|
|||||||
| Makaleler Deniz, balık, av teknikleri, düğümler, yeni bir icat, sağlığımız, acil yardım... Kısaca aklınıza ne gelirse, kendinize ait makalelerinizi buradan paylaşabilirsiniz! |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Mesaj: n/a
|
Emir Çaka Bey
![]() Shot at 2007-07-11 Oğuz Türkleri, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan liderliğinde 1071 yılından itibaren Anadolu’ya yerleşmeye başlamış ve 1081 yılına kadar öncü Türk Beylikleri, Ege ve Marmara kıyılarına ulaşmışlardır. Geniş bozkırlarla kaplı Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu vatan olarak benimseyen Atalarımız, başlangıçta ufukta güneş ve gökyüzü ile birleşen coşkun ve hırçın denizi biraz ürkütücü ve şaşkınlık verici bulmuşlarsa da, kısa sürede ona dostluk elini uzatarak, mavi sularda kendilerine yer aramaya başlamışlardır. Çaka Bey işte bu dönemde, Batı Anadolu'da hakimiyet kurmuş ve ilk Türk deniz savaşı filosunu oluşturarak askeri başarılar kazanmış bir Türk komutanı ve denizcisidir. Çaka Bey Oğuzlar’ın Çavuldur boyuna mensuptu. Malazgirt Savaşı sonrasındaki Bizans İmparatorluğu kuvvetleri ile giriştiği bir çatışmada esir düşmüş, İstanbul'a götürülmesini takiben İmparator III. N. Botaniates’in dikkatini çekerek Bizans sarayına alınmıştır. Burada çok büyük ilgi görmüş, serbestçe hareket etmesine izin verilmiş ve sonraki yıllardaki başarıları açısından önem arzedecek pek çok bilgi ve tecrübeyi edinmiş, bu arada Yunanca da öğrenmiştir. Bizans İmparatorluğu deniz kuvvetlerini yakından incelemiştir. 1081 yılında Bizans tahtına İmparator Aleksi Komnen geçince hürriyetine kavuşmuştur. Türkleri denizlerle kaynaştıran ilk öncü, Emir Çaka Bey olmuştur. Çaka Bey Selçuklu ordusundan bağımsız hareket ederek, İzmir'i ilk defa olarak Türk idaresine katmış, daha sonra İznik'te payitaht kurmuş bulunan Selçuklular ile güçlerini birleştirmiştir. Çaka Bey İzmir merkezli bir beylik kurarak sınırlarını genişletmek için mücadeleye başlamıştır. 2-3 yıllık bir süre içinde Urla, Çeşme, Sığacık ve Foça’yı zaptederek bu kesimdeki geniş sahil boyunu sınırları içine almıştır. Hedefi Ege Denizi’nde hakimiyet kurmaktı. Emir Çaka Bey, denizci kimliğini Beyliğin tüm kurumlarına yansıtarak, Türklerin, artık rakipleriyle denizlerde de kıyasıya mücadele edebilecek bir duruma gelmesini sağlamıştır. Çaka Bey, İzmir’de o döneme göre modern sayılabilecek bir tersane yaptırmış ve tersane civarındaki bölgeyi deniz üs kompleksine dönüştürmüştür. Bu aşamadan sonra gemi inşa faaliyetlerine geçilmiş; kürekli ve yelkenli gemilerden oluşan 50 parçalık ilk Türk donanması 1081 yılında inşa edilmiştir. Bu yıl, Türk Deniz Kuvvetleri açısından son derece önemlidir. Çünkü, 1081 yılı Deniz Kuvvetlerimizin kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir. Öncü denizcimiz Emir Çaka Bey, 1081 yılında 50 parçadan oluşan ilk Türk donanması ile Ege’nin sıcak sularına yelken açmıştır. Bu seyir sıradan bir seyir değil, tarihi şan ve şerefle dolu Türk Deniz Kuvvetlerinin doğuşudur. Bu seyir, 922 yıllık tarihi bir miras ve köklü bir geleneğe sahip olan Türk Deniz Kuvvetlerinin Akdeniz (Ege Denizi) ile kucaklaşması ve denizlerdeki rekabetin saygın bir oyuncusu olmasıdır. İlk Türk donanması 1089 yılında Midilli, 1090 yılında ise Sakız Adası’nı fethederek denizlerin dünyasına hızlı bir giriş yapmıştır. Türkler denizlerle tanışmış; onunla arasında gönül köprüsü kurmuştur. Ancak, denizlerde dolaşmanın bir bedeli olmalıydı: 19 Mayıs 1090 tarihinde Karaburun ile Sakız Adası arasında kalan Koyun Adaları civarında Çaka Beyin donanması, Bizans donanması ile karşılaştı. Savaş kaçınılmazdı. Çaka Bey, İstanbul’daki esaret günlerinden beri kendisini bu gün için hazırlamıştı: Sınırsız bir uyum sağladığı denizin, insanın akıl ve yaratıcılığını harekete geçirdiğinin bilincindeydi. 17 çektiri ve 33 yelkenli olmak üzere toplam 50 savaş gemisinden oluşan donanmasını, seri taktik manevralarla ustalıkla sevk ve idare ediyor; düşmana en zayıf yerlerinden ard arda darbeler indiriyordu. Bizans donanması ağır kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştı. İlk Türk Deniz Zaferi’ni, Öncü Denizci Emir Çaka Bey sayesinde kazanan Türkler, denizlere artık daha büyük bir umut ve güvenle bakmaya başlamışlardır. Emir Çaka Bey, bu zaferinden sonra denizlerdeki kontrol sahasını genişletmiş ve donanması ile Çanakkale önlerine kadar yaklaşmıştır. Bizans’ın, Emir Çaka Beyi durdurmak için kullandığı yöntem, tarihimizin çeşitli dönemlerinde ve hatta günümüzde de sık sık karşımıza çıkan, artık klasik olarak adlandırılabilecek bir nitelik taşıyordu: Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıç Arslan’ı kışkırtarak, ona karşı kullanmak. Bizans ve Selçuklular için bir tehlike olan Çaka Bey, bu surette ortadan kaldırılmış bulunuyordu. Ege bölgesinin ilk fatihlerinden olan Çaka Bey, I.Kılıç Arslan’ın hilesinin kurbanı olup öldüğü sırada tarih 1095 idi. Böylece, İzmir Beyliği kuruluşundan sadece 14 yıl sonra yıkılmış oldu Emir Çaka Beyin 1095 yılında zamansız ölümü, yükselen bir değer olan Türk Denizciliği’nin gelişim hızını yavaşlatmıştır. Çaka Bey sadece usta bir denizci komutan değil, aynı zamanda bir deniz düşünürü idi. Çaka Beyin ateşlediği denizci yaklaşımın ivmesini kaybetmesi belki de, İstanbul’un Fethi’ni 350 yıl gecikmeye uğratmıştır. BARBAROS HAYREDDİN PAŞA (1478 - 1546) 1478 yılı dolaylarında Midilli'de doğdu. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli'nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi. Asıl adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin lakaplarıyla tanınır. Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç'a verdikleri "Barbarossa" adını daha sonra Hızır için de kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır. Osmanlı Donanması kaptanpaşalığına yükselmeden önce deniz ticaretiyle uğraşan Hayreddin, Akdeniz’de korsanlık yapmıştır. Selanik Körfezi dolaylarında başlayan ticaret hayatı, kardeşi Baba Oruç’un Rodos şövalyelerine esir düşmesiyle sekteye uğradı. Baba Oruç’u kurtarmak için Bodrum’a gelen Barbaros Hayreddin, daha sonra Midilli’ye geçerek ticaret hayatına devam etti. I. Selim’in, kardeşi Korkut’un Osmanlı toprakları dışına kaçmasına engel olmak için kıyılarda yasaklamalara gitmesiyle, 1510 yılında Tunus ve Trablusgarb arasındaki Cerbe Adası’na gitti. Orada kardeşi Oruç Reis ile buluşarak küçük bir donanma kurdu ve Avrupa ülkelerinden gelen gemileri yağmalamaya başladılar. 