Picture Lines.com
Ana Sayfa Kimler Çevrimiçi Bugünün Mesajları Konuları Okundu İşaretle
Geri Git   BALIK SEVDASI > GÜNCEL > Genel Konular
Kayıt SSS Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Genel Konular Hem bizden, hem deniz, göl ve akarsularımızdan haberler... Bizimle ilgili, bizi ilgilendiren her şey burada!

Yanıtla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 07-07-2007, 16:34   #1 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,522
Varsayılan

GLOBAL ÇEVRE SORUNLARI

Çevre tüm canlıların yaşamında önemli bir rol oynamaktadır. Nüfusun artışı, kentleşme, sanayileşme gibi faktörler çevre kirliliğinin artmasına önemli katkılarda bulunmaktadır.

Çevre sorunları özellikle geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya gündemini işgal eden en önemli sorunlardan biri olmuştur. Kuşkusuz bu çevre sorunlarının daha önce var olmadığı anlamına gelmemektedir. Nüfusun artışı, kentleşme ve sanayileşmenin hızlanması gibi faktörler dolayısıyla çevreye bırakılan atıkların gerek miktarı gerekse türlerinde artış olmuştur. Çevre kirliliği başlıca hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği ve gürültü kirliliği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çevre sorunlarının artması çevre kirliliğinin boyutlarını katı atık kirliliği olarak şekillenen yerel kirlilikten, asit yağmurları olarak şekillenen bölgesel kirliliğe ve küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesi olarak ortaya çıkan küresel kirlenmeye genişletmiştir.

Çevre sorunlarının insanlar ve diğer canlılar üzerindeki ciddi tehditleri (çeşitli önemli hastalıklara sebep olması ve bu hastalıkların bazen ölümlerle sonuçlanması) her geçen gün daha da artmaktadır. Çevre kirliliğinin canlılar üzerinde meydana getirdiği hastalıklar çeşitlidir. Bu hastalıkların belli başlıları arasında astım, kronik bronşit gibi çeşitli solunum yolu hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, böbrek rahatsızlıkları, çeşitli kanser vakaları, çeşitli göz hastalıkları, kolera gibi çeşitli bulaşıcı hastalıklar, işitme bozuklukları, saldırgan davranışlar, stres, bitki ve ağaç dokuları üzerinde olumsuz etkiler sayılabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman insanlar, bitkiler ve hayvanlarda ölümle sonuçlanan vakalara yol açmaktadır.

Çevre kirliliğin zararlı etkileri sadece canlı varlıklarla ibaret değildir. Zararlı etkiler cansız varlıklar üzerinde de kendini göstermektedir. Çevre kirliliği hava kirliliğinde olduğu gibi binalar, araç ve malzemeler üzerinde de olumsuz etkiler meydana getirmektedir.

Çevre kirliliğinin boyutlarının ve zararlı etkilerinin artması kalkınma ve büyüme çabalarında çevre konusuna olan duyarlılığı artırmıştır. Bu çabalar özellikle gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye düşürmeden bugünkü neslin ihtiyaçlarını karşılamak olarak ifade edilen “sürdürülebilir kalkınma” kavramının gerek ulusal ve gerekse uluslararası boyutta önem kazanmasına neden olmuştur. Bu ise kalkınma ve büyüme çabalarında doğa ve çevrenin azami ölçüde korunmasına yönelik titizlik göstermek gerektiğinin ne kadar önemli olacağını ortaya koymuştur .

Çevre sorunlarının ciddi boyutları gerekli önlemlerin alınması gerektiğini ve gerekli önlemler alınmazsa sorunun boyutlarının da daha da artmaya devam edeceğini ortaya koymaktadır.
Bu açıdan bakıldığında bugüne kadar görülen ve gerekli önlemler alınmadığında daha da ciddi boyutlara ulaşması tahmin edilen muhtemel çevre sorunları şunlardır:

• Endüstrileşme çabalarının sonucu gerek ağaç gibi kendini yenileyebilir ve gerekse çeşitli madenler gibi kendini yenileyemez enerji kaynakları üzerinde ciddi boyutlarda bir baskı vardır.

• Ağaç ve bitki dokusunda tahribat artmakta, bunun sonucu ormanlar ve bitki türleri gittikçe azalmaktadır.

• Erozyon artmaktadır.

• Çölleşme gittikçe artmaktadır.

• Atıkların artması ve çeşitlenmesi neticesi, hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği içinde bulunduğumuz yüzyılda da büyük bir problem olmaya devam etmektedir.

• Endüstriyel faaliyetler, motorlu araçlar, inşa ve onarım gibi faaliyetler
neticesi gürültü kirliliği artmaya devam etmektedir.

• Fosil yakıtların yoğun kullanılması asit yağmurlarını artırmaktadır.

• Sera gazlarının artması küresel ısınmayı artırmaktadır.

• Küresel ısınma neticesi önemli ölçüde iklim değişikliklerine neden olmaktadır.

• İklim değişiklikleri neticesi kuraklık ve sel baskınları artmaktadır.

• Küresel ısınma neticesi deniz seviyesinde önemli yükselmeler görülmektedir

• Orman yangınları riski artmaktadır.

• Kanser gibi öldürücü hastalıklarda önemli artışlar olmaktadır.

• Ölümle sonuçlanan vakalarda artışlar olmaktadır.

• Sağlıklı içe suyu problemi artmaktadır.

• Çevre kirliliği, bilinçsizce avlanma gibi nedenler dolayısıyla biyolojik çeşitlilikte azalma görülmektedir.

• Sahil yerlerinin plansız-programsız yapılaşmaya açılması ve kaçak yapılaşma neticesi doğanın tahribi gittikçe artmaktadır.

• Topraklarını “milli koruma” altına alan ülke sayısının çok fazla olmaması çevrenin hızla tahribine neden olmaktadır. Diğer taraftan topraklarının bir kısmını ”milli koruma” altına olan ülkelerde ise bakımsızlık ve ilgisizlik, bu alanlardan arzu edilen şekilde yararlanılmasını engellemektedir.

Çevre sorunlarını bu şekilde özetledikten sonra şimdi kısaca bazı istatistikler yardımıyla çevre sorunlarının global düzeyde ulaştığı boyutları ortaya koymaya çalışalım.

Bilindiği üzere, atmosfere verilen karbondioksit ve diğer gazlar tozlarla birleşerek belirli bir yükseklikte yeni bir kitlenin oluşmasına yol açmaktadır. Güneşle dünya arasına giren bu yapay tabaka enerji döngüsünü ve dengesini bozarak yeryüzündeki iklim koşullarını değiştirmektedir. Bunun iki temel sonucu vardır: yeryüzüne gelen ışınların atmosfere yansıması yapay tabaka nedeniyle engellenmekte ve dünya ısısı artmakta ya da yatay tabak nedeniyle dünyaya daha az güneş enerjisi gelerek dünya ısısı soğumaktadır.Bu etkiye sera etkisi adı verilmektedir. Dünyada kişi başına sera gazı (karbondioksit gazı emisyonları) miktarı en ileri ülkeler arasında sırasıyla Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Singapur, ABD, Avustralya, Norveç, S.Arabistan, Kanada gibi ülkeler yeralmaktadır.

