BALIK SEVDASI  

Ana Sayfa Kimler Çevrimiçi Bugünün Mesajları Konuları Okundu İşaretle
Geri Git   BALIK SEVDASI > MAKALELER - YAZILAR > Makaleler
Kayıt SSS Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Makaleler Deniz, balık, av teknikleri, düğümler, yeni bir icat, sağlığımız, acil yardım... Kısaca aklınıza ne gelirse, kendinize ait makalelerinizi buradan paylaşabilirsiniz!

Yanıtla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 27-08-2007, 18:42   #1 (permalink)
Admiral
Administrator
 
Admiral kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Apr 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 43
Mesaj: 6,935
Varsayılan İlk Balık Deneyimlerimizi Paylaşalım..

Arkadaşlar ilk balık deneyimimizi burada paylaşalım, ilk olarak nasıl başladınız, sizi balık avcılığına iten sebepler ve sizi bu yönde etkileyen insanları..

Herkesin bir başlangıçı vardır, sizinki nasıl..?

İlk yazı benden olsun..


Henüz 14 yaşlarındaydım, Üsküdar’da oturuyorduk o zamanlar.arkadaşlarımızla toplanarak ara sıra hareme gidiyorduk.Bir tane deniz gözlüğü ve palet almıştım, denizin dibine bakmak her zaman içimi ürpertmiştir. Bir şarkının aynı notaları gibi sürekli olarak aynı garip sesi dinlerdim.Yoğun bir uğultu şeklinde.Aşağıda irili ufaklı balıklar ve yarısı serbest kalmış yosunlar kayalara tutunarak akıntıyla salınıyorlardı.

Biraz ileri gidecek olsam derinleşen su beni derinlik korkusuna iter ve irkilirdim.Hafif panik haliyle kıyıya doğru yüzerdim.Kıyıdaki kayalıklarda mesken tutmuş olan midyeleri bir vita tenekesi kapağında altında ateş yakarak haşlardık.Sonra afiyetle mideye..

O dönemde hep bir oltam olmasını isterdim, ağabeylerimiz bir şeyler hazırlayıp denize atarlardı el oltalarını.Ne balığıydı bunlar nasıl gelirdi bir haber bakar dururdum.Sonraları midye toplayarak bir katkı sağlamaya çalıştık, amaç işi öğrenmekti.Daha sonra büyüdükçe Saray burnu ve Galata köprüsünü keşfettim.Beni çeken hep yemli oltalar olmuştur.Sanki o zaman balık tutuğumu hissediyorum.Çapariden hala hoşlanmıyorum.Eskilerden kalan bir duygu olsa gerek..

Şeytan oltası ile çok çalıştım, ağır fırdöndü bağlardık kurşunsuz.Bedenin suyun içerisinde dalgalandığını görürdüm.Bir anda sıkı bir vuruş, nasılda çekiyor oltayı kalbim dururdu..

Eski Galata köprüsünde alttaki restoranlara gitmeye başladım biraz büyüyünce, elde olta anlaşma yapardım.ben burada bir şeyler yiyip içeceğim ama oltada atacağım diyerek keyifli ve rahat bir ortam hazırlardım kendime..Sonra arkası geldi tabi.Balık ve restoran kültürünü de almış oldum böylelikle.

Her denize baktığımda ne inanılmaz balık vardır burada diye düşünürüm..İnsanlar denize bakınca tatili düşünür genelde, bende direk olarak balığı ve bekleyişi hayal ediyorum....
__________________
Hüseyin
1964-İstanbul
0Rh+





Admiral is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-08-2007, 22:31   #2 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,460
Varsayılan

İkinci yazıda benden olsun...

Bilardo, balık ve baliksevdasi.com…

Nereden nereye,

İşte beni sizlere kazandıran hayat hikayem ve en sevdiğim sporlardan biri bilardo…

Sene 1993, ortaokulu bitirmiş liseye yeni başlamışız, ilk günlerimiz…
Kredili sistem diye bir sistem hediye etmiş “büyüklerimiz”, eğlenceli bir sistem, 2 saat oku, 1 saat gez, 1 saat daha oku 2 saat daha gez. Sonra gezmeler artsın, dersler asılsın. Gezmek daha tatlı, kim çekecek dersi, sınıfı, öğretmeni…

Gez, gez, gez nereye kadar Kahveye git, cafelere git. Biyerden sonra gezmekte tat vermez olur.
Birden ekipten Uğur arkadaşım, hayatımdaki ilk sihirli cümleyi kurdu.