1515 yılında Yavuz Sultan Selim’e gönderdiği hediyelerle sarayda resmi olarak tanınıp, bilinir oldu. Padişah’tan yardım alan Barbaros, sahip olduğu donanmayla İspanyollar’la savaştı. Kaptanpaşalığa getirildikten sonra, Tunus, Mayorka, Apulya, Venedik, Adalar Denizi ve Akdeniz seferlerinin yanı sıra 1538 yılında, 122 gemiden oluşan donanmasıyla Andrea Doria yönetimindeki 600'den fazla gemiden oluşan Haçlı donanmasına karşı Turgut Reis ve diğer reislerle beraber sefere çıktı ve büyük bir zafer kazandı. Fransa Kralı'nı korumak için yaptığı Nice seferi, en son seferidir. 1544 yılında İstanbul’a dönen Barbaros Hayreddin Paşa, yalnızca Fransa Kralı’nı kurtarmakla kalmadı, Fransa’nın elindeki Müslüman esirlere özgürlüklerini kazandırdı ve yüklü bir savaş ganimetiyle yurda döndü. Türk denizciliğine en parlak devrini yaşatan Barbaros Hayreddin Paşa, 1534 yılında fiilen başladığı ‘Kaptanpaşalık’ görevini, 12 yıl boyunca başarılı bir şekilde sürdürdü. . Bir çok zafer kazanan Barbaros, Avrupa'da nam saldı. Avrupalılar çocuklarını Barbaros geliyor diye korkutur hale geldiler. 5 Temmuz 1546 tarihinde vefat eden Barbaros Hayreddin Paşa, sağlığında Beşiktaş'ta yaptırdığı medresenin yanındaki türbesine defnedildi. Onun ölümü için "Mate reisü'l-bahr-Denizin reisi öldü" denildi. Barbaros Hayreddin Paşa zamanında Osmanlı denizciliği gücünün zirvesine ulaşmış, onun mektebinde yetişen değerli denizciler ve teşkilatlı tersane sayesinde bu güç varlığını bir süre daha devam ettirmiştir. Barbaros Hayreddin Paşa, alim ve cesur bir komutandı. İri yapılı ve kumral tenliydi. Saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü. Ömrü denizlerde geçtiğinden Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini çok iyi bilirdi. Çinili Hamam kendisine aittir. Oğulları Mehmed Paşa, Hasan Paşa ve Vali Paşa'dır. PREVEZE DENİZ ZAFERİ [28 Eylül 1538] Hadım Süleyman Paşa komutasındaki Türk donanması Hindistan sahillerine demirlemiş, Paşa’dan karşıdaki Diyu Kalesi’ne saldırı emri bekliyordu. Hindistan’dan çok uzakta, Preveze açıklarında ise diğer bir Türk donanması Haçlı donanmasına karşı konuşlanmıştı. Bu, iki büyük komutanın birbirine meydan okuyuşuydu aynı zamanda; Haçlı donanmasının başındaki Andrea Doria ve Barbaros Hayreddin Paşa’nın. 1538 yılıydı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun en görkemli zamanıydı. Batıda ‘Büyük Süleyman’ diye de bilinen Kanuni Sultan Süleyman’ın devriydi, yalnızca karada değil denizde de zaferler birbirini kovalıyordu. Kanuni’nin Kaptan-ı Derya’sı, Andrea Doria karşısındaki Barbaros Hayreddin Paşa’ydı. Haçlı donanmasının çok daha güçlü olmasına karşın, Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Türk donanması Preveze Savaşında kesin bir zafer kazandı. Türk deniz gücünün Hristiyan Avrupa'ya karşı en büyük başarısı olan bu zafer, Osmanlı Devleti'ni Akdeniz'de tartışmasız en büyük deniz gücü durumuna getirdi. PİRİ REİS (1470..-1554) Piri Reis eşsiz bir kartograf ve deniz bilimleri üstadı olmasının yanısıra, Osmanlı deniz tarihinde izler bırakmış bir kaptandır. Piri Reis, 1465-1470 dolaylarında, o dönemde Osmanlıların ünlü bir deniz üssü olan Gelibolu'da doğdu. On yaşlarına geldiğinde, dönemin bütün Akdeniz'de nam salmış ünlü korsanı olan, sonradan devlet hizmetine giren amcası Kemal Reis'in seferlerine katılmaya başladı. Piri ve amcası Kemal Reis, uzun yıllar Akdeniz'de korsanlık yaptılar. 1486'da Granada’nın Osmanlı Devleti'nden yardım istemesi üzerine 1487-1493 yılları arasında Piri ve amcası, gemilerle Granadalı müslümanları İspanya'dan Kuzey Afrika'ya taşıdılar. 1499-1502 yıllarında Osmanlı Donanması'nın Venedik Donanması'na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı gemi komutanı idi. Piri Reis Akdeniz'de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti. Piri Reis, 1511'de amcasının ölümünden sonra, bir süre için açık denizlere açılmadı ve Gelibolu'ya yerleşti. Burada, önce 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. Atlas Okyanusu, İberik Yarımadası, Afrika'nın batısı ile yeni dünya Amerika'nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, işte bu haritanın elde bulunan bölümüdür. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan, Kristof Kolomb'un hala bulunamamış olan Amerika haritasındaki bilgileri içeriyor olmasıdır. Piri Reis haritasını, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında ,1517'de padişaha sundu. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve 'Dünya ne kadar küçük...' demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve 'biz doğu tarafını elimizde tutacağız..' demiştir.. Padişah, daha sonra 1929'da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu'nun ve onun Baharat yolunun kontrolunu ele geçirmek için Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir... Piri Reis seferden sonra, tuttuğu notlardan Bahriye için bir kitap yapmak amacıyla Gelibolu'ya döndü. Derlediği denizcilik notlarını bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan Kitab-ı Bahriye'de bir araya getirdi.. Kanuni Sultan Süleyman'in dönemi, büyük fetihler dönemiydi. Piri, 1523'deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması'na katıldı. 1524'de Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pergeli İbrahim Paşa'nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1526'da gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye'sini Kanuni'ye sundu. Piri Reis'in 1526'ya kadar olan yaşamı Kitab-ı Bahriye'den izlenebilir. Piri Reis, 1528'de de ikinci dünya haritasını çizdi. Bugün elimizde olan Kuzey Amerika haritası bu haritanın bir parçasıdır. Sonraki yıllarda, güney sularında devlet için çalışan Piri Reis, bu dönemde, Hint Kaptanlığı yapmış, Umman Denizi, Kızıl Deniz ve Basra Körfezi'ndeki deniz görevlerinde yaşlandı. Piri Reis'in Osmanlı donanmasında yaptığı son görev, acı olaylarla biten Mısır Kaptanlığı'dır. 1552'de çıktığı ikinci seferin son durağı Basra'da, tamire ve dinlenmeye muhtaç donanmayı bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır'a döndüğü için, burada hapsedi. Donanmayı Basra'da bırakması, Basra valisi Kubat Paşa'ya ganimetten istediği haracı vermemesi, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa'nın politik hırsı yüzünden 1554'te hizmette kusurla suçlandı ve idam edildi. Ne var ki O, yarattığı evrensel boyuttaki eserleri olan, iki dünya haritası ve çağdaş denizciliğin ilk önemli yapıtlarından birisi sayılan Kitab-ı Bahriye ile günümüzde de halen yaşamaktadır... Öldüğünde 80 yaşının üzerinde olan Piri Reis'in terekesine devletçe el konuldu. Osmanlı Türklerinde gerçek anlamda haritacılık Piri Reis'le başlar. Bu acemice, emekleyen bir görüntünün aksine, mükemmel bir çıkıştır. Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adlı kitabı bir Türk'ün meydana getirdiği en önemli denizcilik eseri olarak dünyaca selamlanmıştır. Dünya haritası ve Kuzey Amerika haritasının çizimlerindeki isabet ve projeksiyon sistemindeki mükemmellik, tüm dünyada büyük hayranlık ve hayret uyandırmaktadır. Piri Reis Haritası Milli müzeler müdürü Halil Edhem Eldem, 1929 yılında, Topkapı Sarayı'nın eşsiz hazinelerinden biri olan Piri Reis haritasını ortaya çıkardı. Harita o sıralar İstanbul'da araştırma yapan Alman doğubilimci Prof. Paul Kahle tarafından incelenip, 1931 yılında Leiden'de toplanan 18. Doğubilimleri Kongresi'nde dünya bilim çevrelerine sunuldu. İstanbul basınında yer alan yazılardan sonra Ankara'ya taşınan harita, Atatürk ve tarihçileri tarafından incelendi. Atatürk'ün özel ilgi ve emirleri ile devlet matbaasında tıpkıbasımı yapıldı. Birinci Dünya Haritası adı ile anılan ve deve derisi üzerine çizilen, dokuz renkte boyanıp resimlenmiş harita 86 cm. boyundadır. Üst kısmının genişliği 61 cm, alt kısmının ise 41 cm'dir. Dikkatle bakıldığında, haritanın sağ yanından boydan boya kopmuş olduğu göze çarpar. Alt kısmının genişliğinin kısa oluşu derinin olağan yapısındandır. Bu kopma dolayısıyla Birinci Dünya Harita'sından geriye Atlas Okyanusu'nun boydanboya iki kıyısı kalmıştır. İspanya, Fransa, Amerika'nın doğu kısımları ile Florida kıyıları, Antiller, Güney Amerika'nın doğu bölümü bugünkü haritalara yakın doğrulukta çizilmiştir. Harita tipik bir deniz haritasıdır. Enlem ve boylam çizgileri yerine rüzgar gülü ve yön çizgileriyle, efsanevi ve gerçekçi resimlerle süslenmiştir. Harita üzerinde yer adlarının yanı sıra, keşif tarihi, efsanevi bilgiler, haritanın oluşumu hakkında notlar vardır. Harita eşsiz bir tablo güzelliğine sahiptir. Görselliğin bu denli öne çıkması, eserin Osmanlı sultanına sunulacak olmasından kaynaklanmıştır. Haritada bulunan rüzgar gülü sayısı üçü küçük, ikisi büyük olmak üzere beştir. Güney Amerika'nın kuzeybatı bölümünde yer alan satırlarda Piri Reis'in imzası açıkça okunur: " Bunu Kemal Reis'in biraderzadesi diye meşhur, Hacı Mehmet'in oğlu fakir Piri 919 (1513) Muharremülharamında Gelibolu şehrinde yazdı, Allah ikisini de affetsin." Güney Amerika üzerinde okunan aşağıdaki satırlarda Piri Reis bilim adamlarına yakışan bir dürüstlükle haritasının kaynaklarını açıkça belirmektedir: "Bu fasıl işbu haritanın ne tarikle telif olunduğunu beyan eder. İşbu harti misalinde harti asır içinde kimsede yoktur. Bu fakirin elinde telif olup şimdi bünyad oldu. Hususan yirmi miktar hartiler ve yappamondolar'dan (Mappa Monde), yani İskender-i Zülkarneyn zamanında telif olmuş hartidir ki rubu meskun anın içinde malumdur; Arap taifesi ol hartiye Caferiye derler anın gibi sekiz Caferiyeden ve bir Arabi Hint hartisinden ve dört Portukalın şimdi telif olmuş hartilerinden kim Sint ve Hint ve Çin hendese tarihi üzerine ol hartilerin içinde mesturdur ve bir dahi Kolonbo'nun Garp tarafından yazdığı hartiden bir kıyas üzerine istihraç edip bu şekil hasıl oldu; şöyle ki bu diyarın hartisi bahriler içinde nice sahih ve muteber ise, mezbur hartide dahi yedi derya ile sahih muteberdir." Bu satırların üzerinde yer alan bölümde ise Amerika'nın keşfi ile ilgili bilgiler verilmekte ve son cümlesinde "Mezbur hartide olan bu karalar ve cezireler (adalar) kim vardır, Kolonbo'nun hartisinden yazılmıştır" denmektedir. Haritayı çekici kılan yönlerden biri de budur. Colombus 1492-1504 tarihleri arasında Amerika'ya 4 kez sefer etmiş ve kıyıların haritalarını yapmıştır. Ancak bu haritaların hiçbiri günümüze ulaşmamıştır ve bugün sadece Piri Reis'in haritasının içinde yer alan bölümü ile yaşamaktadır. Colombus'la birlikte ikinci yolculuğa kılavuz olarak katılan Juan de la Cosa'nın 1500'de yaptığı dünya haritası, Contarini'nin 1506 tarihli dünya haritası ve Martin Waldseemüller'in 1507 tarihli dünya haritası (ilk defa bu haritada Kuzey ve Güney Amerika Asya'dan ayrı bir şekilde gösterilmiştir) Amerika kıtasının yer aldığı ilk haritalardır. Piri Reis'in haritası bu üç haritadan daha doğru olarak çizilmiştir. Prof. C. Hapgood tarafından yapılan araştırmalar sonucunda, Kahire'yi merkez alan hava fotoğrafları ile inanılmaz benzerlik taşıdığı görülmüştür. Erich Von Daeniken ise haritanın uzay gemilerinden çekilen fotoğraflardan yapılabileceği gibi sansasyonel bir görüş ileri sürmektedir. Antarktika dağlarının haritada yer alması ise ayrı bir bilinmezdir. Yüzyıllardır buzullarla kaplı bu dağlar 1951'de ses yansıtıcı bir sistemle keşfedilmiştir. Kısacası, Colombus'un Amerika'yı keşfinden sonra yapılan haritalar içinde en isabetlisi ve bugünkü moden haritalara uygunu Piri Reis'in haritasıdır. Projeksiyon sistemi şaşırtıcı derecede mükemmeldir. Piri Reis'in ilk haritasının kayıp parçalarının aranması sırasında, Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından yeni bir harita bulundu. Ceylan derisi üzerine, sekiz renkte boyanmış Osmanlı tarzı süslemelerle bezeli çerçevesiyle göze çarpan bu harita da bir deniz haritasıdır. Piri Reis üslubunun tipik bir örneği olan harita 69-70 cm boyutlarındadır. Çerçevenin sadece kuzey ve batı kenarlarında bulunması, üzerindeki notların kenara gelen kısımlarının yarım kalmış olması, bu haritanın da bir kısmının yok olduğunu göstermektedir. Bu nedenle elimizdeki harita Atlas Okyanusu'nun kuzeyini, Kuzey ve Orta Amerika'yı kapsamaktadır. Harita üzerinde hemen göze çarpan ve deniz haritalarının tipik özelliklerinden olan dördü büyük ve süslü, ikisi küçük altı rüzgar gülü ile iki mil ölçeği bulunmaktadır. Haritada iki dikey ölçeğin altındaki dört satır, Piri Reis'in imza ketebesidir ve haritanın yapım yılını da ortaya çıkarır: "Bunu 935 (1528) yılında