Hava kirliliği sorunu da bir çok metropolitan alanda çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Örneğin, Çin’in Lanzhou ve Beijing, Hindistan’ın Delphi, Meksika’nın Mexico City kentleri hava kirliliğinin en ileri boyutlarda yaşandığı kentlerdir.
Su kirliliği sorunu da özellikle sanayileşmenin ileri olduğu ülkelerde daha yaygındır. Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve Japonya dünyada su kirliliğinin en yaygın olduğu ülkelerdir.

Orman alanlarında azalma sorunu ise özellikle az gelişmiş ülkelerde daha ciddi bir sorun olarak görülmektedir. Dünyada yıllık orman alanlarında azalmanın en yaygın olduğu ülkeler Burundi, Haiti, El Salvador, Ruanda, Nijerya ve Togo gibi ülkelerdir

Özetle, günümüzde çevre sorunları, hem global hem de ulusal bir endişe kaynağıdır. Bu sorunlar sadece yakın çevredekilere değil, bir bütün olarak dünya toplumuna ve gelecek nesillere ağır maliyetler yüklemektedir.. Ozon tabakasının incelmesi, global iklim değişikliği, bazı canlı türlerinin yok olması başta olmak üzere; çölleşme, sürekli organik kirlenme, Antartika'nın yok olması, denizlerin yükselmesi gibi sorunlar tüm ülkeler için risk oluşturmaktadır. İklim değişikliği deniz seviyesini yükseltmekte deniz seviyesindeki ülkeleri tehdit etmektedir. İklim değişikliği, gelişmekte olan ülkelerdeki tarım ürünleri için de bir tehlike oluşturmaktadır. Bu sorunlara etkili önlemler alınması, sürdürülebilir kalkınma için esastır.


Kaynak: C.Can Aktan ve İstiklal Y. Vural. Globalleşme:Fırsat mı, Tehdit mi?
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-2007, 17:11   #2 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,522
Varsayılan

Günlük Yaşamda Çevre


Evimizdeki Tehlikeler...

Çevre sorunları insanlardan kaynaklanan sorunlardır. İnsanın çevre konusunda doğru davranışlar kazanabilmesi, bu doğrultuda eğitilmesi büyük önem taşımaktadır. Biz çevre korumacılığını kendi yaşantımızdan başlatırsak bu yönde yapılacak çalışmalara katkıda bulunmuş oluruz.

Şimdi günlük yaşantımızda devamlı kullandığımız fakat farkında olmadığımız bazı zararlı ürünleri tanıyalım.

KADMİYUM: Bu madde insanlarda yüksek tansiyona, kalp hastalıklarına, akciğer kanserlerine ve kansızlığa neden olur. Bulunduğu ortamlar sanayi kuruluşlarının atıkları, çay, kahve, sigara ve otomobil egzoz dumanları.

KURŞUN: Bu maddenin meydana getirdiği olumsuzluklar, vücudun hassaslaşması, kuvvetten düşme, uykusuzluk, kabızlık, zihin bulanıklığı, böbrek hastalıkları ve felç. Bulunduğu ortamlar: Başta egzoz gazları olmak üzere, çeşitli mutfak kapları, cilalı kap yüzeyleri, plastik ve benzeri eşyalar.

CİVA: Bazı sanayi kuruluşlarının atık sularında bol miktarda bulunan civa metali, bu suların döküldükleri nehir, göl ve denizlerde bulunan canlılara bu canlılardan da insanlara geçmektedir.

NİTRAT: Bu madde birçok ülkede et ve süt ürünlerinde koruyucu madde olarak kullanılmaktadır. Ayrıca çeşitli bitkilere verilen nitrat gübreler, bitki-toprak-su üçlüsü yoluyla insanlara geçmektedir. Nitrat bir takım reaksiyonlar sonucu insanlarda kansere neden olmaktadır.

ALÜMİNYUM: Ülkemizde çok sık kullanılan bu maddenin insan sağlığına olumsuz yönde etkisi öteden beri bilinmektedir. Alüminyum genellikle mutfak araç ve gereçlerinde bulunmaktadır. İnsanlarda erken bunamaya neden olmaktadır. Korunmanın yolu; bu kaplara ekşili ve asitli yiyecekler konmamalı şayet konulursa uzun süre bekletilmemelidir.

RADON: Evlerimizde çeşitli radon kaynakları vardır. Bunlar radonlu topraklardan yapılmış tuğlalar, su ve gaz borularıdır. Buda, temellerden ve oda tabanlarından sızarak tehlike arz eder. Meydana getirdiği olumsuzluklar bilhassa kanser riskin arttırmasıdır. Bu gazdan korunmanın yolu, evleri ve odaların sık sık havalandırılmasıdır.


Bilinçli Çevrecilik, Alışverişi Bilinçli Yapmakla Başlar

Çevrenin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi konusunda gösterilen çabaların amacı, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamalarının sağlanmasıdır. Çevreye zarar veren de çevreyi koruyan ve geliştiren de insandır.

O halde yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit önlemlerle çevremizi koruyabilir, çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz.

Alabildiğine tüketen bir toplum, aslında gelecek nesillerin hakkını da yemektedir.

Çevre kirlenmesinin büyük boyutlara ulaşması, çöp dağlarının artık bizleri ve gelecek kuşakları yutmaya hazırlanması, doğal kaynaklarımızın hızla tükenmesi bizleri, alışverişten başlayarak tüketimin her aşamasında ve tüketim sonrası oluşan atıkların bertarafı ve yeniden kullanılmasında bilinçli hareket etmeye zorlamaktadır.

Bu tüketim alışkanlığımıza Doğanın daha ne kadar dayanacağını hiç birimiz tahmin dahi edemiyoruz.

Çevre Bilinci İle Alışveriş Yapalım;

• Bir kere kullanıp atacağımız naylon poşetler yerine, sürekli kullanabileceğimiz bez torba, sepet veya fileleri tercih edelim. Unutmayalım ki, plastik ambalajlar ve naylon poşetler doğada parçalanmadan yüzyıllarca kalabilmektedir.

• Plastik ya da pet ambalajlı yiyecekler yerine cam ambalajlı yiyecekleri seçelim.

• Herhangi bir ürünü alırken geri dönüşümlü olmasına dikkat edelim.

• “ Kullan-at ” piller yerine yeniden doldurulabilen pilleri kullanalım.

• Sprey deodorantlar yerine “ Ozon dostu ” deodorantlar kullanmaya özen gösterelim.

• Alışveriş yaparken, harcamanın ne kadarını ürünün kendisine, ne kadarını ambalajına verdiğimizi hiç düşündünüz mü? Bir yandan çevreyi kirlettiğiniz bu ambalaj maddeleri öbür yandan sizi aldatan bir “ yalancı ” değil midir?

• Fosfat içeren deterjanlar içme suyu kaynaklarına karışarak suyu kullanılmaz hale getirmektedir. Fosfatlı deterjanlar yerine doğal temizleyicileri tercih edelim.

• Bulaşık makinelerinde kullanılan kimyasal parlatıcılar yerine doğal madde olan sirkeyi hiç denediniz mi?
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-2007, 17:19   #3 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,522
Varsayılan

Hava Kirliliği

Hava kirliliği; canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve/veya maddi zararlar meydana getiren havadaki yabancı maddelerin, normalin üzerindeki miktar ve yoğunluğa ulaşmasıdır.

Bir başka deyişle hava kirliliği; havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. İnsanların çeşitli faaliyetleri sonucu meydana gelen üretim ve tüketim aktiviteleri sırasında ortaya çıkan atıklarla hava tabakası kirlenerek, yeryüzündeki canlı hayatı olumsuz yönde etkilenmektedir.