-Hadi oğlum, boş boş geziyoruz, bilardo oynasak ya.

-Bilardo mu? O ne ki? Nasıl oynanır, nerede oynanır, yaşımız 18 bile değil, polis alıp götürmesin???

-Yok oğlum, çok kolay, ben biliyorum, şurada bir salon var oraya gidelim, hepinize öğretirim.

-E hadi o zaman gidelim bakalım, nasıl olsa kredili okul boş

2 katlı bir salon, üst kat atari salonu, çoluk çocuk, gürültü patırtı diz boyu
Bilardo denilen olay alt kattaymış. Neyse indik bakalım alt kata. Neymiş bu bilardo.

4 tane kocaman yeşil masa var. Bayada eskimiş. 3 tanesinde 6 tane delik var 16 tane top var, 1 tanesinde hiç delik yok sadece 3 tane top var. Masaların başında 2 kişi, ellerinde oklavadan biraz daha uzun sopalar, masadaki toplara sırayla vuruyorlar. (Ne istiyorlarsa toplardan )

Bizde oynayacağız dedik, sıraya yazıldık, beklemeye başladık. Bekliyoruz ama içimde bir korku, ya polis gelirse, ya babam öğrenirse, iyi dayak yerim valla
Zaten salon sahibi uyardı, yakalanmayın diye…Gözüm kapıda.

Beklerken Uğur arkadaşımız bize olayı anlatmaya başladı. Oklavaya benzeyen sopalar ıstakaymış. Istaka ile toplara vuruyoruz deliklere sokuyoruz, kendi topunu ilk bitiren ve siyah topu ilk sokan oyunu kazanıyomuş.

Buda tebeşir dedi. Tebeşir mi, ne işe yarıyor ki. Bilardo ve tebeşir ne alaka? Meğer ıstakanın ucuna sürülüyormuş vuruşlardan önce, vuruşun daha sağlıklı yapılmasını sağlıyormuş.

Nerden bilebilirdim ki senelerce yutacağım tozun tebeşir tozu olduğunu

Sıra bize geldi, geçtik masanın başına. Istaka elimize oturmuyor, topu denk getiremiyoruz, millet başımızda bize gülüyor…. Zor işmiş be bu bilardo, ama zevkli bişeye benziyor. Gerçi benim gözüm 3 topla oynanan diğer masada kaldı ama zamanla orayada terfi ederiz heralde

Bu böyle bir süre diken üstünde devam etti. Ama olayıda iyice kaptım. Bayada zevk almaya başladım. Sonra başka salon arayışları başladı tabi

Bir salon var dediler, spor salonuymuş, yaş sınırı yokmuş. Masalar yeniymiş, ortam süpermiş
Tamam dedik yeni mekan burası, hurraaa

Gittik ki ne görelim, her şey pırıl pırıl, çok nezih bir ortam. Top sesinden başka hiç ses yok.Turnuvalar filan yapılıyor. Eğitimler veriliyor.
Mustafa isimli tatlımı tatlı, ak saçlı bir amca salonun sahibi (Nur içinde yatsın)

Meğer bilardo bir spormuş, fedarasyonu bile varmış. İşte bunu öğrendiğimde anladım, bilardonun yanlış değil çok doğru olduğunu.

Salondaki oyunculardan birisini gösterdiler, İsmi Yakup dediler. İstanbul’da iktisat okurmuş. Çok iyi bilardo oynarmış. İl içerisinde dereceleri varmış. İzleyelim bakalım Yakup Bey’i dedik ve hastası olduk

(Yakup'un şimdiki hali )


Okula, Yakup salonda haberi gelirdi derslerden bile kaçardık Artık baya tecrübe kazanmıştım, 3 banta terfi etmiş ve turnuvalara girmeye başlamıştım.

O turnuvaların birinde Yakup’la samimiyet kurduk. Beraber bilardo oynamaya başladık. Hep ben yeniyordum Yakup’ta hırs yapıyordu
Bir daha, bir daha derken çok iyi iki dost olmuştuk.