Gelibolu'da Reis Gazi Kemal merhumun biraderzadesi diye meşhur olan Hacı Mehmed'in oğlu fakir Piri Reis tamam etti. Bu iş muhakkak onundur." Bu ketebe Arapçadır. Ancak harita üzerindeki diğer notlar duru bir Türkçe ile yazılmıştır. Bu haritanın da, ilki gibi bir dünya haritası olduğu öne sürülmektedir. Bizce harita bir dünya haritası değildir. Kaybolmuş olan kısımlardaki alan büyük olasılıkla alt kenarda (güney) Antarktika, sağ kenarda (doğu) İstanbul'u kapsamaktadır. Piri Reis, Osmanlı başkenti ile Yeni Dünya'yı büyük ölçekli bir haritada göstermek istemiştir. Bir diğer amaç, 1513 yılında saraya sunduğu haritadaki bilgileri yeni keşifler ışığında güncelleştirerek Kanuni'ye sunmak istemiş olmasıdır. Bir başka olasılık ise, Amerika kıtasındaki yeni keşiflere ilgi duyan Osmanlı Sarayı bu haritayı çizmek için Piri Reis'i görevlendirmesidir. İlk haritada bulunan bazı hayali adaların bu haritada yer almaması, Amerika kıyılarının daha isabetli çizilmesi, deniz haritalarında yer alan limanların girinti ve çıkıntılarının abartılı olarak çizilmesi hatasına düşülmemesi, Yengeç Dönencesi'nin çok az hatayla çizilmiş olması (kopuk ve kayıp bölümde Ekvator ve Oğlak Dönencesi'nin de çizildiğine işarettir), ilk haritada göze çarpan efsanevi bilgi ve resimlerin bu haritada bulunmayışı, Piri Reis'in birincisinden daha doğru ve güncel bir harita oluşturma amacı güttüğünü ortaya koymaktadır. Kitabı Bahriye Büyük bir denizci olduğu kadar büyük bir haritacı olan Piri Reis, korsanlık günlerinden başlayarak gezip gördüğü yerleri yabancı kaynaklardan da yararlanarak tarihi ve coğrafi özellikleriyle birlikte kitabında anlatmış ve haritalarını çizmiştir. Kitab-ı Bahriye'nin nazımla yazılan ve denizcilikle ilgili tüm bilgilerin toplandığı başlangıç bölümünde, genel açıklamalardan sonra Ege ve Akdeniz adaları tanıtılarak denizle ilgili gözlem ve deneyim önemi vurgulanır. Fırtına, rüzgar çeşitleri, pusula ve haritanın tanımından sonra dünyayı kaplayan denizler ve karaların oranı belirtilir. Portekizliler'in denizcilikteki ilerlemeleri ve keşifleri, Çin Denizi, Hint Okyanusu, Akdeniz ve Ege Denizi'ndeki rüzgarlar, Basra Körfezi, Atlas Okyanusu ayrıntılı biçimde anlatılır. Düz yazı ile anlatımın başladığı haritalı bölüm asıl metni oluşturur. Bu bölümde Çanakkale Boğazı'ndan başlayarak Ege Denizi kıyı ve adaları, Adriyatik denizi kıyıları, Batı İtalya, Güney Fransa, Doğu İspanya kıyılarıyla çevresindeki adalara ilişkin tarihi, coğrafi bilgiler verilerek kuzey Afrika kıyıları, Filistin, Suriye, Kıbrıs ve Anadolu kıyıları izlenerek Marmaris'te tüm Akdeniz'in havzası noktalanır. Kitabı Bahriye 'den Piri Reis'in önsözü Özellikle , güneş gibi parıldayan ve ay ışığı gibi ışıldayan , Arap ve Acem sultanlarının sultanı ve Allah'ın yeryüzündeki gölgesi olan Sultan Bayezid ( II ) Han'ın oğlu , Sultan Selim (I) Han'ın oğlu Sultan Süleyman (kanuni) Han ki , "Yüce Allah özellikle kendisinden inayetini esirgemesin, devletini güçlendirsin , ona zaferler versin , dünyanın yıkılacağı kıyamet gününe kadar oğullarına ömürler ve kuvvetler bahşeylesin" Amin Bu kitabın yazılış sebebine gelince , cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın yüce devletine ve mutluluklar bahşeden kapısına , zamanın bilgili kişileri , uğurlu hüdavendigarın sonsuz himmetleri ile isim ve şöhret sahibi olabilmek için , çeşitli bilim dallarında eserler vücuda getirmişlerdir. Merhum Kemal Reis'in kardeşinin oğlu olan bu zayıf ve güçsüz Hacı Muhammed'in oğlu Piri Reis de , bu ümitle , padişah hazretlerinin feleğe benzeyen eşiğine , kuretinin yettiği ölçüde "denizcilik ilminden" ve gemicilerin sanatından yadigar olmak üzere bir kitap yazdım.Çünkü , bu ilimde , şimdiye kadar hiç kimse , böyle faydalı bir eser bırakmamıştır. Piri Reis Müzesi Çimenlik Kalesi içinde bulunan Piri Reis Müzesi'de, Piri Reis'in, Kitab-ı Bahriye'sini yazdığı tarihten itibaren değişik tarihlerde çizdiği üç adet Çanakkale Haritası, Dünya Haritası, Piri Reis'i yaşadığı devre ait Bayrak ve Sancaklar, Osmanlı resim sanatı olan Manzaralı Resim Sanatının üstadı Nasuh Matrak-çı'ya ait kitaplardan örnekler yer almaktadır. Ve Bugünkü Piri Reis Almanya'da 1978 yılında inşa edilen ve adını dünya denizcilik tarihinde saygın bir yeri olan Kaptan-ı Derya Piri Reis'ten alan gemi, kamuoyunda özellikle Ege Denizi'nde yaptığı araştırmalar sırasında Yunan gemileri tarafından uğradığı tacizle tanındı. Türkiye'nin denizcilik araştırmalarında ilk gemisi olan Piri Reis'in 10 personeli bulunuyor ve sefer sırasında 11 araştırmacı daha alabiliyor. Geminin üzerinde deniz canlıları, jeoloji, jeofizik, biyolojik araştırmalar yapacak ekipmanlar, bir laboratuvar ve haberleşme sistemleri yer alıyor. Personel yetersizliği nedeni ile göreve çıkamayan Piri Reis, Urla İskelesi'ne çekildi. Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri Entitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Ergün, enstitüye bağlı Piri Reis Araştırma Gemisi'nin çalışmalarını yürütmekte eksik personel ve yetersiz ödenek nedeniyle zorlandığını söyledi. İki haftalık sefer 20 milyar Piri Reis'in çıkacağı iki haftalık seferin sadece yakıt ve iaşe bedelinin 20 milyar lirayı bulduğunu, bunu kendilerine ayrılan ödenekle karşılamalarının çok zor olduğunu kaydeden Prof. Dr. Mustafa Ergün, özel sektöre yaptıkları işler ve döner sermayeden elde ettikleri gelir ile açığı kapatmaya çalıştıklarını söyledi. Prof. Dr. Ergün, "Gemi 23 yaşında, yenilenmesi gerekiyor. 