Hava kirliliğini kaynaklarına göre 3'e ayırabiliriz;

1 - Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Ülkemizde özellikle ısınma amaçlı, düşük kalorili ve kükürt oranı yüksek kömürlerin yaygın olarak kullanılması ve yanlış yakma tekniklerinin uygulanması hava kirliliğine yol açmaktadır.

2 - Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Nüfus artışı ve gelir düzeyinin yükselmesine paralel olarak, sayısı hızla artan motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları, hava kirliliğinde önemli bir faktör oluşturmaktadır.

3 - Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Sanayi tesislerinin kuruluşunda yanlış yer seçimi, çevre korunması açısından gerekli tedbirlerin alınmaması (baca filtresi, arıtma tesisi olmaması vb.), uygun teknolojilerin kullanılmaması, enerji üreten yakma ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü yakıtların kullanılması, hava kirliliğine sebep olan etkenlerin başında gelmektedir.


Hava Kirliliğinin Etkileri

Kirli hava, insanlarda solunum yolu hastalıklarının artmasına sebep olmaktadır. Örneğin; kurşunun kan hücrelerinin gelişmesini ve olgunlaşmasını engellediği, kanda ve idrarda birikerek sağlığı olumsuz yönde etkilediği, karbonmonoksit (CO)'in ise, kandaki hemoglobin ile birleşerek oksijen taşınmasını aksattığı bilinmektedir. Bununla birlikte kükürtdioksit (SO2)'in, üst solunum yollarında keskin, boğucu ve tahriş edici etkileri vardır. Özellikle duman akciğerden alveollere kadar girerek olumsuz etki yapmaktadır. Ayrıca kükürtdioksit ve ozon bitkiler için zararlı olup; özellikle ozon, ürün kayıplarına sebep olmakta ve ormanlara zarar vermektedir.

Sanayi, endüstri ve ısınmada kullanılan fosil yakıtlar ile ormanların tahribi ve arazi değişmesi sonucu, atmosferdeki karbondioksit miktarının %5 oranında arttığı tespit edilmiştir. Bunun ise küresel ısınmaya yol açabileceği öngörülmektedir.



Hava Kirliliğini Önlemek İçin Alınabilecek Tedbirler:

• Sanayi tesislerinin bacalarına filtre takılması sağlanmalı,

• Evleri ısıtmak için yüksek kalorili kömürler kullanılmalı, her yıl bacalar ve soba boruları temizlenmeli,

• Pencere, kapı ve çatıların izolasyonuna önem verilmeli,

• Kullanılan sobaların TSE belgeli olmasına dikkat edilmeli,

• Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılarak, özendirilmeli,

• Kalorisi düşük olan ve havayı daha çok kirleten kaçak kömür kullanımı engellenmeli,

• Kalorifer ve doğalgaz kazanlarının periyodik olarak bakımı yapılmalı,

• Kalorifercilerin ateşçi kurslarına katılımı sağlanmalı,

• Yeni yerleşim yerlerinde merkezi ısıtma sistemleri kullanılmalı,

• Yeşil alanlar arttırılmalı, imar planlarındaki hava kirliliğini azaltıcı tedbirler uygulamaya konulmalı,

• Toplu taşım araçları yaygınlaştırılmalı,

Bütün bu etkenlerin yanında; atıkların uygun olmayan tesislerde yakılarak bertaraf edilmesinin önlenmesi, sanayi tesisi yer seçiminin yerleşim alanları dışında ve hakim rüzgarlar dikkate alınarak yapılması, imar planlarında bu alanların çevresinde yapılaşmaların önlenmesi ve araçların egzoz emisyon ölçümlerinin periyodik olarak yapılması sağlanmalı, bununla birlikte; alternatif enerji kullanan motorlu taşıtlar geliştirilmeli ve özendirilmelidir. (LPG vb.)


Sera Etkisi ve Küresel Isınma

Dünya atmosferi çeşitli gazlardan oluşur. Ayrıca küçük miktarlarda bazı asal gazlar bulunmaktadır. Güneşten gelen ışınlar (ısı ışınları/kısa dalgalı ışınlar), atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Atmosferdeki gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutar ve yeryüzünün ısı kaybına engel olurlar. (CO2, havada en çok ısı tutma özelliği olan gazdır.)

Atmosferin, ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliği vardır. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır. Böylece nehirlerin ve okyanusların donması engellenmiş olur. Bu şekilde oluşan, atmosferin ısıtma ve yalıtma etkisine sera etkisi denir. Dünya atmosferi cam seralara benzer bir özellik gösterir.

Son yıllarda atmosferdeki CO2 miktarı hava kirlenmesine bağlı olarak hızla artmaktadır. Metan, ozon ve kloroflorokarbon (CFC) gibi sera gazları çeşitli insan aktiviteleri ile atmosfere katılmaktadır. Bu gazların tamamının ısı tutma özelliği vardır.

CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış, atmosferin ısısının yükselmesine sebep olmaktadır. Bu da küresel ısınma olarak ifade edilir. Bu durumun, buzulların erimesi ve okyanusların yükselmesi gibi ciddi sonuçlar doğuracak iklim değişmelerine yol açmasından endişe edilmektedir.

İnsanların çeşitli faaliyetlerinin küresel ısınmaya katkısı şöyledir:

• Enerji kullanımı %49,

• Endüstrileşme %24,

• Ormansızlaşma %14,

• Tarım %13'tür.


Asit Yağmurları

Çeşitli endüstriyel faaliyetler, konutlarda ısınma amaçlı olarak kullanılan yakıtlar, fosil yakıtlara dayalı olarak enerji üreten termik santraller ile egzoz gazları havayı kirletmekte ve kükürtdioksit (SO2), azotoksit (NO), hidrokarbon ve partikül madde yaymaktadırlar. Havada 2-7 gün asılı kalabilen bu kirleticiler, su partikülleri ile tepkimeye girerek asit meydana getirmekte ve yağmurlarla birleşerek yeryüzüne asit yağmurları olarak inmektedir.

Asit Yağmurlarının Zararları:

• Asit yağmurları göl ve akarsularda asit dengesini bozarak, tüm canlıları etkilemekte, hatta bazı türlerin ölümüne yol açmaktadır,

• En büyük etki ormanlar üzerinde görülmektedir. Asidik yağışlar, ağaçların yapraklarındaki büyüme ve gelişmeyi engellemektedir,

• Yeryüzüne inen asit yağmurları, suya ve toprağa geçerek yapılarını değiştirmekte, bunun sonucunda toprak ve suyla ilişkide olan canlılar zarar görmektedir.


Ozon Tabakası

Çeşitli amaçlar için üretilen kloroflorokarbonlar (CFC) ozon tabakasını inceltmekte, bunun sonucunda çevre ve insan sağlığı olumsuz etkilenmektedir.

Ozon molekülleri atmosferde bulundukları yere göre farklı karakteristik özellikler gösterirler. Stratosfer tabakasındaki ozon canlılar için yararlı olup, buna karşılık dünya yüzeyine yakın atmosfer tabakasında (troposferde) bulunan %10 oranındaki ozonun yıkıcı etkisi bulunmaktadır.