Sonra günlerden bir gün, Yakup hayatımdaki ikinci sihirli cümleyi kurdu

-Hadi balığa gidelim dedi.
-Ben bilmiyorum ki balık tutmasını dedim. Oltam filanda yok dedim.
-Bende her şey var, eve uğrayalım alalım malzemeleri, kolay ve zevklidir dedi.
-Tamam, hadi gidelim o zaman

Ve o gün suya ve oltaya ilk defa elim değdi. Bir daha da elimden hiç bırakamadım…

Sağolasın kankam benim, can dostum...

İşte sevgili dostlarım;

Şuan beni sizlerin arasında bulunduran şeyin başlangıç noktası, aslında bilardo hobimdir. Dünyanın en güzel sporlarından biri, herkese tavsiye ederim.

(Yakup'mu? O da aramızda ama biraz hayırsız çıktı (Bkz. Yhakoop)
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-08-2007, 23:10   #3 (permalink)
onder
senior Member
 
onder kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Konum: Gönlüm Kadıköylü ikametim Kartal
Yaş: 30
Mesaj: 1,063
Varsayılan

Benim de hayvan sevgim doğuştandır. Daha konuşmayı bilmezken hayvan belgesellerini pür dikkat izler o zamana kadar yaramaz haylaz olan ben, belgesel başlayınca sus pus olurmuşum. Gel zaman git zaman büyüdüm. Çocukluğumun bir kısmını geçirdiği kadıköyde, anneannemin evinde kalırdım. Her fırsatta elinden tutup canlı balık satanlara bakmay giderdik beraber. Hatta hiç unutmam bir seferinde sadece 1 istavriti leğenden alıp 1 hafta kadar evde tatlı suda yaşatmayı başarmıştım. Gel zaman git zaman ortaokula başladım. Bir gün mahalle arkadaşım el oltasıyla balık tutmaya gidelim dedi biz de 3 arkadaş kabul ettik. Aldık el oltalarını yollandık kadıköy iskeleye. O zamanlar orada balık tutmak serbestti herkes oltasını kapar iskelenin yolcu indirilen kısmına sıralanırdı. İlk gittiğimizde haliyle hiç balık yakalayamadık. O gün bende hırs oldu elbet bir gün balık tutacaktım. Sonraları iskelenin yan tarafında ithal uskumru satan balıkçılardan aldığımız balık kafalarıyla hilarya tutmaya başladık. Kurşunsuz, kutu kola kapaklarından yaptığımız hafif ağırlıkların ucuna tek iğne bağlayıp ucuna da balığın ciğer veya kafa etiniden yaptığımız yemlerle tutardık. Balıkların yeme üşüşmesini görmeniz gerekir. O ne muhteşem bir heyecandı öyle balıklar yemi ha yedi ha yiyecek derken akşamın nasıl olduğunu anlamazdım. Böyle 3-4 yıl oyalandıktan sonra çemberlitaşta rus pazarı diye bir yerin varlığından haberdar olduk. Merak ve çocukluğun etkisiyle gittik. İlk kamışımı oradan almıştım. Hiç unutmuyorum. Eklemeli bir kamıştı 2 parçaydı. Ama onunla hiçbirşey tutamadan kırıldı. İstavrit tutma isteği ile yanıp tutuşuyordum oysa. Şimdiki arıtma tesisinin orada sahil düzenlemesi yapan kaçak romen işçiler bile el oltasıyla poşet poşet balık yakalar, biz ise sadece bakardık elimizde kamışlarla. Sonraları yan komşumuzun kamışıyla gitmeye başladım. İstavrit yakalıyordum artık. İlk yakaladığım balıkların oltamı oynatışını hala elimde hissediyorum. O nedenle, o kıpırtıyı hissetmek amacıyla tekne organizasyonunda tek el oltasıyla tutan bendim belki. Belki de içimdeki çocukluk özlemi ağır bastı. O günlere dönmek istedim. İşte benim balık sevdam böyle arkadaşlar. Yine o günlere döndüm .
__________________
Önder
17-10-1978 0 Rh (+) Pozitif/İstanbul
İnsanlarda Meyve gibidir. Olgunlaştıkça tatlanır

Gerçek avcı doğayı tahrip etmez, korumaya çalışır, genç hayvanı avlamaz, et peşinde koşmaz. Çünkü biz doğayı çocuklarımızdan miras aldık. Onu korumak sadece bize değil çocuklarımıza da en büyük hediyedir.