2-3 yıldır kriz nedeniyle ekipman alımımız durdu. Avrupa'da devlet bu tip araştırma gemilerini merkezileştirmiş ve büyük destek veriyor. Bizde bu yapılmadığı için örneğin deprem araştırmaları için yabancı gemileri çağırıyoruz" dedi. ORUÇ REİS (Midilli 1474 - Cezayir 1518) En büyük Türk denizcilerindendir. Ebu Yusuf Nurullah Yakub'un oğlu. Midilli'de doğdu. Hızır ve İlyas Reis'lerin ağabeyidir. Yunanca, Arapça, İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca'yı öğrendi. Kardeşi İlyas Reis ile birlikte deniz ticareti yaparak hayata atıldı. Böyle bir sefer sırasında Rodos şövalyelerine esir oldu. Esirlikten kurtulunca Memluklu Sultanı Kansu Gavri'nin hizmetine girdi ve Mısır ince donanmasının başına getirildi. Mısır donanmasıyla birlikte İskenderun körfezinde bulunduğu sırada Rodosluların saldırısına uğradı. Yavuz Selim'in ağabeyi Sultan Korkut'tan büyük yardım gördü ve Korkut Çelebinin verdiği 18 oturaklı bir gemiyle korsanlığa başladı. Bu gemisi de Rodoslular tarafından ele geçirildi. Korkud Çelebi ona 22 oturaklı bir gemi daha verdi. Oruç Reis İtalya kıyılarını yağmalamaya başladı. Yavuz Sultan Selim padişah olunca (1512) Anadolu kıyılarını bırakarak İskenderiye'ye gitti. İskenderiye'den sonra Cerbe adasını kendisine merkez yaptı. Kardeşi Hızır Reis de burada kendisine katıldı. Kısa zamanda Fransa ve İtalya arasındaki sulara hakim olunca Avrupa devletleri endişelendiler. Tunus Sultanı Mulay Muhammed ele geçirecekleri ganimetten 1/8 pencik ve 1/50 liman vergisi vermeleri şartıyla Oruç Reis'e Halk-ül Vad kalesini verdi. Buradan yapılan çıkışlarda İspanyol ve İtalyan gemilerini ele geçirdi, kızıl saçlı ve sakallı olması sebebiyle İtalyan ve İspanyollar tarafından Barbarossa adı verilen Oruç Reis'in ünü bütün Batı Akdeniz'e yayıldı. Bicaye kalesine sığınan İspanyol gemileriyle yaptığı bir çarpışma sırasında kaleden atılan toplarla kolundan yaralandı. Bu yaralı kolu daha sonra kesildi. Piri Reis'in emrinde 6 gemiyi İstanbul'a yolladı. Piri Reis, Yavuz Sulatan Selim'e Oruç Reis'in gönderdiği hediyeleri sundu. Yavuz Sultan Selim de Oruç Reis'e elmas kabzalı iki kılıç, iki hil'at ve iki gemi gönderdi. Bu sırada Oruç Reis Cicelli kalesini ele geçirdi. Bicaye kalesini de ele geçirmek için çatıştıysa da başaramadı. Cicelli'ye geri döndü. Burada Berberi kabileleri arasındaki anlaşmazlıklara karıştı; berberi reislerinden Abdülaziz ile Kuko Ahmet arasındaki anlaşmazlıkta Abdülaziz tarafını tuttu, böylece berberiler arasındaki nüfuzu arttı. Cezayir şehri halkı kendilerini İspanyollardan kurtarması için Oruç Reis'e başvurdu. Oruç Reis Cezayirlilerin bu çağrısını kabul etti; 21 gemi ve karadan da 500 kişilik birlikle Cezayir üstüne yürüdü (1516). Kısa zamanda şehre hakim oldu. İspanyollar Cezayir limanı ağzında bulunan adaya (Penon d'Alger) çekilmek zorunda kaldılar. Cezayir'in Oruç Reis'in eline geçmesini istemeyen İspanyollar Don Diego de Vera kumandasında 180 parçalık donanma ve 15.000 kişilik bir ordu ile şehri almak istedilerse de başaramadılar. Oruç Reis İspanyolların müttefiki olan yerli kabileleri yendi ve Cezayir'in 150 km batısındaki Tlemsen kalesini ele geçirdi. Cezayir'de yönetimi düzenlemek için kardeşleriyle iş bölümü yaptı. Cezayir'in doğu kısmının yönetimini Hızır Reis, batı kısmının yönetimini ise Oruç Reis üstüne aldı. Bütün ülkede nüfus ve arazi sayımı yapıldı. İspanyol nüfuzu altında bulunan Tlemsen hükümdarlarına bağlı olan Kal'atül Kıla ve sonra da Tlemsen alındı. İspanyollar Tlemsen'i Oruç Reis'den geri almak ve eski hükümdarı tekrar başa geçirmek için Don Martin d'Argote kumandasındaki bir kuvveti Cezayir'e yolladılar. İspanyollar önce Kal'atül Kıla'yı aldılar. Oruç Reisin kardeşi İshak İspanyollar tarafından şehit edildi. Daha sonra Marki de Comares komutasındaki bir ordu Tlemsen'i kuşattı. Oruç Reis İspanyolların ve onlarla işbirliği yapan yerlilerin saldırılarına karşı 6 aydan daha fazla bir süre dayandı. Sonra yanında kalan 40 kadar adamıyla kaleden çıktı. İspanyol hatlarını yardı. Arkasından gönderilen Garcia de Tineo kumandasındaki İspanyollar ile Salado ırmağında yapılan son bir savaşta şehit oldu. Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) Cezayir emiri olarak ağabeyinin yerine geçti (1518). SEYDİ ALİ REİS (İstanbul 1498 - İstanbul 1562) Büyük bir Türk amirali, coğrafya ve matematik bilginidir. İstanbul, Galata'da doğdu. Sinoplu bir aileden gelmedir. Dedesi, II. Mehmet zamanında tersane kethüdalığında, babası Hüseyin ağa da darüssınaa kathüdalığında bulunmuşlardı. Kendisi de tersanede reis olarak çalıştı. Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişti. Seydi Ali Reis, tersane kethüdası olduğundan bir deniz harekatında bağımsız olarak kumandanlık yapmadı. Rodos'un fethine (1522) ve daha sonra Akdeniz'de cereyan eden bütün deniz savaşlarına Barbaros'un yanında katıldı ve batı Akdeniz bölgesini çok iyi öğrendi. Preveze Deniz Savaşında (1538) Osmanlı donanmasının sol tarafına komuta ederek büyük yararlıklar gösterdi ve bu savaştan sonra adı daha çok duyulmaya başlandı. Trablusgarp'ın fethiyle biten harekatta Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ve Turgut Reis emrinde çalıştı (1551). Kanuni Sultan Süleyman tarafından, Portekiz donanmasıyla girdiği deniz savaşını kaybeden Murat Reis'in yerine Hint kaptanlığına atandı ve Basra'daki donanmayı Süveyş'e getirmekle görevlendirildi. Bu olay onun yaşamının da dönüm noktası oldu. 15 gemiyi derhal tamir ettirerek uygun deniz mevsimi için beş ay bekledi ve donanması ile Basra'dan ayrıldı (1554). Basra'dan aldığı 15 kadırga ile Süveyş'e doğu yol alırken Horfakan şehri açılarında 25 parçalık Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan çarpışmada Portekizliler bir gemi kaybedip geri çekilince yoluna devam etti. Maskat yakınlarında 34 parçalık bir Portekiz donanmasının saldırısına uğradı. Güney Arabistan sahillerinde dağların denize dik inmesinden faydalanarak, gemilerini Portekiz donanmasıyla kıyı arasına soktu, savaş başladığı zaman dağların kestiği rüzgar sebebiyle Portekiz donanmasının yelkenli gemileri hareketsiz kaldı, kürekli gemileriyle hızlı hareket ederek düşmanın sayı üstünlüğünü yok etmeye çalıştı. Yapılan savaşta Portekizlilerin altı gemisi batırıldı, Osmanlı donanmasının da beş gemisi battı, biri de yandı (1554). Umman sahilindeki Zufar limanı geçilerek Şihr şehri hizasına gelinince, günbatısı yönünden fil tufanı denilen bir fırtına çıktı. Çıkan fırtına yüzünden Seydi Ali Reis kalan dokuz kadırgalık donanmasıyla birlikte kıyıdan uzaklaşmak zorunda kaldı. Fırtınaya kapılan, günlerce denizde çalkalanan gemiler doğuya doğru sürüklenerek Hindistan kıyılarına, Gücerat sultanlığının Demen kalesi önüne gelebildi, burada üç gemi karaya vurdu; geri kalan gemilerdeki top ve levazımı bırakarak Seydi Ali Reis elindeki altı gemiyle Surat limanına girdi; çünkü Portekiz donanması onu yakalamak için dolaşıyordu. Seydi Ali Reis buradan Gucerat'ın başkenti Ahmedabad'a gitti. Harap gemilerle Süveyş'e ulaşmak imkansız olduğundan, kalan gemiler satılıp karadan İstanbul'a dönülmesine karar verildi. Seydi Ali Reis Gucerat sultanı Ahmet