Atmosferdeki diğer moleküllerle reaksiyona giren ozonun, bitki ve hayvanların canlı dokularına çeşitli zararları bulunmaktadır. Atmosferdeki ozonun yaklaşık %90'ı yeryüzünden itibaren 10-40 km. arası yükseklikte ve stratosfer tabakasında bulunur. Bu bölgedeki ozonun özelliği; tüm canlı varlıkları, doğal kaynakları ve tarımsal ürünleri olumsuz yönde etkileyen ultraviole (UV) ışınlarını absorbe etmesidir. Ozon yoğunluğunun ultraviole ışınlarını tutma görevini yapamayacak kadar azalması, "ozon tabakasının delinmesi" olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi sonucunda; UV-b radyasyonu artmakta ve insanların bağışıklık sistemleri zarar görmekte, görme bozukluğuna ve deri kanserine yol açmaktadır.

Ozon tabakasının incelmesine sebep olan ve kloroflorokarbon ihtiva eden maddelerin başında klor türevleri, plastik köpükler (strafor), spreyler, aerasoller ve yangın söndürücüler gelmektedir.


Ozon (O3) Gazı

Ozon, 3 oksijen atomundan oluşan molekülleriyle zehirli, renksiz bir gazdır ve atmosferin üst katmanlarında yer alır... Gökyüzünün mavi renkte görünmesi bu gaz sayesinde olmaktadır. Sıvı halde lacivert renge dönüşen ozon gazı, dünyayı güneşten gelen morötesi radyasyona karşı korumaktadır. Ancak bu gaz aynı zamanda canlılar için çok tehlikelidir. Maruz kalındığında gözleri, burnu ve boğazı tahriş ederek solunum sistemini tahrip eder. Çok az insan ozonun ne kadar öldürücü olduğunun farkındadır. Bir gramın iki yüzde biri miktarda ozon almak öldürücü olabilir. Bir saç spreyi kutusuna saf ozon konduğu düşünülecek olursa, bu kutunun tam 14.000 kişiyi öldürebileceği söylenmektedir...
Ozon kirliliği ve ozon tabakasındaki delinmeler


Bilindiği gibi atmosferde az miktarda bulunan ozon gazı; yeryüzündeki tüm canlı varlıkları güneşin öldürücü ultraviole ışınlarına karşı koruyan bir kalkan görevi görmektedir. Çünkü bu gaz güneşten gelen ışınların büyük kısmını yansıtan bir gazdır. Eğer ozon tabakası olmasaydı, güneşin UV-b (yeşil) radyasyonu yeryüzüne ulaşarak canlılar üzerinde genetik zararlara yol açardı. Ayrıca insanlar, güneş yanığı ve cilt kanseri gibi sorunlardan kaçamazlardı...

Atmosferdeki ozon gazı için çok hassas bir denge sözkonusudur. Bu gaz atmosferin üst katmanlarında bir tabaka oluşturur ve bu gaz tabakası güneşten gelen öldürücü ışınları filtre eder. Bu sayede yeryüzüne ulaşabilen ışın miktarı canlı varlıklar için yararlı bir şekle dönüşür. Ancak bu gaz tabakasının incelmesi ya da delinmesi sözkonusu olduğunda kendisinden beklenen işlevleri yerine getiremez ve güneş ışınları canlılar için gerçek bir tehlike haline dönüşür...

Bunun yanısıra, güneş ışığında fotokimyasal tepkimeye giren egzos gazları, kirli havadan oluşan duman bulutlarında ozon ve nitrojen dioksit oluşturmaktadır. Böylece atmosferin yeryüzüne yakın alt kısımlarında da bir Ozon Kirliliği meydana gelmektedir...

Son yıllarda dünyamızdaki en önemli çevre sorunlarının başında yukarıda sözünü ettiğimiz gibi "Ozon kirliliği" ile "Ozon tabakasındaki incelmeler ve delinmeler" gelmektedir...


Ozon kirliliğinin orman ağaçları üzerindeki etkisi


Ülkemizin Ozon tabakası'nda delinme yok...

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan gözlemler sonucu, Türkiye üzerindeki ozon tabakasında incelme olmadığı belirlendi. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün ''Türkiye'de ozon gözlemleri'' başlıklı çalışması çerçevesinde 1994 yılından bu yana Türkiye üzerindeki ozon tabakasıyla ilgili 176 gözlem gerçekleştirildi. Gözlemlerde Türkiye için hesaplanan aylık ortalama en yüksek değer 388.49 DU (Dobson Birimi-ozon ölçüm birimi), en düşük ise 243.09 DU olarak ölçüldü. Ortalama değer de 312.66 DU olarak tespit edildi. Gözlemlerde, Türkiye'nin üzerindeki ozon tabakasında belirgin bir incelme (azalma, artma veya sıçrama) kaydedilmedi. Dünya Meteoroloji Teşkilatı'nca orta enlemler için yapılan değerlendirmeler sonucu Türkiye için toplam ozon kalınlığı 300-320 DU normal değer olarak kabul ediyor.


Ozon nasıl ölçülüyor?

Türkiye'de ozon kalınlığı ozonsonde yöntemi ile ölçüyor. Havadan daha hafif olan hidrojen gazı ile doldurulmuş bir balona bağlanan ozonsendo cihazı atmosferin 30-35 kilometre uzaklığında sıcaklık, nem, basınç, ozona ilişkin veriler elde ediyor. Her ülke ozon kalınlığındaki azalış, kalınlaşma veya sapmayı uzun yıllar ortalamalarını dikkate alarak değerlendiriyor. Ozon tabakasındaki incelme ise en çok kutuplarda görülüyor. Ekvator kuşağı üzerindeki ozon, kutuplara gittikçe yoğunlaşırken, soğuk hava ve güneş radyasyonu ile birlikte reaksiyona geçiyor. Bu durum da ozon tabakasında incelmeye neden oluyor. Dünya ozon ortalaması yaklaşık 300 DU olarak kabul edilirken, coğrafik konuma bağlı olarak 230-500 DU arasında değişiyor. Ozon tabakasındaki azalma, daha fazla UV-b (yeşil) radyasyonunun yeryüzüne ulaşarak canlılar üzerinde genetik zararlara yol açarken, insanlarda güneş yanığı ve cilt kanseri gibi sorunlara neden oluyor.
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-2007, 17:26   #4 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,522
Varsayılan

SU KİRLİLİĞİ


Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Dünyamızın %70'ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık %0.3'ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir.

Dünya nüfusunun %40'ını barındıran 80 ülke şimdiden su sıkıntısı çekmektedir. 1940-1980 yılları arasında su kullanımı iki katına çıkmıştır. Nüfusun hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının sabit kalması sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.

Dünyadaki mevcut suyun hacmi 141 milyar m3 tür. Bu miktar dünya yüzeyini 3 km. kalınlığında bir tabaka halinde sarabilecek büyüklüktedir.

Bu suyun % 98'i okyanuslarda ve iç denizlerde bulunmakta, fakat tuzlu olduğu için, içme suyu olarak kullanıma, sulamaya ve endüstriyel kullanıma uygun değildir. Dünyadaki suların ancak %2.5'i tatlı sudur. Bunun da %87'si buzullarda, toprakta, atmosferde, yeraltı sularında bulunur ve kullanılamaz durumdadır.

İnsanoğlu, su ihtiyacını yüzeysel sular ve yeraltı su kaynaklarından temin etmektedir. Tatlı suların en önemli kaynağı yağışlardır. Küresel yıllık yağış 500 bin m3 olup, her yıl yeryüzüne inen yağış aynı miktardadır.