Balıkla dolu dolu geçen 17 sene....
onder is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-11-2007, 12:02   #4 (permalink)
Hakan Özden
Expert Member
 
Hakan Özden kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: istanbul
Yaş: 35
Mesaj: 2,159
Varsayılan

yazmadan geçmeyelim beyler bayanlar burdan çok güzel hikayeler çıkacak gibi

çoçukluğum aklıma gelince hep yaz tatillerim gelir aklıma.. şileye babaannemin rahmetli dedemin anneannemin ve yanına gidişlerim.. hayatımın dönüm noktalarıdır yaz tatilleri...

balık peşine düşmem ilk okul yıllarında.. her yaz arkadaşlarla toparlanır dere kenarlarını mesken edinirdik. o zaman iğne bulan hazine sahibi gibiydi iğneler topluiğneden bükme en iyi iğneyi büken daha çok balık tutardı maharet işiydi o iğneyi güzelce bükmek.. dedemin yanına gittiğimde dahada depreşirdi balık merakı keza ordaki dere daha büyüktü daha çok balık vardı. ne balıklar gitti el işi ignemizi dümdüz ederek.. tek dezevantajı vardı yalnız göndermezlerdi her zaman gidemezdik. hep dedemle giderdik hoş çok ta güzel olurdu. dedem usta avcıydı kara avını severdi kara avı merakıda ondan bulaştı sanırım
daha sonraları derede avladığımız ufak balıklar kesmez olmuştu ortaokul bitmiş bizlerde serpilmiştik şilede eniştemin yanında ilk kez denize açıldık yüzmeyi severdim ya tekne ile denize açıldığımız anda herşey değişmişti dalgalara boğuşarak açılan tekne bizi balıklara götürüyordu ilk palamut oynağını gördüğümde balık balık diye bağırırken buldum kendimi eniştemin beni sakinleştirdiğini ve yerime oturtuğunu hatırlıyorum şimdi..
kaptan manevrasını yaptı eniştem çapari başında istim üstünde çapari sallanırken enişte bağırdı kaptana yol kes diye ve çapari çekilmesi.. hepsi kolum kadar kestane palamutları gözlerim ışıldamıştı balık bunlardı işte dedim birden deredeki balıkları küçümsemeye başlamıştım o gün bana da tutturdular
bu hastalığının mikrobunu sonuna kadar zerkettiler iyi ettiler
__________________
Hakan
1972 / istanbul A Rh +
Hakan Özden is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-11-2007, 13:34   #5 (permalink)
maytir
senior Member
 
maytir kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Jul 2007
Konum: istanbul
Yaş: 37
Mesaj: 376
Varsayılan