Han tarafından iyi karşılandı. Daha sonra adamlarından bir kısmı Gucerat Sultalığı'nın emrine girdi. Seydi Ali Reis, Ahmedabad'tan Sind memleketinin başkenti Multan'a, oradan Lahor'a, bu şehirden de Delhi'ye gelerek Timuroğullarından Hümayun Şah'ın huzuruna çıktı (1555). Hümayun şahın ölmesi üzerine Afganistan - İran yoluyla Anadolu'ya hareket etti (1556). Bundan sonra Kabil, Semerkant, Buhara, Meşhet şehirlerinde hükümdarları gördü. Buhara civarında Özbeklerin saldırısına uğradı ve yaralandı. İran da Meşhet valisi tarafında tutuklandı, daha sonra serbest bırakılarak Şah I.Tahmasp'a gönderildi. Bir süre göz hapsinde kaldıktan sonra Anadolu'ya geçmesine izin verildi ve Şah'ın Kanuni'ye yazdığı bir mektubu da alarak Kazvin'den ayrıldı (1557). Aynı yıl Bağdat'a ulaştı. böylece Basra'dan çıkışından 3 yıl 7 ay sonra tekrar Osmanlı ülkesine dönüyordu. Seydi Ali Reis 1557 mayıs ayı başlarında İstanbul'a vardı ve Edirne'de bulunan hükümdarın yanına gitti. Süveyş donanmasının uğradığı kayıptan dolayı padişahtan af diledi. Dolaştığı yerlerde görüştüğü hükümdarların verdiği 18 nameyi sundu; Ali Reis mahvolmuş bir donanmanın sorumlusu olmakla beraber, başına gelen olağanüstü olaylar kabul edilerek suçlu görülmedi, önce Müteferrika yapıldı, sonra Diyarbakır tımar defterine tayin edildi. Bir süre şehzade Selim'in hizmetinde çalıştı; Galata Hassa gemi reislerinden biri oldu (1560). Son görevi bilinmemektedir. 1562 yılında İstanbul'da öldü. Denizcilikteki ününün yanı sıra denizcilik, coğrafya, astronomi gibi konularda da yetki sahibi bir bilim adamı olan Seydi Ali Reis'in bu konularda bıraktığı eserler şunlardır:
TURGUT REİS (Menteşe yöresi 1485 - Malta 1565) Anadolu'nun Menteşe (Muğla) yöresinden yoksul bir aileden gelir. Genç yaşta levent olarak Akdeniz'de korsanlığa başladı ve bir süre sonra reisliğe yükseldi. Gittiği Cezayir'de Barbaros Hayreddin'in hizmetine girdi. Barbaros ile birlikte katıldığı Preveze Deniz Savaşında (28 Eylül 1538) yedek donanmaya komuta etti ve görevini başarıyla yerine getirdi. Venediklilerin ele geçirdiği Dalmaçya kıyısındaki Castelnuavo kalesini geri aldı. Korsika'da Salih Reis ile birlikte Cenovalılara tutsak düştü (1540). Üç yıl sonra Cenova'yı kuşatan Barbaros tarafından ikisi de kurtarıldı (1543). Barbaros'un desteğiyle yeniden bir donanma kurarak Akdeniz'de korsanlığa başladı. Napoli Körfezine üslenen İspanyol gemilerini batırdığı gibi, körfez kıyısındaki yerleşim yerlerinden çok sayıda tutsak aldı. Tunus'ta Küçük Sirte Körfezi'ndeki Cerbe adasını kendisine üs yaptı, Güney Tunus'ta birçok kıyı kent ve kasabalarına egemen oldu. İspanyol donanması Cerbe Adasını bir baskınla kuşattıysa da, Turgut Reis gemilerini yağlı kızaklarla adanın arka tarafına indirerek düşmandan kurtulmayı başardı. Bu baskının ardından çeşitli Fas limanlarına üslendi. Daha sonra çağırıldığı İstanbul'da kendisine Karlı ili sancakbeyliği verildi (1551). Kanuni Sultan Süleyman, Trablusgarp alınırsa buraya onu beylerbeyi atayacağını söyledi. Kent alındıysa da, beylerbeyliğine Hadım Murat Ağa getirilince, Turgut Reis Osmanlılara kırılarak Akdeniz'e açıldı (1552). İki yıl süreyle denizlerde ve kıyı kentlerine yaptığı baskınlarda önemli başarılar sağladı, 15.000 kadar tutsak ve çok sayıda ganimetle İstanbul'a döndü ve Trablusgarp beylerbeyliğine atandı (1554). Kaptanıderya Piyale Paşa ile birlikte birçok sefere çıktı, Cerbe savaşında bulundu (1560). İlerlemiş yaşına rağmen katıldığı Malta kuşatmasında şehit düştü. Türbesi Trablusgarp'tadır. Murat Reis - Hint Kaptanı (? - 1603) Türk denizcisi. Denizciliğe Cezayir'de korsanlıkla başlamıştır. Turgut Reis'in yanında yetişti. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı donanmasına girdi. Piri Reis, Murat Ali Reis komutasında birçok savaşlarda bulunarak yararlıklar gösterdi. Barbaros Hayreddin Paşanın Haçlı Donanması amirali Andrea Doria ile yaptığı Preveze deniz savaşına (1538) Turgut Reis kumandasında, reis olarak katıldı. Savaşta gösterdiği başarı ününü arttırdı. Bu tarihten sonra Turgut Reis'in yanından ayrılmadı. Onunla deniz savaşlarına katıldı. Daha sonra başarılarından ötürü Necit'te Katif sancakbeyliğine getirildi. Bu sırada Osmanlılar Hint seferlerine başladı. Kanuni ilk defa Hadım Süleyman Paşa kumandasında bir donanma gönderdi. Portekiz baskısı altında ezilen Hintli Müslüman tacirler ilk seferde Osmanlılara yardım etti. Hadım Süleyman Paşadan sonra Hint kaptanlığına Piri Reis getirildi. Bu sırada Katif'te bulunan Murat Reis, Basra körfezinin Lahsa kıyısında küçük bir liman şehri olan Katye sancak beyliğine tayin edildi. Piri Reis Portekizlilerle yaptığı savaşta yenilince donanmayı Basra'da bırakarak geri döndü (1552). Hint seferinde başarısızlığa uğraması yüzünden idam edilen Piri Reis yerine, 1552'de Mısır kaptanlığına Murat Reis atandı. Divan Murat Reis'i Hint kaptanlığına getirdi ve Piri Reis'in Basra'da bulunan donanmasını onartarak Kızıldeniz'e götürmesi emrini verdi. Murat Reis 26 parça gemiyi onarttı. Bunlardan sekizini harekat için Basra'da bırakarak geri kalan 18 parça gemiyle Şattülarap'tan yola çıktı. Basra körfezini geçerek Hürmüz boğazından Aden körfezine çıktı, Umman kıyısında seyretmeye başladı. Burada 25 gemiden kurulu Portekiz donanmasıyla karşılaştı. Yapılan savaşta her iki taraf da kesin bir sonuç alamadı. Birkaç Portekiz gemisi batırıldı. Murat Reis iki gemisini kaybetti. Savaştan ümidini kesen Portekizliler Hindistan'a doğru çekildiler. Savaş gücü kırılan Murat Reis bunları takip edemediğinden hasara uğrayan gemilerle Kızıldeniz'i geçmenin güçlüğünü anlayarak Basra'ya döndü. Osmanlı Hükümeti bu olayı başarısızlık sayarak Hint kaptanlığını Murat Reis'ten aldı. Görevi Seydi Ali Reis'e verdi (1554). Murat Reis de Akdeniz'de başka bir göreve tayin edildi. II. Selim ve III. Murat zamanlarında bir çok deniz savaşına katıldı. I. Ahmed zamanında Mora Sancakbeyi oldu. Son olarak Kıbrıs'ın Baf limanı önünde Maltalılarla savaştı. "Kara Cehennem Cengi" denen bu savaşta, bu adı taşıyan 90 toplu Malta kalyonuna karşı bir gün çarpıştı, sonra yaralandı. Cengi Osmanlılar kazanarak 10 Malta gemisinden 6'sını esir aldılarsa da çarpışmalarda Murat Reis şehit oldu ve Rodos'a gömüldü. Saygı duyulan, cesur ve tedbirli bir denizci olan Murat Reis'in Rodos'daki mezarı