Ülkemizde ise tatlı su kaynakları oldukça sınırlıdır ve ihtiyaca ancak cevap vermektedir. Türkiye'nin kullanılabilir su potansiyeli 110 milyar m3 olup, bunun %16'sı içme ve kullanmada, %72'si tarımsal sulamada, %12'si de sanayide tüketilmektedir.

Türkiye'nin mevcut su potansiyelinin kullanım oranları;

Kişi başına düşen su kullanımı, toplumun gelişmişlik seviyesiyle doğru orantılıdır. Gelişmiş ülkelerde bu oran oldukça yüksek olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerde ise düşüktür. (ABD'de 1692 m3, Avrupa'da 726 m3, Afrika'da 244m"tür.)

Dünyanın yıllık yağış ortalaması 1000 mm olup, Türkiye'nin yıllık yağış ortalaması ise 643 mm. dir.

Türkiye su kıtlığı çeken ülkeler arasında yer almamakla birlikte, hızlı nüfus artışı, kirlenme ve yıllık yağış ortalamasının dünya ortalamasından düşük olması; mevcut kaynakların daha dikkatli kullanılmasını ve kirlenmeye karşı gerekli tedbirlerin bir an önce alınmasını gerektirmektedir.


Yeraltı Suları ve Kirliliği


Yağmur suyu yeryüzüne indiği andan itibaren kirlilik oranında ani bir artış olur. Hayvansal ve bitkisel artıklar, doğal ve suni gübreler, pestisitler ve mikroorganizmalar su ile yeraltına doğru taşınır.

Suyun yüzey kısımlarındaki toprak tabakasından süzülmesi sonucunda, zemin cinsi özelliklerine de bağlı olarak kalitesinde önemli miktarlarda artış olur. Askıdaki maddelerin tamamına yakını topraktaki süzülme yoluyla uzaklaşır. Bunun sonucunda mikroorganizmalar büyük ölçüde azalırken, suyun karbondioksit miktarı artar, oksijen miktarı ise azalır.

Yeraltı suyu kirlenmesinin en büyük sebebi, evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan alıcı ortamlara verilmesidir. Katı, sıvı ve gaz atıklar alıcı ortama verildikten sonra; iklim durumuna, toprağın yapısına, yeryüzü şekline, atığın cinsine ve zamana bağlı olarak yeraltı sularına karışır.

Ayrıca zirai mücadele ilaçlarının aşırı ve bilinçsiz kullanımı önemli bir kirlilik sebebidir. Kanalizasyon sisteminin bulunmadığı yerlerde, tuvalet çukurlarından ve gübrelerden sızan kirli sular yeraltı suyuna karışarak, özellikle yaz aylarında ölümlere yol açan bulaşıcı hastalıklara sebep olmaktadır.
Yerüstü Suları ve Kirliliği

Akarsu, göl ve denizler yerüstü sularını oluştururlar. Dünya nüfusunun hızla artmasına rağmen su kaynaklarının sabit olması, bu kaynakların kirletilmemesini ve çok iyi kullanılmasını gerektirmektedir. Bilinçli su kullanımıyla, yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit tedbirlerle su kaynaklarımızın kirlenmesini ve tükenmesini önleyebiliriz. Bununla birlikte; üç tarafı denizlerle çevrili olan ve çok sayıda yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının bulunduğu ülkemizde sular, evsel ve endüstriyel atıklarla kirlenmektedir. Bu atıkların arıtılmadan su yataklarına verilmesi, katı atıkların düzensiz olarak alıcı ortama bırakılması, ayrıca bilinçsizce yapılan zirai ilaçlama ve gübrelemeden dolayı yerüstü suları kirlenmektedir.

Sanayinin çevre üzerindeki olumsuz etkisi diğer faktörlerden çok daha fazladır. Sanayi kuruluşlarının; sıvı atıkları ile su kirliliğine, buna bağlı olarak gelişen toprak ve bitki örtüsü üzerinde aşırı kirlenmelere sebep olduğu ve doğa tahribine yol açtığı bilinmektedir. Ayrıca son yıllarda sanayi ve teknolojinin hızla gelişmesi sonucu köyden kente göç olayı artmış, bu durum hızlı ve düzensiz yapılaşmaya yol açmıştır.

Zirai mücadele için yapılan ilaçlamalarda, havadaki ilaç zerrelerinin rüzgarla sulara taşınması veya tarım ilaçları üretimi yapan fabrikaların atıklarının su kaynaklarına arıtılmadan verilmesi sebebiyle sular kirlenmektedir.

Diğer yandan kimyasal gübrelerin bilinçsizce ve aşırı kullanımı da zamanla toprağı çoraklaştırmakta, bunun sonucunda hem toprağın verimi düşmekte, hem de yeraltı sularına sızması ve yüzey su akışlarıyla birlikte yerüstü sularına karışması neticesinde su kirliliğine sebep olmaktadır.

Akarsu Kirliliği:

Akarsular; küçük dereler, yağmur, kar ve kaynak sularıyla beslenirler. Kanalizasyon suları, fabrika atıkları ile havayı kirleten etkenlerin yağmur ve yüzey akışlarıyla taşınması, tarımsal faaliyetler sonucu oluşan pestisit ve gübre gibi kimyasal atıklar, akarsuları kirleten başlıca etkenlerdir. Akarsular ve okyanuslar belli bir seviyeye kadar olan kirliliği arıtma özelliğine sahiptir. Bu sınır aşıldığında suda aşırı kirlilik ve bozulma başlar. Akarsuların bazı etkenlerle kirlenmesi sonucu akarsularda mevcut olan ekolojik denge bozulmakta, bitkiler ve hayvanlar olumsuz yönde etkilenmektedir.

Göl Kirliliği:

Göl kirlenmesinin ana unsurları akarsular ve atmosferik olaylardır. Akarsularla taşınan çözünmüş ve askıdaki maddelerin önemli miktarı erozyon ve kimyasal çözünme sonucu oluşur. Ayrıca asit yağmurları da kirliliği artırmaktadır. Göle karışan kirleticilerin büyük bir kısmı akarsular, endüstriyel atıklar ve drenaj yoluyla taşınmasına karşılık, atmosferle kirliliğin taşınması da son derece önemlidir. Havadaki kirleticilerin yağışlar ve rüzgar gibi atmosferik etkenlerle uzun mesafelere taşınması ve yerüstü sularına karışması sonucu su kirliliği meydana gelmektedir.

Deniz Kirliliği:

Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan deniz kirliliği hayati önem taşımaktadır. Denizlerin taşımacılık ve turizm amacıyla kullanılması, evsel, endüstriyel atıkların arıtılmadan veya kısmen arıtılarak denize verilmesi, deniz kazaları sonucu meydana gelen petrol akıntıları, akarsulardan denizlere ulaşan tarımsal atıklar, kirlenmeyi meydana getiren başlıca etkenlerdir. Deniz kirliliğine sebep olan atıklar belirli bir zamanda, bir bölgedeki kirlenme yoğunluğuna bağlı olarak insan sağlığına ve çevreye olumsuz yönde etki etmektedir.

Deniz kirliliğine sebep olan diğer faktörleri şöyle sıralayabiliriz:

• Deniz kıyılarında bulunan kent merkezleri ve sanayi tesislerinden çıkan ve arıtılmadan denize boşaltılan atıklar.

• Tarımsal alanlarda erozyon sonucu akarsularla denize karışan toprak ve diğer kirleticiler. (Tarım alanlarından her yıl önemli miktarlarda toprak, erozyon yoluyla denizlere taşınmaktadır. Denizlere sadece toprak değil, tarımsal faaliyetler sonucu akarsulara karışan pestisit ve gübre gibi kimyasal atıklar da taşınmaktadır.)

