|
|||||||
| Makaleler Deniz, balık, av teknikleri, düğümler, yeni bir icat, sağlığımız, acil yardım... Kısaca aklınıza ne gelirse, kendinize ait makalelerinizi buradan paylaşabilirsiniz! |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Administrator
Giriş: Apr 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 43
Mesaj: 7,205
|
Her şey yakın bir arkadaşımın telefonuyla başladı. Kendisi balık avına çok meraklı olduğundan oturmamış araştırmış Gelibolu yarımadasında hafta sonu tekne kiralayarak balık avlamanın yolunu bulmuş. Öyle balıkçı reisin beş metrelik kayığı değil ha!!! Hem süper donanımlı hem yemeli içmeli, hem de konaklamalı iki günlük bir av. Eh tabi fiyatı da ona göre. Bu saydıklarımın dört kişi için günlük bedeli 600 $. Eh biz de artık yaşının onlar hanesi 4 rakamıyla süslü işadamları olarak bu teklifi kabul ettik ve dört arkadaş Gelibolu’nun yolunu tuttuk. İçimizden üçü (ben dahil) su üstü ve sualtı balıkçılığın her türünü denemiş ve gerçekten bu işi çocukluğumuzdan beri severek yapan çocukluk arkadaşlarıyız. Ama diğeri her balık avında yanımızda bulunan ama balık avlamak yerine tutamadığımız balıklar için bizimle dalga geçmeyi kendine hobi edinen bir zat.
Yarımadanın güney ucundaki derme çatma beş odalı motelimize vardığımız gece nefis barbun tava, fesleğenle tatlandırılmış çoban salatası, meyve ve bolca rakıdan oluşan yemeğimizi yerken ertesi gün tutacağımız 30-40 kiloluk Akya ve Orkinos balıklarının hayalini kurduk. Ama o negatif his yüklü zat bütün gece bu hayallerimizi sabote etmeye devam etti tabi. Ertesi sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı ettikten sonra tekne sahibi ve kaptanı yanımıza geldi. Balığa üç tekne olarak çıkacağız. Teknelerin birisinde biz, ikincisinde tekne sahibi Necmettin Bey’in verdiği balıkçılık kursuna İstanbul’dan katılan on kursiyer genç delikanlı bulunacak. Üçüncü teknede ise bu heyecanlı avı görüntülemeye gelen dört kişilik ATV televizyonu ekibi bulunacak. Bu bize biraz sürpriz oldu ama tutacağımız dev akya balığı ile ne kadar usta birer balıkçı olduğumuzun böyle büyük bir ulusal televizyon kanalı vasıtasıyla bütün Türkiye ve Türki Cumhuriyetlere ve hatta Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımıza da ilan edilmesi düşüncesi bizi epey keyiflendirdi. Bu keyifle bizi bekleyen teknelerimize, limana doğru yola koyulduk. Limanda hazırlıkların tamamlanmasını beklerken diğerleriyle tanışıp sohbet ettik. Sonra da belirttiğim şekilde gruplara ayrılarak üç tekne olarak denize açıldık. Teknelerimiz ve av malzemelerimiz harika. Yarım kamaralı fiber teknemizde sonar, radar, GPS, telsiz ne arasan var. Olta takımları harika. Her biri 1500-2000 $ değerinde kevlar misinalı kamış oltalar, suni yemler her şey harika!!! Teknelerin sahibi Necmettin Bey de bizimle birlikte. Kaptanımız Bülent kaptan da belli ki işinin ehli. Eh keyfimiz iyice yerinde , neden olmasın ki balık avlayamamamız için hiçbir sebep yok. Bu iş için gerek duyulan her şey en mükemmelinden yanımızda. teknedeki tek olumsuzluk hani o diğer arkadaşımız var ya ondan geliyor. Kendisi elimizdeki olanaklar ne olursa olsun o teknede biz olduktan sonra balık avlamamızın imkansız olduğunu söylüyor. Üç tekne denizde yol alırken televizyon ekibi bir bizim tekneye bir diğer tekneye geçerek röportajlar yapıyorlar. Nihayet ilk av mahalline ulaşıyoruz. Önce akyanın en sevdiği yem olan zargana avlanacak. İpek oltalar suya indiriliyor ve av başlıyor. hemen telsizden diğer teknede on tanenin üzerinde zargana avlandığı mesajları geliyor, biz de tık yok. On dakika kadar sonra kursiyerlerin teknesi yeteri kadar zargana avladığına karar vererek diğer av mahalline doğru yola çıkıyor, biz de hala tık yok!!! Bizim keyfimiz biraz kaçarken Kaan (işte o olumsuz kişi) bunun tadını çıkarmaya hemen başlıyor. uzun uğraşlar sonucu iki zavallı zarganayı avlamayı başarıyoruz ( Kaan’a göre bize yakalanma beceriksizliğini gösteren