Dogada; dagda, ormanda, denizde yapilan her turlu etkinlik (mangal dahil) ruhuma ilac gibi gelir.
Orta okulda deniz kenarina inebildigim her firsatta derme catma bir olta yapar iskeleden sarkitir ve tabiki ancak kucuk kaya baliklarini tutardim. Dalmayi daha cok severdim, hala severim. Denizin icinde olup bitenlere olan merakim, o donemde yogun olarak izledigimiz Kaptan Kusto (Yazilisini hatirlamiyorum) belgeselleri kavururdu icimi. Midye, deniz ignesi, yengec yakalamaya bayilir onlari kurutup evde raflarda sergilerdim.
Lise yillarinda Eminonu'ndeki balik malzemesi satan magazalarin onunden dakikalarca ayrilmazdim. Sonra İbrahim Bilgenin "Amator Balikcilik" kitabini aldim. Defalarca okudum. Ama neye yarar. Baliga cikmak icin yine en ufak bir sansim olmadi. Harcliklarimi denklestirip bir balik cantasi aldim. Icine de bir suru cicili bicili malzeme. Hele en cok aldigim alabalik fly ignelerine ve mepslere hasta olmustum. Bu mepsleri kullanmak 25 yil sonra Yedigoller organizasyonuna kismet oldu. Yine bir sey yakalayamadik ama olsun. Flylar ise hala bekliyor .
Birgun lise1 de idi "1986" nasil olduysa Buyukcekmece golune balik avina gitmeye karar verdim.
Tabi ne av bilirim ne de avlak. Takimlarimi hazirladim, annemin saskin bakislarini ardimda birakarak Catalca otobusune bindim. Bugunku Hezarefen havaalaninin hizasinda, golun bittigi bir yeri gozume kestirip otobusten indim. Cocuklar gibi sen ve sabirsizca gol kenarina yaklastim. Bir kac kasik at cek denemesi. Yok, sıkıldım. Daha ileriye derelerin oraya dogru yurudum. Balik tutan birkac kisiyi izlerken gozume bir sey carpti. Suyun kenarlarinda yuzlerce balik olusu vardi. Bir gun once yagan yagmur yeni ilaclanan tarlalardan gole karismis ve bircok baligin olumune sebep olmustu. Keyifsizce elim bos geri dondum.
Daha sonra ilk kamp heyecani sardi icimi. Lise son sinifta kanina girdigim bir arkadasimla karnelerimizi aldigimiz gunun ertesi gunu Istanbulun en gozde kaya tirmanis bahcesi olan Gebze Ballikayalar'a kamp kurmaya gittik. Inanilmaz bir heyecan ve macera idi bizim icin. Tabiki kamp aksesuarlarimizin icinde olta takimlarimiz da vardi. Oradaki derelerde yanlis hatirlamiyorsam tatlisu kefali ve biyikli baliklardan tutup bunlari aksam ateste pisirmek bizim icin olagan ustu idi.
Universite yillarinda kampcilik agir basti. Balikla uzun zaman hic ilgilenmedim. Taki evlenene kadar.
Kayin pederim hayatinin 30 yilini kus ve balikciliga adamis uzun zaman profesyonel oltacilik yapan bir deniz asigi. Yazin ara sira onunla baliga cikar hevesimi alirdim ama bu benim icimde yine de hic tutku olmadi. Zaten 1999 yilindan sonra dagciliga agirlik verince sezonda ancak bir kac kez baliga cikma firsatim oluyordu.
2006 yaz tatiline kadar bu boyle gitti. Antalya taraflarinda ciktigimiz tekne turlarindan donus cok uzun ve sıkıcı oldugundan ilk firsatta kankam Ismail ile birer uzun olta aldik. Uzerinde rengarank ahtapot sahteleri olan bir olta.
Donuslerde bununla surutme yaparken oltadaki o inanilmaz vurus ile hayatim birden yeni bir ivme kazandi!
Kaptana seslenildi, tekne yavasladi, tum yolcular merakla etrafimiza toplandi. Hayatimda ilk kez yasadigim bu guclu vurusu zaptetmeye calisirken suyun uzerine daha once hic gormedigim ve adini duymadigim bir balik firladi. Kaptanin "Lambuka" demesi ile kendisiyle tanismis olduk.

Artik Istanbul'a dondukten sonra sezon kapanana dek her hafta sonu, cumartesi ve pazar kayin pederle baliga cikmaya basladim Kayin pederle surekli balik ve takim tartismalarini artik kendi takimlarimi yapmak izledi.

Tabi merakli biri olunca dogru durmadik, internette de arastirmalar yaparken tanimaktan buyuk mutluluk duydugum grubumuzla tanismis oldum.
Iste benim uzun yillar hep sahip oldugum olta takimlarimla, yillarca hic baliksiz gecirdigim, bundan sonra ise asla vaz gecmeyi dusunmedigim "BALIK SEVDASI" hikayem
__________________
Mustafa Aytır
---------------------
İstanbul Beylikdüzü
A Rh+ 10-02-1971

http://www.artventuredesign.com/mayt...phic/index.htm
http://www.artventuredesign.com/mayt...ksel/index.htm
maytir is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-11-2007, 14:20   #6 (permalink)
SarıKanarya
senior Member
 
SarıKanarya kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorlu
Yaş: 41
Mesaj: 1,074
Konuşkan

Ben bu hastalığa ortaokulda yakalandım.

Babamın işleri dolayısıyle Mersin'e gelmiştik zaten deniz ilede burda tanıştık.

Boş gezdiğim zamanlarda avlananları takip etmeye başladım ellerinde bir ip ve ucunda bir iğne ile balık yakalıyorlardı.

Kafama koydum bende yakalayacaktım ama tutmak için gerekli malzemeyi nasıl bulacağımı bilmiyordum.

Balık tutulan kayaların arasından karışmış olarak atılmış misinaları açıp kördüğüm atarak ve evde dikiş iğnesini pense ve ateş yardımı ile eğerek ilk takımıma sahip oldum ve doğru deniz kenarına yem için kayalardan koparmış olduğum midyeleri kullandım ilk atıştan sonra beklemeye koyuldum ve sonunda o müthiş titreşimi ile ilk balığımı aldım balığın cinsi ordaki deyimi ile çıplaktı.

