|
|||||||
| Genel Konular Hem bizden, hem deniz, göl ve akarsularımızdan haberler... Bizimle ilgili, bizi ilgilendiren her şey burada! |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#1 (permalink) |
|
senior Member
Giriş: Dec 2007
Konum: kayseri
Yaş: 33
Mesaj: 372
|
Sık sık karşımıza gelen bu sorunun tam bir taraf olunacak karşılığı bulunmamaktadır. Her iki balığın da kendine göre artıları ve eksileri vardır.
Hiçbir kirletici unsur içermeyen temiz sulardan kendi ellerimizle yakaladığımız balığı tüketmeyi hepimiz arzu ederiz. Ama bu durum çoğumuz için imkânsızdır. Yaşadığımız yerde özellikle de büyük şehirlerde bu mümkün değildir. Balığı çok seviyoruz ve bu durumda ne yapmamız gerekiyor? Yakalanma şartlarının bozuk olduğu, soğuk zincirin tam uygulanmadığı, satın alınan ortamın hijyenik olmadığı bir balığı tüketmek ne derece doğrudur? Bu durumda doğadan yakalanmış olsun yeter mi diyeceğiz. Ya da kendi ellerimizle yakaladığımız balığın saatlerce güneş altında/poşet içinde kalması, teknede bekletilmesi, saatlerce dolaştırılıp eve getirilmesi durumu da söz konusudur. Bu durum da ben kendim yakaladım gözlerimle gördüm tap taze balık mı diyeceğiz. Genel olarak yukarıda da değindiğimiz üzere ilk olarak bizi balığın içeriğinden çok taze olup olmamasının ilgilendirmesi gerekmektedir. Peki, biz kültür (çiftlik) balığı mı, deniz (doğal) balığı mı tercih etmeliyiz? Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere ikisi arasında doğrudan bir seçim yapmanın pek doğru olmadığını düşünmekteyiz. Çünkü her iki durumda da bilinçli tüketici olmak gerekmektedir. Doğadan yakalanan balıklar doğal besinlerle beslenip (diğer balıklar ve yumurtaları, midyeler, karidesler, bitkisel ve hayvansal planktonlar, diğer ölen canlıların artıkları vb.) besin grupları içerisinde yapay besin içeriğine pek fazla rastlanmaz. Çiftlik balıkları ise türlerine göre dışarıdan gelişme koşullarına göre yapay hazırlanmış yemlerle beslenmek zorundadırlar. Özellikle de kültür balıkları, daha çabuk gelişebilmeleri ve pazara bir an önce ulaştırılmaları amacıyla doğada yetişen balıkların besin gruplarına oranla daha yüksek enerjili yemlerle beslenirler. Çiftlik balıkları tabağımıza ulaşıncaya kadar hemen hemen her gün bu ve buna benzer yemlerle dengeli beslenirken, doğadaki balıklar o gün kısmetlerine ne çıkarsa arayıp onu bularak yemek zorundadırlar. Doğadaki balıklar, bir taraftan hayatta kalabilmek için beslenme peşinde koştururken, diğer taraftan da kendinden büyük diğer canlılara yem olmamak için devamlı hareket etmek zorundadırlar. Diğer yaklaşımla kültür balığı kendine ayrılan kısıtlı bir alanda yaşarken, doğadaki balık suyun her alanını yani üç boyutunu kullanma imkânına sahiptir. Bundan dolayı çiftlik balığı, doğadaki emsaline göre daha hızlı gelişecek ve daha yağlı olacaktır. Bu durum özellikle bize satış ve depolama aşamasında çiftlik balığının olumsuz yönü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu olumsuzluk ta daha ziyade balıkları satan, işleyen ve dağıtımını yapan kişileri ilgilendirmektedir. Bu tip balıkların raf ömrü, yüksek yağ içeriklerinden dolayı daha kısa ve daha hassas olmaktadır. Tabii ki çiftlik balıklarında, satıştan birkaç gün öncesinde yemleme durdurulduğundan, mide boş olmakta ve bundan ötürü sindirim enzimleri tam aktivitelerini yapamayıp balığın et kalitesini düşürememektedir. Bu durum doğadan yakalanan balıklarda böyle olmamakta ve bu balıkların beslenme