladı. Ben boşvermişim,"yok yok vurmuyordur.." filan derken, çapariyi topluyorum. Ama kamış iyice hareketlendi, kurtulup aşağıya düşecek nerdeyse, diğer yanımdaki, arkadaşa "bir toplasana aslı varmıymış.." demiş. Kamışın sapına kolumla filan vurup dengesini bozduğumu düşünüyordum. O da eline aldı normal bir halde sardı, tasmalama filan yapmadı. Ucunda kocaman bir çinekop, nerdeyse sarıkanat olmuş. Ne tasmaladık, ne boşluk vermeden çekeceğiz diye uğraştık. Gene aynı yerde, daha evvelki bir zamanda, çaycıdan aldığım çayla uğraşırken, arkadaş "vuruyo, vuruyo" diye atladı. Bu defa kamış düzgünce takılıydı. Kullandığım 4 m karbon/çelik örgü, sert bir kamış. Ucu nerdeyse 15-20 cm eğilip geri geliyor. Arkadaş o heyecanla bir güzel tasmaladı. Öyle çok sert, çook hızlı bir hareket filan değildi. Aldım kamışı, baktım boş geliyor. Sardık, baktık ki, hayvanın damağının bir parçası iğnede kalmış, yırtılmış balığın ağzı. İşte Dyneema'nın size getirecekleri. Kamışın ucundaki hareketten zamanla suyun dibini okumayı öğreniyorsunuz. Ve artık size sıradan misinalar zevk vermez oluyor. Peki böyle durumlar nasıl oluyorda oluyor? Öncelikle, iğneyi damağa oturtmak için çok hızlı ve güçlü çekmek gerekmiyor. Misina esnemediği için balığın ilk anki sert darbesi çoğu zaman iğneyi oturtmaya yetebiliyor. Bu ilk anki güçlü hareket sadece bir iki santim kadarcık. Şimdi elime bir metre Samurai 0,25 misina alıyorum. 125 gr bir kurşunu ucuna takıp boyunu ölçüyorum. Yaklaşık 8-9 mm uzuyor. Bu 10 m misinada, 10-15 gr lık balığın çekiştirmesiyle 3-4 cm uzama olabileceği anlamına geliyor ki, bu durumda iğne damağa batacak kadar karşı kuvvet bulamaz. Sizde tasmalar, bu uzama payını alır, iğneye damağa batacak kadar güç verirsiniz. Ama misina uzamıyorsa, balığın ilk anda yaptığı süratli ve nerdeyse tüm takatını verdiği hareket, doğrudan iğnede toplanacaktır. Eğer kaliteli bir iğne kullanıyorsanız, sizi uğraştırmadan damağa oturuverir. Dolaptaki çinekopların birini alıp basit bir test yaptım. 4 Numara MUSTAD Beyaz düz iğnenin, 21 cm boyundaki bu balığın damağını delmesi için 20-25 gr kadar yük uygulamak yeterli oluyor. Sıradan bir misinada, balık misinaya 40 gr kuvvet uygulasa, misina esneyerek bunun bir 25-30 gramını sönümlüyor. Kalan güçse iğnenin batmasına yetmiyor. Genede, dyneema misina kullanırken "Otomatik Tasmalama" olacak diye düşünmemek gerekiyor. Ama iğne balığa doğru yönelmişse, sizin yumuşak bir hareketiniz yeterli ve şart olacaktır. Aman, garanti olsun, çekeyim sertçe derseniz, avın ilk andaki eylemsizliği nedeniyle iğne balığın ağzını yırtıveriyor. 4 m bir kamışta ellerinizi çok zorlanmadan saniyede 1m hızla çekebilirsiniz. Bu yaklaşık 40 derece kadar bir açıya tekabül eder. Kamışın ucu ise bu durumda yaklaşık 100 km/saat hızla, 2,5 metre kadar hareket eder. Balık eğer iğne damağına saplanırsa, durağan halden 1 sn içinde 100 km/s kadar hıza çıkmak durumunda kalır. Buda bilmem kaç "G" gücüne tekabül eder ve doğal olarak hemen hiç bir balığın ağzı buna dayanamaz. Kabul ediyorum, kamış esneyecektir vs. hadi bunları düşelim, 1 sn'de 50 km hıza çıksın. Oluşacak G kuvveti gene bir hayli yüksek olur. Ama bilinen misinalardan 25 m varsa arada, bu misina yaklaşık 2 m esneyebilir kolayca. Böylece süspansiyon etkisi yaratır, iğne nispeten nazikçe balığa saplanır, onu sürükleyip getirir size.. Elbette, balığın daha sağlam olan damağının iç taraflarına saplanan iğne için şansınız daha yüksek. Ama başka tecrübelerimden, iğnenin de kırılabildiğini hatırlıyorum. Dyneema Misinada başınıza gelecek en büyük sorun, bollaşıp makaradan