• Denizlerde kurulmuş bulunan platform ve boru hatlarından oluşan sızıntılar.

• Gemiler ve diğer deniz araçlarından oluşan kirlilik (petrol, yağ atıkları, zehirli sıvılar, pis sular , çöpler vb.)

Deniz kazaları neticesinde önemli miktarlarda petrol döküntüsü suda birikmekte ve canlı ortamını tehdit etmektedir. Özellikle büyük petrol tankerlerinin kazaları sonucunda binlerce ton ham petrol denize dökülmektedir. Ham petrol taşımacılığı, petro-kimya sanayii ve organik kimya sanayiindeki gelişmeler kara, hava ve denizlerdeki kirlilik miktarını artırmıştır. Plastik maddelerin karadan ve gemilerden denize bırakılması, plajlara ve denizin doğal yaşamına ciddi zararlar vermektedir.

Denizlerimizdeki kirlilik durumunu daha iyi anlamak için Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'in kirlilik durumlarına kısaca değinmekte fayda vardır.

Karadeniz'de Kirliliğin Sebepleri:

Karadeniz'in bazı bölgelerinde yapılan araştırmalar sonucunda; koliform bakteri sayısı, organik madde miktarı, bulanıklık gibi kirlilik unsurlarının normal değerlerin üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Trabzon'da yapılan bir araştırmaya göre; deniz kirliliğinin sebepleri önem sırasına göre şöyledir;

1.Kanalizasyon,

2.Çöp ve atıklar,

3.Erozyon,

4.Doğu Karadeniz Bölgesinde kara yolu ulaşımının deniz kıyılarından gerçekleştirilmesi,

5.Sanayi kuruluşlarının olumsuz etkisi..


Marmara Denizi'nde Kirliliğin Sebepleri:

Marmara Denizi; özellikle Haliç ve izmit Körfezi başta olmak üzere, fiziksel ve kimyasal kirleticilerin etkisinde kalmıştır.

Giderek artan kentsel ve endüstriyel faaliyetler sonucu, bazı kirleticiler sınır değerlerin üzerine çıkmıştır. Bunlara ilaveten Haliç'te dere ve yamaçlardan gelen erozyon kalıntıları kirliliği artırmaktadır.

Ege Denizi'nde Kirliliğin Sebepleri:

Ege Denizi'nde ortaya çıkan en önemli kirletici kaynaklar; B. Menderes, Meriç ve Gediz Nehirleri ile Çanakkale Boğazı ve izmir şehrinden ileri gelen kentsel ve endüstriyel atıklardır, izmir Körfezi'nde petrol rafinerilerinden birisinin bulunması ve yoğun deniz trafiği de, petrol ve diğer petrol ürünleriyle körfezin kirlenmesine yol açmaktadır.

Akdeniz'de Kirliliğin Sebepleri:

Deniz yolu taşımacılığı, Mersin'deki petrol rafinerisi ve iskenderun Körfezindeki iki adet petrol boru hattı terminali önemli kirletici unsurlardır. Bununla birlikte Akdeniz'de kirlilik oranı, Marmara ve Ege Deniz'ine göre daha düşüktür.


Su kirliliğinin en önemli etkenlerinden olan evsel ve endüstriyel atık suların arıtılması ile ilgili ülkemizdeki durum şöyledir;


• Endüstriyel işletmelerde arıtma tesisine sahip işletmeler sadece %9'dur.

• Arıtma tesisi bulunmayan kuruluşlardan; özel sektörün oranı %16 iken, kamu sektörünün oranı ise %84'tür.

• Ülkemizde faaliyette bulunan organize sanayi bölgelerinden sadece %14'ünde arıtma tesisi bulunmaktadır.

• Ülkemizdeki turistik tesislerin %81'inde arıtma tesisi bulunmamaktadır.

• 3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır, bunun da sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile kanalizasyon sularının %98.67'si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır.

• Ülkemizdeki endüstri kuruluşlarının %98'inde arıtma tesisi bulunmamakta, olanların bir kısmı ise yetersiz veya çalışamaz durumdadır.

• Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller ihtiva eden atık sulara gelince; yılda 930 milyon metreküp endüstriyel atık suyun sadece %22'si arıtılmakta, %78'i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere verilmektedir.

Kirli su; içerisinde insan sağlığına zararlı, patojen mikroorganizmalar bulundurmaktadır. Kirli suyun çeşitli yollarla içme ve kullanma sularına karışması ve sulamada kullanılması sonucunda tifo, dizanteri, sarılık, kolera vb. bulaşıcı hastalıklara yol açmaktadır. Bu sebeple içme ve kullanma sularının ilgili kurum ve kuruluşlarca sürekli kontrol edilmesi, kirlenme sebeplerinin ortadan kaldırılması ve dezenfekte edilmesi sağlanmalıdır.
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-2007, 17:30   #5 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,522
Varsayılan

Ormanlarımız

Halk arasında orman; sadece bir ağaç topluluğu veya yakacak ihtiyacını karşılayan bir varlık olarak algılanmaktadır. Halbuki orman; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, toprak, su, iklim gibi canlı ve cansız tabiat faktörlerinin birlikte oluşturduğu doğal bir bütünlüğü ifade etmektedir.

Türkiye ormanları çeşitli tıbbi, aromatik, endüstriyel ve süs bitkileri ile çok sayıda flora (bitki) ve fauna (hayvan) türlerine sahiptir. Ülkemiz ormanları küresel öneme sahip değerli biyoçeşitlilik kaynakları içermektedir. Bunlardan Göknar, Ladin, Sedir, Ardıç ve Sığla'nın gen merkezi ülkemizdir. Bir başka deyişle, bu ağaç türleri yeryüzüne ülkemizden yayılmışlardır.

77.945.200 hektar olan ülkemiz arazisinin 20.763.248 hektarlık kısmı ormanlarla kaplıdır. Bunu yüzde olarak ifade edersek, topraklarımızın %26.6 sı ormanlık alandır. Bu alanların yaklaşık 9 milyon hektarı oldukça iyi, geriye kalan 11 milyon hektarı ise bozuk ormanlardır.

Türkiye'deki orman alanlarının büyük bir kısmını doğal orman alanları oluşturmaktadır. Ormanlık alanlar daha çok Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'i çevreleyen dağlarda yoğunlaşmıştır.

Ormanlarımızın % 48 'i verimli ormanlardır. Mülkiyet bakımından ise %99 'u devlete aittir. Ormanların korunması, işletilmesi, yeni orman alanları oluşturulması ve ağaçlandırmalar yapılması ile milli parkların işletilmesi Çevre ve Orman Bakanlığı'nın sorumluluğunda bulunmaktadır.

Dünyada bugün 1.5 milyarı balta girmemiş olmak üzere, 4 milyar hektar orman bulunmaktadır. Çeşitli sebeplerle 1950 - 1990 yılları arasında, mevcut ormanların yarısı yok olmuştur..

Tropikal (yağmur) ormanların ekosistem için büyük önemi vardır. Tropikal ormanların kapladığı alan dünya yüzeyinin yalnızca % 7 'sidir. Ancak yeryüzündeki bitki ve hayvan türlerinin % 80 'i bu bölgelerde yaşamaktadır. Bu ormanlar dünyanın akciğerleri görevini yapmakta, atmosfere oksijen sağlamakta ve yağmur dengesini düzenlemektedir. Dolayısıyla dünyanın iklimi üzerinde ormanların önemli etkisi vardır.