zamanları farklı olduğu için bozulma üzerinde de olumsuzluklar olabilmektedir. Aynı zamanda çiftlik balığının ölüm şekli hızlı ve soğuk zincir şartları altında olduğundan (ölüm sertliğine daha geç girdiğinden, sindirim sistemi enzimleri için uygun ortam oluşmadığından, bakteriyel gelişim başlamadığından vb) doğadan yakalanan balığa göre de et kalitesi daha uzun sürebilmektedir. Aynı zamanda doğadan yakalanan balıkların avlanmaları sırasında olumsuz çevre şartları (güneş, rüzgâr, teknede uzun süre bekletme, ağda uzun süre bekletme, balıkların çırpınması, farklı balıklarla bir arada bulunması, ağlardan çıkan diğer materyallerle bir arada bulunması vb.) balıkları daha fazla strese sokabilmekte ve et kalitesini hızla bir şekilde düşürebilmektedir. Balıkların kas yapısı karşılaştırıldığında, çiftlik balığının daha yumuşak bir yapıya sahip olduğu (fazla hareket etmemesi, yemini fazla enerji harcamadan alabilmesi, yağ içerikli yemle besleme vb.) doğada yetişen balığın ise daha diri daha kaslı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Bu durum balıkların kültür mü yoksa doğadan mı yakalanmış gibi ayrımlarda ayırıcı bir özellik olarak karar vermemize neden olabilmektedir. Kültür balıkları emsallerine göre daha büyük, daha yağlı, daha gevşek olacaklarından dolayı işin uzmanları tarafından ayırt edilebilmeleri zordur. Kültür balıklarının yem rasyonları arasında, omega-3 yağ asitlerini içeren besin maddelerinin bulunması, çiftlik balıklarını doğadan yakalanan balıklara göre daha avantajlı hale getirebilmektedir. Özellikle günümüzün sorunları arasında yer alan kalp damar rahatsızlıkları olan kişiler için bu durum oldukça önemli olmaktadır. Çiftlik balıkları, genellikle doğadan yakalanan balıklara göre doymamış yağ asitlerince daha zengin olabilmektedir. Doğal balıkların kültür balıklarına oranla bazı avantajları da bulunmaktadır. Çünkü bu balıkların tüketecekleri besin grupları oldukça sınırsız olup, içinde bulundukları suyun besin miktarına göre kültür balıklarından daha yüksek değerlerde bu yağ asitlerini içerebilme durumları da söz konusu olabilmektedir. Balıkların aralarındaki renk farklılıklarına gelince, doğadaki balıkların besin zincirleri içerisinde genellikle doğal pigmentlerden oluşan planktonlar, balıklar, karides ve diğer kabuklular olmaktadır. Çiftlik balıklarında ise bu renklenme yem içerisine katılan doğal ve yapay içerikli maddelerden gelmektedir. Balıklar arasındaki koku farklılığı ise kültür balıklarının yemlerine katılan yağlardan dolayı daha yağsı kokmaları, doğadan yakalanan balıklarda ise daha yosunsu ve denize özgü koku vermeleri ile ayırt edilebilmektedir. Bazı durumlarda kültür balıkları üzerinde hastalıklara karşı dirençlerini artırmak amacıyla çeşitli antibiyotikler kullanılabilmektedir. Bakanlık tarafından uygulanan kontroller ile bu durum sıklıkla denetlenmektedir. Bu maddeler yönetmeliklerde verilen limitler dahilinde kullanılırsa bir sorun oluşturmamakta, aşırı limit üstü durumlarda sorun oluşturmaktadırlar. Ayrıca günümüzde balıkların hastalıklara karşı direncini arttıran aşılar geliştirilmiştir. Ülkemizden Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edebildiğimiz tek et ürünü balıktır. Bu da kültür balığının denetiminin iyi yapıldığını ve insan sağlığı bakımından olumsuz yönü olmadığını kanıtlamaktadır. Doğadan yakalanan balıklarda ise bu durum kendi genlerindeki bağışıklık sistemi ile olduğundan dışarıdan herhangi bir kimyasal