boşalması ve akabinde mutlak dolaşması olacaktır. Bu durumda elinizde bir iğne olması, dolaşıktan kurtulmak için son derece yararlı olur. Bu sorunun sebebi, dyneema'nın makaraya sarılması esnasında, bir önceki sarımın içine girmesidir. Bunu önlemek üzere, dyneema misinaları mutlaka sıkı bir şekilde sarın. Eğer sarma esnasında misina gevşek olursa bollaşarak sarılır. İlk defa makaraya sararken, misinayı bir kaç yerden dolaştırıp gergin gelmesini sağlayın. Eğer misinayı boşta sararsanız, bir sonraki atışta boşanması bir yerde zorunlu olur. Bu yüzden, mutlaka sararken gergin olmasına özen gösterin. Örgü misinalar dyneema tabanlı rakipleri karşısında avantajlarını kaybetmiş haldeler. Örgü veya Fused misinalar artık monofilament veya polyester vs. yerine dyneema, fiber gibi malzemelerle yapılıyorlar. Bu tür misinaların özellikleri dyneema için olanlarla hemen hemen aynı. Aynı şekilde sıradan monofilament gibi malzeme ile yapılan örgülerde yapıldıkları malzemenin benzer özelliklerini sunarlar. Temel olarak, çok kalın bir misinayı tek parça olarak yapmak avantajlı değildir. Hem teknik olarak, hemde maliyet olarak bu yol tercih edilmez. 2 mm kalınlığında bir misinayı, 16 tane 0,12 ile örgü olarak yapmak daha iyidir. Bu daha yüksek sağlamlık sağladığı gibi daha ucuza mal olur. Bilhassa kocaman balıkları yakalamak için bu tür örgü misinalar bilhassa tercih edilir. Kocaman denince, 20 kg ve üzeri, kılıç, akya, orkinos gibi balıkları düşünmek gerekir. Böyle sağlam işler sözkonusu olunca da, monofilament yerine polyester gibi daha iyi sentetikler kullanılır. Piyasada ip misina, örgü misina olarak bilinenler bu türlerdir. Florokarbon misinalar ise, üç köstekli, seyirtme gibi takımların hazırlanmasında ideal bir malzeme olarak öne çıkıyor. Bir kaç türün dışında misina balıkları ürkütür.. Bu yüzden yakalanmaları zordur. Bakarsınız suda koskoca levrekler. Ama yeminize yaklaşmıyor. Pek aç olmayan levrek gibi balıklar, misinadan ürkerler. Kefaller köstekleri görürse huy kapar. Bu etmenler balığın daha dikkatsiz olduğu halleri gerektirir. Kıskandırma denen olayın en büyük etkilerinden biri (bence), balığı tedirgin eden misina vs. nin ürkütücülüğünü bastırmasıdır. Kaçan bir şey balıkta daha fazla yakalama dürtüsü uyandırır ve misina vs. daha az dikkat çeker. Diğer taraftan balığın eskiye göre daha kıt olduğu gerçeğini düşününce yakalama ihtimalini en fazlaya çıkarmak, en iyisi olacaktır. Benim tavsiyem, makineye dyneema misina kullanırken, uca takılan tarafın florokarbon olması yönünde. Florokarbon hemen hemen görünmez olduğu için, balığın ilk anki tereddüdünü azaltır. Eğer yeme uygun renkte iğne kullanıyorsanız, yemin şüphe çekecek pek bir tarafı kalmaz. Dyneema ile balığı tam doğru zamanda kanca ile tanıştırabilirsiniz. Fakat bu bileşim bugüne kadar duyduğunuz tekniklerin çoğunu geçersiz kılar. Bilhassa atış, tasmalama, balığın vurduğunu anlama gibi vaziyetleri. Dyneema'nın yüksek dayanma gücü daha ince, daha hafif beden sağlarken, florokarbonun görünmezliği kapkalın takımla çalışabilme kabiliyeti getirir. 