Ülkemizde son yıllarda artan orman yangınları adeta milli felaketlere dönüşmüştür. Son on yıl içersinde 12 bin hektar ormanımız yanarak yok olmuştur.

Ormanlar; ihmal, dikkatsizlik (söndürülmeyen piknik ateşi, sigara izmariti vb.) sonucu veya kasıtlı olarak (tarla açma, kaçak yapılaşma vb.) yakılmaktadır. Orman yangınlarının %47 'sinin sebebi tam olarak belirlenememiştir. Sebebi belirlenen orman yangınlarının %48 'inin kasten, %48'inin dikkatsizlik ve tedbirsizlik, %4 'ünün de doğal oluşumlar (yıldırım vb.) sonucu meydana geldiği belirlenmiştir.

Ülkemizin yaklaşık % 27 olan ormanlık alanı yukarıda belirtilen sebeplerle % 20'lere düşmüştür. Ormanlarımızın % 44 'ü üretim yapılabilir, %56 'sı ise verimsiz olduğundan üretim yapılamaz niteliktedir. Ayrıca ülkemiz ormanlarının % 54'ü koru, % 46'sı baltalık orman özelliğindedir.

Ormanların Faydaları:

• Su ekonomisini düzenler, set ve taşkınları önler.

• Su ve rüzgara karşı toprağı tutarak, taşınmasını önler.

• Ortam sıcaklıklarını ılımanlaştırarak, yağışların oluşmasını sağlar.

• Yerleşim alanlarının çevresindeki havayı temizler.

• içerisinde yer alan flora ve faunayı korur.

• Çevreyi süsler, ülkeye doğal güzellik sağlar. Ayrıca her türlü spor ve turistik faaliyetlere müsait olması sebebi ile eğlenmek ve dinlenmek için uygun ortam oluşturur.

• Kamuflaj görevi yaparak askeri üs ve tesisleri gizler.
Bütün bunlarla birlikte ormanlar; yakacak ihtiyacını karşılamada, kağıt üretiminde, ev eşyası ve ders araçları üretimi vb. alanlarda hammadde kaynağı olarak büyük öneme sahiptir.


Ormanların Faydaları

Ormanlar; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su , ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen ekosistemler olup, dünya yaşamı için vazgeçilmezdirler...


- Ormanlar yaşantımızın her safhasında ihtiyaç duyduğumuz yapacak ve yakacak hammadde kaynağıdır. Bunun yanı sıra bitkisel nitelikli tohum, çiçek, kozalak vb. ile mineral nitelikli çakıl, kum vb.hammadde kaynaklarının bir kısmı da ormanlardan elde edilmektedir.

- Ormanlar, bitkiler ve hayvanlar için doğal bir su kaynağıdır. Kar ve yağmur biçimindeki yağışı yapraklı, dalları, gövdesi ve kökleri ve tutarak sellerin ve taşkınların oluşmasını önler. Ayrıca yer altı sularının oluşmasına yardım eder.

- Ormanlar erozyonu önler. Ormanlar rüzgarın hızını azaltır, toprağı kökleri ile tutarak yağışların ve akarsuların toprağı taşımasını önler.

- Ormanlar, yaban hayatı ve av kaynaklarını koruru. Nesli tükenmekte olan hayvanların üretimi, korunması ve barınmasında koruma alanları oluşturur. Bu sahalar milyonlarca canlının yuvasıdır.

- Ormanlar bitki örtüsü ve toprak içerisinde büyük miktarda karbon depoladıklarından, ikim üzerinde olumlu etkiler yapar. Aşırı sıcaklıkları düzenler, bir ısı tamponu gibi görev yapar. Sıcağı soğuğu dengeler, yaz sıcaklığını azaltırken, kış sıcaklığını artırır, radyasyonu önler.

- Su buharını yoğunlaştırarak yağmur haline gelmesini sağlar. Rüzgar hızını azaltarak toprak ve kar savurmalarını ve rüzgarın kurutucu etkisini yok eder. Bu nedenle açık alanlara oranla ormanlarda gündüzler serin geceler ise sıcaktır.

- Ormanlar, eğelenme, dinlenme ve boş zamanları değerlendirme imkanı sağlar. Havası, suyu, doğal görünümleri ve sakin ortamı ile özellikle şehirlerde yaşayan insanları kendisine çeker. Bu yönüyle insanların beden ve ruh sağlığı üzerinde olumlu rol oynar.

- Yerleşim alanları çevresindeki hava kirliliğini ve gürültüyü önlemesi ile insan sağlığı bakımından büyük önem taşır. Ormanların insan sağlığı üzerindeki bütün bu olumlu yararları nedeniyle büyük kentlerin çevresinde ormanlar yetiştirilmekte, dinlenme yerleri kurulmaktadır.

- Ormanlar, orman içinde ve dışında yaşayan insanlara çeşitli iş alanları sağlar, işsizliği önlemede etkin rol oynar, böylece köyden kente göçü azaltır.

- Ormanlar, ulusal savunma ve güvenlik bakımından da çok önemlidir. Askeri birliklerin savaş tesisleri ile araç ve gereçlerinin gizlenmesinde, savaş ekonomisi bakımından değer taşıyan reçine, katran ve tanenli maddelerin elde edilmesini sağlar,

- Ayrıca ormanlar barajların ekonomik ömrünü uzatır, doğal afetleri önler, ülke turizmine katkıda bulunur,

- Ormanlar, doğal güzellikleri ve sayılmayacak kadar çok faydalarıyla iyi baktığımız takdirde tükenmez bir doğal kaynaktır.


Dünyada ve Ülkemizde Orman Varlığı

Dünya kara alanlarının %30’nu kaplayan ormanlar 3.8 milyar hektardır. Tropikal ve yarı tropikal ormanlar bu alanın % 56’sını teşkil etmektedir. Dünya ormanlarının % 95’i doğal orman, % 5’ ise ağaçlandırma ile tesis edilen suni ormanlardır.

Ülkemizin ormanlık alanı ise 20.7 milyon hektar olup yurdumuzun genel alanının % 26.8’sini oluşturmaktadır. Ormanlarımızda yetişen asli ağaç türlerimiz; kestane, kayın, meşe, kızılağaç, kavak, huş, ıhlamur, dişbudak, akçağaç, karağaç, çınar, söğüt, ceviz ve sığla gibi yapraklı ağaçlar ile çam, göknar, ladin, sedir, ardıç, servi ve porsuk gibi iğne yapraklı ağaçlardır...


Ormanların Ülkemiz Ekonomisindeki Yeri

Ormancılık sektörünün ülke ekonomisine olan katkılarını para ile ölçülebilen ve para ile ölçülemeyen katkılar olarak ikiye ayrılmak gerekir. Odun kökenli orman ürünleri üretimi, orman tali ürünleri üretimi, işlendirmeye katkısı, bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltıcı etkisi, ödemeler dengesini olumlu yönde etkilemesi, mineral nitelikli katkıları, tarım, hayvancılık ve turizme olan katkıları para ile ölçülebilen katkılardır.