zarganalarla aramızda bir benzerlik varmış ) ve biz de canlı yemlerimizi oltaların ucuna takarak denize indiriyoruz. Oltaları teknenin arkasında çekerek ağır ağır diğer teknenin arkasından yol alıyoruz. Kursiyerlerin teknesi bizden çok önce yola çıktığından bizden oldukça ileride tabi. Televizyon ekibi gene teknemize gelerek bizimle ve Necmettin bey’le röportaj yaparken bizim de gözümüz oltanın kamışında, kulağımız telsizde ilerliyoruz. dakikalar sonra telsizden sevinç çığlıkları kulağımıza ulaşıyor. Diğer tekneden 30 kilo civarında bir Akya’nın şu anda tekneye alınmak üzere olduğu mesajı geliyor. Heyecanla diğer tekneye ulaşmak için hızlanıyoruz. Bu arada televizyon ekibi hangi teknenin yakınında bulunmalarının menfaatlerine olduğunun idrakine vararak yanımızdan hızla uzaklaşıyorlar. Zaten bir daha kendileriyle bir röportajımızda olmuyor nedense !!! Bir süre sonra iç tekne buluştuk. Televizyon ekibi kursiyerlerle konuşup çekim yaparken biz de kendi teknemizle yanaşarak çok hafif ( belli belirsiz ) bir kıskançlıkla onları ve teknenin güvertesinde yatan 30 kiloluk dev balığı izliyoruz. Tabi kaçınılmaz ( ve haklı ) olarak küçük sataşmalara da maruz kalıyoruz. Öylesi bir balığı yakalama başarısını gösteren kursiyerlerin sataşmalarına bizim Kaan’ın sataşmaları da eklenince keyfimiz biraz kaçıyor. Gene de böyle bir avda bulunmuş olmak bile bana sevinç ve heyecan veriyor. Biz de bu arada ( kursiyerlerden izin alarak ) yakalanan balıkla fotoğraf çektirmeyi ihmal etmiyoruz. Üç tekne birbirine bağlanarak yanımızda getirdiğimiz yiyecekler ortaya çıkarıldı ve hep beraber öğle yemeği y6enirken avla ilgili tatlı sohbette devam etti. Yemek ve sohbet faslından sonra diğer teknelerden ayrılarak ava devam etmek için yola çıkıyoruz. Bundan sonrasını anlatmaya gerek yok. Gerisi tam bir hüsran ve moral bozukluğu. Sürekli sataşmalarından ötürü tam Kaan’ı denize atmaya karar verdiğimiz sırada limana varıyoruz ve av maceramızda burada sona eriyor aslında. Akşam Necmettin bey , kaptanlarımız ve kursiyerlerle birlikte yenen eğlenceli yemeğin ardından günün yorgunluğuna yenilerek odalarımıza çekiliyoruz. Ertesi sabah kahvaltıda dünkü hezimetten sonra ( gece aniden çıkan rüzgarı da bahane ederek )tekrar ava çıkmamaya karar veriyoruz. Bu kararda Kaan’ın payı da büyük. Zaten sonucu belli olan ( Tabi ki hezimet ) bir av için tekrardan 600 $ vermemizin çok abes olacağını söyleyerek bizi ikna ediyor. Necmettin bey ve kaptanımıza kararımızı bildirip veda ederek motelden ayrılıyoruz. Bundan sonrası tam bir turistik gezi! 40 yaşımıza gelinceye kadar gelip görmediğimiz Gelibolu’nun güzelliklerini gezerek akşama doğru evlerimize ulaşmak için yola çıkıyoruz.ertesi akşam evimde akşam haberleri için ATV kanalını açtığımda iki gün önceki avımızla ilgili haber karşıma çıkıveriyor. Sonrası malum. Evde arka arkaya telefon zillerinin sesleri yankılanıyor. Bu sefer de televizyondaki haberi gören tanıdıklarımın sataşmalarına maruz kalıyorum. Sebebi de gayet açık. Sağ olsun televizyoncu arkadaşlar ekrana biz dört kafadarın görüntülerini getirirken muhabirin şu sözleri duyuluyor. “ 30 kiloluk balığı yakalayanlar zaferlerini kutlarken yakalayamayanlar da biraz kıskançlık ve hüzünle onları seyrediyorlardı”. Buradaki tek tesellim görüntü de Kaan’ın da bulunmasıydı. arkadaşlarımı bilmem ama ben bu seyahatten şu sonuçları çıkardım; 1.Gelibolu yarımadası doğası ve o büyük savaşın izleri ile mutlaka görülmesi gereken ( özellikle cebinde Türk vatandaşı kimliği taşıyanlar tarafından ) bir yer. 2.balıkçılığı kendine hobi olarak seçen insanlar bu konudaki yeteneklerini ve ( mutlaka) şanslarını yanlarında bulundurmak zorundalar. 3.2. maddedekileri yanlarında bulunduranlar ava giderken Kaan gibi birisini ASLA yanlarında bulundurmamak zorundalar. 4.2. ve 3. maddelerin herhangi birisini veya her ikisini yerine getiremeyenler için en iyi balık tezgahta satılandır. Hürriyet gazetesi |
|
|
|