0,20 dyneema bedenin ucuna 0,40 fluorokarbon bedene sahip çapari bağlayın. En ucuna irice bir kurşun takın ve doğru şekilde fırlatın. Milletin kayıkla gezdiği yerlere siz kıyıdan ulaşın. Florokarbon misinaların üzerinde bolca spekülasyon mevcut. Misinayı balığın görüp görmemesi ne kadar önemlidir? Memleket denizlerinde çok fazla tecrübem yok, çupra yada akya bu hususta ne düşünür, söylemek bana düşmez. Fakat mesela yayınların misinayı hiç takmadığını iyi bilirim. Ama bazı örneklere bakınca, görünmezliğin önemli olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Peki balık açısından vaziyet nasıl? Gerçekten balıklar bunu görebiliyor mu? Bu test ediliyor. Kalınca misinalar havuza geriliyor. Ortaya bir balık salınıyor. Teorik olarak balığın göremediği misinalara daha çok çarpması gerekiyor. Testin sonucunda florokarbonların %30 - %40 oranında daha fazla isabet aldığı görülüyor. Bilhassa yurtdışında kullananların da hemen hemen aynı oranda daha fazla balık yakaladıkları anlatılıyor. Benim tecrübelerimde daha farklı değil. Florokarbon misinalarda, yakalama tekniği olarak pek fazla bir fevkaladelik yok. Tipik misinalar gibiler, ama bilhassa düğüm işleri biraz farklı. Sert oldukları için düğüm tutmayı reddediyorlar. Biraz daha itinalı düğümler atmanız gerekiyor. Genel kaide olarak düğümlenmiş bir florokarbon test değerinin yarısına ancak dayanabilir. Elinizdeki misina 4 kg test değerine sahipse, düğüm atılan yerinden 2 kg kadar bir yükte kopuverir. Aynı şekilde bu misina sarıldığı yerden kolayca bollaşıp boşalabiliyor. Makaraya sararken, tepeleme doldurmamaya özen gösterin. En azından 5-6 mm boş kalsın. <br><br> En önemli fevkaladelik, düğümlerin atılması yolunda. Florokarbon, sürtünme ile çok fazla ısı üretir. Ayrıyetten florokarbonun ısıya dayanıklılığı iyi değildir. Isı alınca, çabucak erir ve yumuşar. Düğümü yaparken doğrudan ilmeklerseniz, ilmeği sıkarken oluşan sürtünmeye bağlı ısı florokarbonun uzamasına yolaçar, doğal olarak misina zayıflar. Aynı durum, misinayı makine ile toplarken, atarken de yaşarsınız. Bu yüzden, düğümlemeden önce biraz yağlamak (kokusuz, silikon bazlı bir yağ ile) yada en azından ıslatmak çok faydalı olur. Bunun asıl faydası kayganlıktan ziyade oluşan ısıyı hemen emmesidir. Makaradaki misinanın üzerine sprey silikon püskürtmekte makul bir işlem olacaktır. Düğümleri atarken, ilmekten önce en az beş sarım olmasına dikkat edin. Yani tipik iğne bağlama yöntemi gibi. İskandil, fırdöndü vs. bağlarken kasa yapıp gözünden geçirivermekten uzak durun, düğümler sayfasında bahsettiğimiz türden düğümleri tercih edin. Bilhassa polimerleştirme süreci misinanın esneklik, düğüme dayanıklılık, görünmezlik gibi hususlardaki kalitesini belirliyor. Mekan sahibi bir malzemeciye gittiğinizde binbir çeşit normal misina bulursunuz, fakat bu tür misinalardan şanslıysanız numunelik bir kaç makara görebilirsiniz. Seçim yapabilme şansınız azdır. Diğer yandan bu tür bir misina kullanırken pek bir şeyin farkına da varamayabilirsiniz. Suyun tuzluluk oranı, derinliği, akıntı, kirlilik vs. bu misinaların görünmezlik özellikleri üzerinde son derece etkilidir. Şurada mükemmel olan bir florokarbon, burada aynı mükemmelliği gösteremeyebilir. Ancak belli markalar çok iyi süreçler kullanarak optimum görünmezliği sağlayan misinalar üretiyorlar ve fiyatları biraz tuzluca . İyi bir haber, bu tür misinalar 30m, 12m gibi küçük parçalar halinde temin edilebiliyor. Çünkü yurtdışında bunların genel kullanım yeri, "Leader" denen, takımın uç kısmı. Florokarbon üretim sürecindeki sorunlar, uzun misina üretimini daha pahalı hale getiriyor. Ortalama 60-70 m hatasız üretim, çok makul bir maliyetle sağlanabiliyor. Daha uzun parçaları hatasız, üniform olarak üretmek bir hayli zor, daha doğrusu pahalı bir iş. Buda 30m X fiyatlı ise, 100m olanın 5X fiyatlı olmasına yolaçabiliyor. Kabul edilebilir seviyede az hatalı üretim yapabilen üretici çok sınırlı. İşin kötüsü kabul edilebilir kalitede 30m üreten bir firmanın bu 30m ürünü içinde kaliteyi çok kötüleştirecek kadar hata olabiliyor. Hatalar, farklı kalınlık, farklı