İlkim, toprak su gibi doğal kaynakların korunması ve dengede tutulması, rüzgar ve kumul hareketlerine karşı önleyici perde görevi görmesi, su akışını düzenlemesi, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürekliliğini sağlayarak çoraklaşmayı önlemesi, erozyonu önlemesi dolayısıyla tarım alanları ile barajların ekonomik ömrünü uzatması, çığ ve sel baskınlarını önlemesi halkın rekreasyon ihtiyaçlarını karşılaması, insan sağlığını olumlu yönde etkilemesi ve iş verimliliğini artırması ise para ile ölçülemeyen katkılardır.

Ülkemizde çok önemli bir sektör olan ormancılık ülke kalkınmasında "itici ve teşvik edici" stratejik bir rol oynar.
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-2007, 17:51   #6 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,522
Varsayılan

Çevre, çevre kirliliği ve dünyamızın geleceği ile ilgili çok faydalı bilgiler içeren bir site mevcut arkadaşlar.

http://www.cevreciyiz.com/default.aspx

Site Türkiye Sanayi ve Kalkınma Bankasının desteği altındadır.
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-2007, 17:52   #7 (permalink)
_ALP_
Expert Member
 
_ALP_ kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Yaş: 33
Mesaj: 1,106
Varsayılan alın size tuz gölü


Shot at 2007-07-07

Fotoğrafa bakın ve tehlikeyi görün. İşte Tuz Gölü'nün tehlikeyi sinyal veren resmi.
Türkiye'nin tuz ihtiyacının yüzde 60'ını karşılayan gölün gittikçe küçülmesi, uydudan da görülüyor. Gölü kurtarmak için harekete geçen WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), bölgedeki hatalı sulamanın önüne geçebilmek amacıyla 'damla sulama' yöntemini hayata geçiriyor.

WWF-Türkiye Su Kaynakları Programı yetkilileri, Türkiye'de suyun yüzde 72'lik oranla en fazla tarımda kullanıldığına dikkat çekerek, bu suyun büyük kısmının 'vahşi sulama' yöntemiyle boşa harcandığını bildirdi. Yetkililer, Konya Havzası'nda su tasarrufunu yaygınlaştırmak amacıyla damla sulama uygulamasına başlayacaklarını anlatarak, "Tarımsal su kullanımında tasarruf sağlamayı ve damla sulama uygulamalarını yaygınlaştırmayı hedefliyoruz." dedi.

Türkiye'nin tuz ihtiyacının yüzde 60'ını karşılayan ve uluslararası öneme sahip sulak alanlarımızdan Tuz Gölü'nün iki büyük problemi var. Göl, hem kurumaya hem de kirlenmeye karşı yaşam mücadelesi veriyor. Gölü besleyen yeraltı ve yerüstü suları aşırı tarımsal sulama nedeniyle tükendiğinden, göl yarı yarıya küçülmüş durumda. Yapılan araştırmalar, yeraltı su seviyesinin yaklaşık 20 metre düştüğünü ortaya koyuyor.

Göl ayrıca 120 kilometre uzaklıktaki Konya ilinin ve diğer çevre yerleşimlerin hane ve endüstriyel atıklarıyla da kirleniyor. Yılda 200 bin ton sıvı atık, bin 100 ton pestisit (haşereyle mücadelede kullanılan kimyasal madde) göle boşalıyor. Bu yüzden, yaklaşık 6 bin 500 kişinin geçim kaynağı olan göl, her açıdan tehdit ediliyor. 2004'ten bu yana Çevre ve Orman Bakanlığı'na bağlı olan Özel Çevre Koruma Kurumu (ÖÇKK) ve WWF-Türkiye önderliğinde tüm ilgili grupların katılımıyla hazırlanan 'Tuz Gölü Yönetim Planı', gölün sorunlarına somut çözümler üretiyor.

Plan kapsamında ÖÇKK, İller Bankası ve İlçe Belediyeleri Birliği bir araya gelerek atık su arıtma ve katı atık depolama tesislerini inşa ediyor. Böylece Aksaray, Cihanbeyli, Şereflikoçhisar yerleşimlerinin toplam 1 milyon 600 bin metreküp katı atığı işleme tabi tutulacak. Yapımı devam eden tesisler tamamlandığında başta Cihanbeyli olmak üzere çevre ilçeler hane atıkları ile Tuz Gölü'nü kirletmeyecek.

WWF Türkiye'nin bölgedeki yanlış sulama yöntemlerine karşı başlattığı mücadeleye son olarak Canon Türkiye Distribütörü Erkayalar Fotoğrafçılık destek verdi. Haziranda satılan her Türkçe menülü video kamera için 5 YTL kampanyaya ayrılacak ve 1 yıl boyunca bölgede yapılacak eğitim ve sulama çalışmalarına destek olunacak. Bu arada kampanya çerçevesinde pilot bölge seçilen Kulu ve Eskil ilçelerinde, damla sulama projeleri ve çiftçi eğitimi gerçekleştiriliyor.
__________________
ALP
30/11/1975
İSTANBUL
B.RH(+)

alpozuduru@hotmail.com
_ALP_ is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-07-2007, 14:59   #8 (permalink)
Ersin
Moderatör
 
Ersin kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: Çorum
Yaş: 29
Mesaj: 4,522
Varsayılan Büyükçekmece tarlası

Büyükçekmece tarlası



İstanbul'un ana su damarlarından biri olan gölün suları metrelerce çekildi. Çıkan alanı çiftçiler tarla yaptı. Artık su ve balık yerine kavun-karpuz var!..



Başkan uyardı: 10 günlük su var Belirtilerini Konya Ovası'ndan Beyşehir Gölü'ne kadar her yerde gösteren küresel ısınma ve kuraklık, İstanbul'un 3'üncü büyük su havzasını da vurdu. Büyükçekmece Gölü'nün yüzlerce metrekarelik alanı kurudu. Bununla birlikte çarpıcı bir durum da ortaya çıktı. Civardaki çiftçiler, kuruyan bölgelere yani göle karpuz, kavun, domates ve ayçiçeği ekmeye başladı. İstanbul'a yılda 80 milyon metreküp su dağılan Büyükçekmece Gölü'nü besleyen dereler kurumuş durumda.

TARLADA MİDYELER!



Kuraklık nedeniyle açığa çıkan verimli topraklardan yararlanmak isteyen çiftçiler de göl çevresini önce sazlıklar ve midye kabuklarından arındırdı. Ardından da sebze ve meyve ekmeye başladı. Kısa bir süre öncesine kadar balıkların yüzdüğü göl, artık çekildi ve tarlaya dönüştü, tabanında da kavun, karpuz, domates ve ayçiçeği yetiştirilmeye başlandı! Hızla kuruyan ve çatlayan toprak, karpuzların arasındaki kurumuş yosun ve midye kabukları ise durumun vahametini gözler önüne seriyor.

sabah.com.tr
__________________



Ersin Karaketir / 1979 / Arh-

..Kahraman Çorum..
Ersin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-07-2007, 16:12   #9 (permalink)
Emre
Expert Member
 
Emre kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 27
Mesaj: 5,261
Varsayılan

Ya evet. Dün şarköydne dönerken otobüste gördüm çok üzüldüm göl gitmiş baya belki 30-40 futbol sahası boyunda yer açılmış hatta dahada fazla yüzlerce metre
__________________
Emre - 1981 - A Rh (+)
İstanbul/Yeşilköy




Emre is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Saat 01:29.


Powered by vBulletin Version 3.6.5
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by 3.0.0

Hosting Hizmeti Datafon İletişim A.Ş. Tarafından Sağlanmaktadır

by Hüseyin Kabakcı

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99