O günden sonra balık sevdalısı olup çıktım.Tabiki kardeşlere bulaştırmadan da edemedim.
__________________
MEHMET Tevfik BAZARBAŞI
04-11-1967
ÇORLU

SarıKanarya is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-11-2007, 15:36   #7 (permalink)
Birol
Expert Member
 
Birol kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 39
Mesaj: 3,618
Varsayılan

Benimkide çocukluktan diyeceğim,değil.Şurda 5 bilemedin 6 yıllık mazisi vardır.Yazlık aldıktan sonra balıkla tanıştık.
Geçen gün elime bir fotoğrafım geçti.Yaş 15 civarı,köydeyiz.Aksu denen bir çayda elimde kızılcık sopası gibi bir ağaç dalı ve ucunda 1 metre misinaya bağlı tek iğne.Ağırlık felan yok.iğnede de hamsi kadar bir balık.Üzerimde mayo.Olayı hatırlamıyorum ama yüzmeye gitmişiz demekki.Ama o balığı benmi tuttum onu bilmiyorum...
__________________
BİROL -1969
İSTANBUL 0RH-


Gül Ey saf çelişki.
Nice gözkapağının altında
hiçkimsenin uykusu olmamanın sevinci........
Birol is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-11-2007, 15:40   #8 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,460
Varsayılan

Alıntı:
Birol tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
Benimkide çocukluktan diyeceğim,değil.Şurda 5 bilemedin 6 yıllık mazisi vardır.Yazlık aldıktan sonra balıkla tanıştık.
Geçen gün elime bir fotoğrafım geçti.Yaş 15 civarı,köydeyiz.Aksu denen bir çayda elimde kızılcık sopası gibi bir ağaç dalı ve ucunda 1 metre misinaya bağlı tek iğne.Ağırlık felan yok.iğnede de hamsi kadar bir balık.Üzerimde mayo.Olayı hatırlamıyorum ama yüzmeye gitmişiz demekki.Ama o balığı benmi tuttum onu bilmiyorum...
İşte o küçük balık mikrobu kaptırmış size Birol Abi
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-11-2007, 17:02   #9 (permalink)
Birol
Expert Member
 
Birol kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 39
Mesaj: 3,618
Varsayılan

Alıntı:
Ersin tafarından gönderildi Mesajı Görüntüle
İşte o küçük balık mikrobu kaptırmış size Birol Abi
Ah o mikrop daha evvel hasta etseydi beni,mersinde üniversitede okurken ki 10 yıl kaldım orada ,mersin limanından kalemle ne kofanalar çekermişim demekki
__________________
BİROL -1969
İSTANBUL 0RH-


Gül Ey saf çelişki.
Nice gözkapağının altında
hiçkimsenin uykusu olmamanın sevinci........
Birol is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-11-2007, 18:18   #10 (permalink)
victory
Junior Member
 
victory kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Sep 2007
Konum: ÃÂSTANBUL
Yaş: 32
Mesaj: 15
Varsayılan

Balık avı tutkusu. Neden tutku diyorum, hakikaten şu yadsınmaz bir gerçek ki, birçok şey için ayırmadığımız zamanı veya birçoğumuzun hayır diyemediği uykuyu, adına seve seve haz duyarak feda ederiz. Bu tutku bende çocuklukta başladı. İki amcam ortak bir tekne almışlardı. İkiside özellikle büyük amcam (bu yıl vefat etti Allah gani gani rahmet eylesin. Nur içinde yatsın) tam bir deniz sevdalısıydı. Belki diyebilirim bu sevdayı en yoğun yaşayanlardan biriydi. Sık sık balığa çıkardı. 7-8 yaşlarımda çok iyi hatırlıyorum, bir turnalar getirirdi ki, görülmeye değer,akıllara zarar balıklardı. Çoğunlukla da canlı olurlardı ki, amcamı onlarla haşır neşir olurken seyretmek çok hoşuma giderdi ve amcam izin verdiğince de dokunmaya tutmaya çalışırdım. Sonraları amcam yeğenlerim ile birlikte bizi de balık avına götürmeye başlamıştı. Bu 11-12 yaşlarımdaki çocukluk dönemime ait en çok hoşuma giden anılarımı yaşadığım dilimdir. Yüzmeyide o çağlarımda öğrendim amcam sayesinde. Neyse genelde bizi deniz avlarına götürürdü. O dönemde en sık avlandığımız yer, ambarlı dolum tesislerinin açıklarıydı. Belki bilenler vardır diye yazıyorum. O bölgede bir kaynar vardır ve ona yakın büyük gemilerin bağlandığı kocaman dubalar vardır. Tekne o dönemde Küçükçekmece gölü ile Marmara denizini bağlayan derede balıkçı barınağında kalırdı.