kırma endeksi, polarizasyon yoluyla renklenme yapan bölgeler gibi sorunlar oluyor. Bu yüzden gerçekten iyi kalite olmayan bir florokarbon'dan verim alabilmek zor. Bunlarda haliyle daha pahalı. Kısacası, ya harbi kaliteli bir florokarbon kullanın, yada iyisinden bir sıradan misina. Bu kadar sorunlar olunca, bazı üreticiler ilginç bir hileye başvuruyor. İncecik bir termal monofilamentin üzerine florokarbon kaplıyorlar. Bazı üreticiler vaziyeti belirtmek üzere "hybrid" melez misina diyorlar. Bu düğüm tutma, sağlamlık gibi noktalarda misinanın performansını iyi yönde etkiliyor. Diyelim ki, 0,40 mm florokarbon alıyorsunuz, merkezinde 0,15 .. 0,25mm kadar monofilament bulunuyor. Elbette bu durumda görülebilirlik hususu içindeki monofilamente benziyor ve olayın amacından uzaklaşılmış oluyor. Markette bulunan çoğu düşük kaliteli ve/veya monofilament merkezli florokarbon, bu türün imajını kötü etkiliyor. Doğrusu, bazı durumlarda, en kötü florokarbon bile diğerlerinden daha verimlidir. Nerede mesela? Denizin/gölün suyu pırıl pırıl tertemizse, derinlik çok fazla değil, denizin dibi rahatça görünüyor ise.. Alabalık ardında dolaşıyorsanız.. Levrek gibi nazlı balıklarla uğraşacaksanız.. Bu gibi durumlarda en kötü florokarbon bile normal misinadan daha iyi olabilir. Vapurun köpüğüne takım atınca daha çok balık vuruyorsa, ya florokarbon bir misina deneyin, yada vapur geçmesini bekleyin, mesela. Benim görüşüm, vapurun bulandırdığı suda, dere ağızlarında vs. balıkların misinayı vs. görmede zorlanmaları avı olumlu etkiliyor.Tamam bunlar pahalı, ama bilhassa uçuk fiyatlı değiller. Bence, takım çantanızda bunlardan bulunmalı. Ama mutlaka kaliteli olanlar tercih edilmeli. Bu türlerin en makul kullanım yeri, seyirtme, üç köstekli gibi takımların yapılması olarak görünüyor. Ana beden ve olta olarak bu misinalar gene kullanılabilir. Fakat bu noktada dyneema çoğu durumda daha avantajlı görünüyor. Özellikle makarada durmaması, çok sağlam olmaması, ağır olması gibi hususlar bu misinaların temel sorunları. Birde yukarıda belirtildiği gibi ıslak tutmak, sıvı silikon bazlı yağlarla yağlamak gibi sorunları var. Elbette seçim sizin. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Expert Member
Giriş: May 2007
Yaş: 33
Mesaj: 1,106
|
bende misina bakımı hakkında uyguladığım yöntemleri anlatmak isterim atçek amaçlı kullanılan misinaların yemli takımlarda uygulanan misinalardan daha çabuk deforme olduğu düşüncesindeyim,ne koşulda kullanılırsa kullanılsın altı ayda bir defa yeni misina sardırmakta fayda vardır ,ben periyodik olarak tüm makinalarımın kafalarını çıkartarak 2 ayda 1 kere mutlaka yeni misina sardırıyorum, siz dersenizki yok arkadaş ben sardırdığım misinayı senelerce kullanmak istiyorum o halde şöyle bir önerim var,tuzlu suyu arındırın yani tatlı su ile misinanızı temizleyin ,yok eğer ben bunuda yapamam diyorsanız o halde birgün hayatınızın balığını çekerken çaaaatttttt diye bir ses duyduğunuz zaman unutmayınki son pişmanlık fayda etmez
.saygılar sevgiler |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Expert Member
Giriş: May 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 39
Mesaj: 3,680
|
Zaten her avdan dönüşte kafayı cıkartıp musluk altına tutmakta fayda var.en azından ayda birde makinayı söküp yaglamak gerekir
__________________
BİROL -1969 İSTANBUL 0RH- Gül Ey saf çelişki. Nice gözkapağının altında hiçkimsenin uykusu olmamanın sevinci........ |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Junior Member
Giriş: Aug 2007
Yaş: 29
Mesaj: 28
|
Şu sıralar çok fazla görüyorsunuz beni.