eskiden denizciler tarafından kutsal bir yer gibi ziyaret edilirdi. CEZAYİRLİ (Palabıyık) GAZİ HASAN PAŞA (?1715 - Bulgaristan, 1790) Sayılamayacak kadar büyük başarılara imza atan Gazi Hasan Paşa, ülkemizde ilim ve eğitimin yayılması, donanma ve tersanede ehliyetli, çağdaş mühendislik bilgilerine sahip kişilerin çalışarak başarılı olması amacıyla,1773 senesinde, Haliç'te, Tersane-i Amirenin Darağcı semtinde, büyük maçunanın bulunduğu mahalledeki bir gözde, Tersane Hendesehanesini kurmuştur. Burası 1784'te Mühendishane-i Bahri Hümayun, 1795'te Mühendishane-i Berri-i Hümayun, 1883'te Hendese-i Mülkiye mektebini doğurmuş ve İstanbul Teknik Üniversitesi, Deniz Harp Okulu ve Yüksek Denizcilik Okulunun kuruluşlarına ön ayak olmuştur. Çeşme deniz savaşından sonra Rus donanması, Aleksis Orlof, Spiridof ve Elfinston filoları ile Ege denizine hakim olmuşlardı. Amaçları sonunda Çanakkale boğazını ele geçirmekti. Aleksis Orlof, Başkomutan durumundaydı. 12 temmuz 1770 günü Elfinston, Çanakkale boğazına hücum etti. Ancak istihkamlar tahkim edildiğinden ve top atışları başarılı olduğundan Ruslar geri çekilmek zorunda kaldılar. Bunu üzerine Ruslar bölgeye hakim olan Limni adasını ele geçirmek için Limni kalesini muhasara ve bombardımana başladılar (20 temmuz 1770). Çanakkale boğazı muhafızı Ali Paşa'ya muhasara haberi iletilerek acele imdat istendiği halde bir ay süreyle hiçbir yardım gönderilmemiş, ancak Cezayirli Hasan Paşa İzmir'den Çanakkale'ye gelerek imdada koşmaya teşebbüs etmiştir. Limni kalesinde 400 Türk bulunmaktaydı. Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar da savunmaya yardım ediyorlar, kale bedeninden topladıkları taşları taşıyarak, hücum eden Rusların üzerine atıyorlardı. İngiliz ve İsveçli gönüllüler de muhasara eden Ruslara yardım ediyorlardı. Kale teslim olmaya yanaşmayınca 4000 kişilik bir kuvvet kuşatmaya katılmak için karaya çıkarılmıştı. Muhasara uzadıkça Limni kalesinde yiyecek, su ve cephane bütün bütün azalmaya başladı. İmdat gelmesinden ümit kesilince kaleyi teslim şartlarını Rus elçilerle müzakereye başladılar. Cezayirli Hasan Paşa, Limni adasına yardıma gitmek üzere kendisine asker ve tekne verilmesini İstanbul'a iletti. Baron de Tott bu fikre karşı çıkarak başarı şansı olmadığını söylediğinde, ricali devletten aldığı cevap şu oldu: "Harekat başarılı olursa mesele yok. Ancak muvaffak olmazlarsa birkaç bin serseriden kurtulmuş oluruz. " Sonunda İstanbul'dan bir Hattı Hümayun gelerek Limni'ye yardım edilmesi için Ali Paşa'nın 2000 nefer, Kaptan-ı Derya Cafer Paşa'nın 1000 nefer kalyoncu vermesi emredildi. Cezayirli Hasan Paşa, donanmadan ayrılmış olan 1070 kalyoncuyu yanına alarak Seddülbahir Kalesi'ne gitti. Kendisine verilecek olan diğer 2000 askeri 7 gün bekledikten sonra durumu Ali Paşa'ya bildirdi. Tekrar kendisine vaatlerde bulunuldu. Sonunda vakit kalmadığını düşünerek kalyoncuların kayıklara binmesini emretti. Birkaç çektiri ve firkate bu kayıkları himaye ediyordu. Bütün kayık ve gemi adedi 23 parça idi. 1070 kalyoncu neferi ile gece karanlığından istifade ederek 5-6 ekim arası denize açılıp yelken bastılar. Rüzgar fırtınaya çevirip, firkate kaptanları daha ileri gitmelerinin tehlikeli olacağını rapor ettiklerinde bunlara önem vermedi. Böyle havalarda Rus kalyonlarının karakol görevi yapmayacağını kestirmişti. Limni adasının kuzeyinden geçerek Yüzbaş Limanı'na girdi. Askeri kıyıya çıkararak kayık ve gemilere Çanakkale'ye dönmelerini emretti. Askerlerine bu teknelerin asker getirmek üzere gönderildiğini söyledi. Ayrıca geriye dönüş olanağını ortadan kaldırmıştı. Kazanmaktan başka çıkış yolları kalmamıştı. Cebri yürüyüşle Limni Kalesi'ne doğru yaklaştı. Yolda muhasara altında olan Türklerin kaleyi teslim teklifini kabul ettiklerini, kaleye beyaz çarşaf çekildiğini, ancak Rusların henüz kaleye girmediğini öğrendi. Yerli Rumlara altın vererek gidip Ruslara 12.000 düzenli asker geldiğini haber vermelerini istedi. Başlangıçta Ruslar bu habere inanmadılarsa da gece yapılan sürpriz baskın üzerine paniğe kapılarak büyük kuvvetler karşısında olduklarını sandılar. Bozularak gemilerine kaçtılar. Kaçamayanlar ya esir ya da telef oldular. Hasan Paşa kaledeki beyaz çarşafı indirip yerine kendi sancağını çektirdi. Denize dökülen Rusların Lilmni'de başarı şansları kalmadığının anlaşılması üzerine donanmaları da çekilmek zorunda kaldı. Kale hemen onarıldı ve tahkim edildi. Ruslar bir süre sonra kaleye gelen yardımın gerçek gücünü öğrenince Limni Kalesi'nin önüne tekrar geldiler ve karaya asker çıkarmaya kalkıştılar. Ancak morali düzelmiş olan Türkler karşısında bir kez daha başarısızlığa uğrayarak, geri çekildiler ve gemilerine binip uzaklaştılar. Padişah bu zafer üzerine Hasan Paşa'ya altın bir çelenk ve murassa kılıç göndermiştir. Bundan böyle bütün belgelerde gazi ünvanı ile anılmıştır. Gençliğinde Cezayir Ocaklarına yazılmış, orada yükselerek Tlemsen beyliği, daha sonra Çanakkale Boğaz Muhafız ve Seraskerliği yapmıştır. Çeşme faciasında kapudane rütbesiyle bulunmuş, bu yenilgi sırasında gemisiyle büyük kahramanlık göstermiş, üç ambarlı bir Rus gemisini batırmıştır. İnabahtı yenilgisinde başarılı olan Uluç Reis'e benzer durumda, başarılarından dolayı Kaptan-ı Deryalığa getirilmiştir (Ekim 1770). 27 Şubat 1774 günü azledilerek Anadolu Valiliğine ve bir süre sonra Rusçuk Seraskerliğine atanır. 1774 yılı temmuz ayı sonunda tekrar Kaptan-ı Deryalığa getirilir. 1775'te Akka kalesini geri alır. 1787'de Mısır Kölemen beylerini Kahire'den kovar. 1789'da Rus donanmasını Karadeniz'de mağlup eder. 1789'da azledilerek Tuna cephesine memur edilir. Özi Seraskeri olur. İsmail kalesini büyük bir başarı ile savunarak Rusları yener. 3 aralık 1789'da Sultan III. Selim, Cezayirli Hasan Paşa'yı takdir ederek sadrazamlığa getirir. 77 yaşında olan Hasan Paşa bu önemli görevde üç ay kalır. Kış mevsiminde orduyu düzenlemekle uğraşırken hastalanarak 1790 yılı martında, 29'u 30'a bağlayan gece humma-i muhrika'dan dolayı vefat etmiş ve Şumnu'da Bektaşi tekkesine gömülmüştür. Kaynak : www.denizce.com Bu mesaj en son " 12-07-2007 " tarihinde saat 15:50 itibariyle Deniz tarafından düzenlenmiştir.... |
|
|
|
#2 (permalink) |
|
senior Member
Giriş: May 2007
Konum: Esenler / ÃÂstanbul
Yaş: 31
Mesaj: 440
|
Tarihi işte bu yüzden seviyorum.