Sabah erkenden kalkar amcamın yanına giderdim.Amcam akşamdan tüm gerekli malzemeleri,araç ve gereçleri hazırlardı. Biz de sabah onları toparlar durağa doğru yola koyulurduk. Tekneye geldiğimizde ben ve iki yeğenim hemen elimizdekileri bırakıp, amcamın verdiği bidonla yakındaki benzinliğe mazot almaya giderdik. İlk seferinde amcamda bizimle gelmiş ve bizi tanıştırmıştı. Bu sebepten sorgu sual olmaz, benzinci zorluk çıkarmazdı. Hemen mazotu alır koşa koşa tekneye dönerdik. Biz mazot işini hallederken amcamda tüm eşyaları tekneye yerleştirmiş olurdu. Hemen hareket ederdik. Tam derenin denize bağlandığı yerde durup kepçe ile yemlik(teke) çıkarırdık. Tekeleri canlı muhafaza edebilmek için amcam, üzerine bir sürü küçük delik açtığı plastik bir boya bidonu ayarlamıştı. Bu bidonu teknenin yanına bağlar sürekli suda kalmasını sağlardık. Lazım oldukça içinden tekeleri azar azar alırdık. Nesye, sonrasında ver elini deniz . Amcam hemen livarın alt tıpasını açar bir miktar su dolmasını sağlardı livara. Ardından teknenin arkasına iki küçük çubuk takardı ve bu çubuklara ucunda ipek bağlı olan yaklaşık 15-20 mt uzunluğunda misina bağlardı. Biz balık avlağına varana kadar lüfer için yemlik bir sürü zargana yakalardık. Av bölgemize varıncaya kadar geçen zaman çok ama çok hoşuma giderdi.

Bölgeye vardığımızda amcam şöyle bir etrafa bakınır ve tekneyi bağlayacağımız dubayı seçerdi. Bu konuda da çok tecrübeliydi. Hiç boş veya az balıkla döndüğümüzü hatırlamıyorum. Livar resmen dolardı. Tekneyi bağladıktan sonra hemen oltaları hazırlar, sıra ile hepimize dağıtırdı. Başlardık onun gösterdiği şekilde tekeleri iğneye takıp suya oltaları suya salmaya. Kesinlikle abartmıyorum, bekleme diye birşey yoktu. Daha olta dibe varmadan, yani dibe varmasına az kala balık binerdi oltaya.(İspari, iri mezgit(en ufağı 18-20 cm) ve aynı boyda büyük istavritler) Yem takmaktan, olta çekmekten kollarımız kopardı. Bir süre orada takılıp balığımızı aldıktan sonra biraz daha açılırdık. Amcam hemen uzun oltasını hazırlar, ya kısmet lüfere gezmeye başlardı. Bizde bu arada yorgun kollarımızı biraz dinlendirirdik.

Lüfer avıda bittikten sonra sıra gelirdi denizin başka bir şekilde tadını çıkarma faslına. Herşeyi toparlar dönüş yolunu tutardık. Dönüşte, dere ağzına yaklaştığımızda amcam dururdu. Hemen atlardık suya. Parmak uçlarımız buruşana kadar suda kalır bol bol yüzerdik. Bu sırada amcam da tekneyi yıkar temizlerdi.

İnanın hatırlanası ve çok ama çok güzel günlerdi. Hala o günleri çok özlüyorum.

Nur içinde yat amca, mekanın cennet olsun. Umarım senin bize yaşattığın o güzel günleri bizde çocuklarımıza yaşatabiliriz.

Herkese saygılar,sevgiler. Hayatta her daim şansınız bol, bahtınız açık olsun.

Zafer.
__________________


En büyük aþk BEÞÃÂKTAÞ sonra FERRARÃÂ
victory is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Saat 13:35.


Powered by vBulletin Version 3.6.5
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by 3.0.0

Hosting Hizmeti Datafon İletişim A.Ş. Tarafından Sağlanmaktadır

by Hüseyin Kabakcı

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99