Çok soru sorduğumun da farkındayım. Ama dayanamayacağım. Yine soruyorum. İstavrit, lüfer, levrek için; Makinaya dyneema (0,40 MUSTAD DYN.ULTRA MİSİNA 100MT) sarmak istiyorum. Dyneema misinalar diğerlerine göre çok daha sağlam ve makina üzerindeki ömrü de uzun olduğu için. Takımlarda beden olarak (istavrit ve lüfer) ise florokarbon 0.25 misina kullanmak istiyorum. Gözükmemesinden dolayı. Fakat ben Türkiye'de satılan böyle bir misina bulamadım. İnternettn mustadın official sitesinden thot FC diye bir model buldum ama Türkiye'de var mıdır ve alternatifleri nelerdir. Biraz uç birşey olacak sanırım ama istavrit için dyneema (0,08 MUSTAD DYN.ULTRA MİSİNA 100MT) kullanmayı düşünüyorum. Burulma, deforme olma problemine karşı. Yorumlarınızı bekliyorum. Teşekkürler.
__________________
Ayhan Tekirdağ 1979 A Rh+ Mac Gregor 26M (inşallah 2010'da) 2010'a da az kaldı.
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) | |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,561
|
Alıntı:
Çok çok daha sağlam misina, daha ince olunca çok daha fazla makaraya sarılabilecek misinadır. Açık deniz balıkları, ton, kılıç vs. için yüzlerce metre kalama vermek gerekir. İşte o zaman daha ince olup daha çok dayanan birini tercih etmek anlam taşır. 0.40 yerine 0.35 kullanırsanız, bir 500m daha kalama şansınız olur.. Ama siz 100m vs. diyorsunuz. Bu uzunlukta 0.40 misinanın çok fazla bir anlamı yok. 0.12, 0.14, 0.16 vs. hayli hayli yeter. Hemde daha ince olduğu için daha iyi netice verir..
__________________
Serdar Köylü, 27/05/1969 |
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) | |
|
Junior Member
Giriş: Aug 2007
Yaş: 29
Mesaj: 28
|
Alıntı:
Doğru bildiğimden de emin değilim. Bir de esneme payının az olması bana ilginç geldi. Balık tutmak daha da zevkli olabilir. Peki florocarbon konusunda önerebileceğin bir misina var mı? Dediğim gibi internette baktığım ürünlerin üzerinde böyle özellikler yazmıyor. Ancak offcial sitelerinde görebiliyorsunuz.
__________________
Ayhan Tekirdağ 1979 A Rh+ Mac Gregor 26M (inşallah 2010'da) 2010'a da az kaldı.
|
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Junior Member
Giriş: Aug 2007
Konum: finlandiya/järvenpää
Yaş: 24
Mesaj: 18
|
bende rapalanin fused misinelerini kullaniyorum..aciklamanizda eklediginiz gibi ust tabaka siyrilabiliyor ama kolay bir sekilde degil...cok saglam ve kuvvetli ve cekerleri cok fazla...orgu misinelerde ise igne orgunun icine girebiliyor ve fazla bir kayganliklari yok buda suda tutunmasina sebeb olmakta cabuk deforme olup gorunurlugu cok fazla bulunmakta...ama buyuk avlarda arka beden olarak kullanilablir...flora carbon misineleri ise gereksiz buluyorum cok pahali ve cok fazla bir fark yok monofilament arasinda..suya gore renk secimi yapilirsa monoflamentte ayni gorevi gorur..bence misinede en onemli sey esnekliktir..sert bir misine ne dugume gelir nede zorlamaya..dynema misinelerde luferin kesemeyecigine katilmiyorum..cunku bir sirti kara surusunde kullandim ve 3-4 kg ustu baliklardi ve acik suda sadece yami alip kafa salladiklarini ve benim misineyi kestigini gordum...en son celik telle bir adet aldim ama 5-6 balik kacirdiktan sonra 1 baligin lafi olmaz
![]() paylasim icin tesekkurler..cok guzel bilgiler verilmis...
__________________
mustafa cecen 05.08.84 kan gurubu AB + finlandiya/järvenpää turkiye/antalya/alanya balik avlamak icin once avliyacagin baligi tanimak ve onun gibi dusunmek gerekir.... |
|
|
|