Okullarda bize sunulanların dışında o kadar çok yaşanmışlıklar var ki ! Hepsi detaylarda gizli ! Nerelerden nerelere gelmişiz, atalarımız hangi şartlarda, ne için, nasıl mücadeleler vermişler... Elimizdeki değerlere neden sahip çıkmanın bu kadar önemli olduğu, işte bu detaylarda yatıyor. Teşekkürler Deniz !
__________________
SERKAN-1977-Denizli-B Rh(+) |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Junior Member
Giriş: Jun 2007
Mesaj: 46
|
Piyale Paşa
Osmanlı târihinin büyük denizcilerinden. Doğum târihi kesin olmamakla birlikte, 1515 olarak tahmin edilmektedir. 1526 Mohaç Seferi dönüşünde, saray hizmetine alınarak, Enderun'da yetiştirildi. Kapıcıbaşı ve Gelibolu Sancakbeyliği vazîfelerinde bulunduktan sonra, Bahriye Beylerbeyliğine yükseltilerek, kırk yaşlarında Kaptân-ı deryâ oldu. Bu devirde donanma-yı hümâyûn ve Cezâyir donanması yılın on iki ayında Akdeniz’de seyredip, kuş uçurtmuyordu. Osmanlılar, Avrupa’da, büyük devletler arasındaki dengenin bozulmaması için, Fransa Kralı İkinci Fransuva’nın annesinin yalvaran yardım taleplerini karşılamak üzere, Piyâle Paşa kumandasında büyük bir donanma gönderdi. Piyâle Paşa, 1555’te İstanbul’dan hareket etti. Turgut Reis’in de katıldığı donanma, yardımda ve fetihlerde bulunarak, geri döndü. 1556-1557 deniz mevsiminde, tekrar Akdeniz’e açılan Piyâle Paşa, bâzı limanları fethettikten sonra İstanbul’a döndü. 1558 sefer mevsiminde Akdeniz’e açılan Piyâle Paşaya, Turgut Reis’in de katılmasıyla donanma-yı hümâyun Balear Adalarının hemen hemen her yerini Osmanlı hâkimiyetine aldı. Her seferde olduğu gibi, bu seferde de İspanyol donanması, donanma-yı hümâyûnun karşısına çıkmaya cesâret edemedi. İspanya Kralı İkinci Filip ve Papa’nın teşvikiyle hazırlanan büyük armada, Osmanlılar tarafından üs olarak kullanılan Cerbe Kalesini, 1560’ta almıştı. Bunun üzerine Piyâle Paşa komutasında hareket eden Osmanlı donanması, 9 Mayıs 1560 günü Cerbe’ye vardı. Turgut Reis’in, muhârebenin üçüncü günü yetişebildiği, târihin en büyük deniz savaşlarından biri olan Cerbe Muhârebesinde, Piyâle Paşa, kâbiliyetli ve becerikli amiralleriyle, Haçlı armadasını iki-üç saat içinde perişan etti (Bkz. Cerbe Savaşı). Cerbe Kalesi de alındıktan sonra seferden dönen Piyâle Paşa, İstanbul’da büyük bir merâsimle karşılandı. Donanma-yı hümâyûn, yanında vezirler ve elçilerle berâber Alay Köşkü’nde bulunan Kânûnî Sultan Süleyman Hanı, bütün toplarını kuru sıkı ateşleyerek selâmladı. Bu haşmetli manzara karşısında Kânûnî, yanındakilere; “İşte insan, bütün bunları görüp gurura kapılmamalı, her şeyin cenâb-ı Hakk’ın müsâadesiyle olduğunu düşünüp, Allah’a şükürler etmelidir” diyerek duygularını dile getirdi. Bu muhteşem sefer dönüşünde, şehzâde Selim’in kızı Gevher Han Sultanla evlenen Piyâle Paşa, Osmanlı sarayına damat oldu. Her sene sefer mevsiminde bütün Akdeniz’i dolaşan Piyâle Paşaya, Malta Seferine hazırlanması görevi verildi. Büyük bir donanma ile Malta kuşatmasına katılan Piyâle Paşa, mevsim şartlarının bozulmasından dolayı, ordunun İstanbul’a dönmesiyle geri geldi. 1568 yılında on dört senedir vazîfesini şanla şerefle yürüttüğü Kaptân-ı deryâlıktan Kubbe Vezirliğine getirildi. Böylece Osmanlı târihinde vezirlik rütbesini alan ilk denizci oldu. Kıbrıs Seferinde vezir olarak donanmaya kumandanlık etti. Kıbrıs’ın çıkartma ve fethinde büyük hizmetleri oldu. 1573 yılında son deniz seferine çıkan Piyâle Paşa, İkinci Vezir olduktan sonra, 21 Ocak 1578 yılında İstanbul’da vefât etti. Kasımpaşa’daki kendi yaptırdığı câminin yanındaki türbesine gömüldü. Osmanlı târihinin en büyük amirâllerinden olan Piyâle Paşa; İstanbul’da Eyüp, Kasımpaşa, Mercan ve Üsküdar’da, ayrıca Sakız, Kilidül-Bahir’de câmi ve başka hayır eserleri yaptırarak, adını hâlâ yâd ettirmektedir. -------------------------------------- bu kısım benden ben de piyale paşa mahallesinde oturan biri olarak bunu yazmayı üzerime vazife bilirim. bir de mimar sinan'ın bütün kariyerindeki eserlerinin çizgisinden çok farklı inşa ettiği piyale paşa camii hakkında bilgi vereyim. kaptan-ı derya olan piyale paşa adına inşa edilen cami banisinin kariyerine atfen gemi şeklindedir. yani sinan butik cami yapmıştır. cami bir gemi direğini andırırcasına tek minarelidir. ve yandan bakıldığında bir güverte havasındadır. ayrıca diğer camilerinde 4 ana sütuna bir büyük kubbe oturtan sinan bu camide mucizevi bir şekilde 2 sütuna 6 tane kubbe oturtmuştur. meraklıları ve görmek isteyenler olursa bana bir mesaj atsınlar. derhal gönüllü rehberlik yaparım.
__________________
Cihan Telli 1986,ÃÂstanbul 0+ |
|
|
|