alımı söz konusu değildir. Kanalizasyon ve sanayi atıklarının olduğu bölgelerden yakalanan balıklarda ağır metal, mikrobiyolojik ve kimyasal yönden kirlilik içermesi sorunu da olabilmektedir. Aynı şekilde bu bölgelerdeki besinlerle beslenmiş olan doğal balıkların da tüketilmesi sağlık açısından sorun oluşturabilecektir. Kültür balıklarında ise böyle bir durumun olması bölgesel olaylar dışında mümkün değildir. Çünkü kültür balığı temiz, akıntılı, bol oksijen içeren ve kendini temizleme özelliğine sahip sularda yetişebilmektedir. Diğer yerlerde yetişmeleri balıklar için uygun değildir. Son olarak kültür ve doğadan yakalanan balıklar üzerine yurtdışında tüketiciler üzerinde yapılan duyusal panel çalışmalarda aradaki farkların tespit edilemediği ve önemli olmadığı sonuçları da belirtilmektedir. Yukarıdaki bilgilerden de anlayacağımız üzere kültür ve doğadaki balıklar arasındaki farklılıklar çok değişmekle beraber tamamen balığın durumuna göre de değerlendirilebilmektedir. Bu balıklar kafeslerin etrafında beslenen doğal balıklar da olabilir. Çünkü balıkların doğal ortamlarında ki dengenin bozulması nedeniyle beslenme alanları da giderek yok olmaktadır. Dolayısı ile denizlerimizde doğal balıkların yakalanması da güçleşmektedir. Sonuç olarak, kültür balığı mı, deniz balığı mı? sorusunun cevabının pek de kolay olmadığı, satıcının da tüketicinin de bilgili ve bilinçli olması gerektiği günden güne önemini artırmaktadır. Doç. Dr. Taçnur Baygar / (Muğla Üni. Su Ür. Fak. İşleme Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) Doç. Dr. Devrim Memiş / (İstanbul Üni. Su Ür. Fak. Yetiş. Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Expert Member
Giriş: May 2007
Konum: ÃÂstanbul
Yaş: 27
Mesaj: 2,143
|
Doğadan yakalanan Balık Her zaman Makbuldur yetıstırme balık Tadı tuzu olmuyor yahu
Hem tutması farklı
__________________
Tayfun KARAP İstanbul- BEŞİKTAŞ 09-10-1981 0rh+ BALIKLARDA AĞLAR AMA DENİZDE GÖRÜNMEZ GAZOZ BİZİM İŞİMİZZ..... Balıksevdası Sms Grubumuza Nasıl Üye Olunur
BALIKSEVDASI Yazarak 1230 'a gönder.Üye Olmak Ücretsizdir |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
BANNED
Giriş: May 2007
Konum: Üsküdar
Mesaj: 493
|
Kardeşim hiç çiflik çuprası ile deniz çuprasının tadı aynımı?Bu levrek içinde hatta
sebzeler içinde ,hatta otlar içinde geçerlidir. Son günlerde ,televizyonlarda boy gösteren prof doktorlar ne diyorlar,'mevsimine göre beslenin' yani seradan kaçın diyorlar. İstanbul ve çevresi ve Kocaelinde deniz malum nedenlerle kirlenmişti,şimdi bu kirlilik azaldı,çoğu yerde temiz denebilecek vaziyettedir. Şu an denizlerimizdeki baş zehirleyici olan civa miktarı fevkalade az,tehlike sınırlarına yaklaşamamaktadır.Ancak aynı şeyi tatlı sular için söyliyemeyiz. Kısaca seralarda hormonlu maddelerle beslenen salatalık vs yemiyorsam,çitlik balıklarınıda kısa zamanda büyümeleri nedeni ile,bana olumsuz fikirler vermektedir,işte bu nedenle suni gıdaya hayır deyip evime sokmuyorum. Bana bilim adamlarının nağmelerini hiç yazmayın,siz çok gençsiniz,doktorlar ,çeşitli bilim adamları benim küçüklüğümde sadece margarin öneriyorlardı.Sonra bunların zararları,1990 larda ortaya çıktı.Şimdi adını vermek isremediğim bir bitki(kati surette zeytin değil) yağı bazı amaçlar için kullanılıyor,hiçte hayırlı değil,fakat bir şey yapamıyorsun. Bazılarınız denize atılan kurşunun deniz suyunu zehirlediğini söylüyor,kahkaha ile gülüyorum,Kurşun ile zehirlenme tatlı suda olur,kurşunun hemen iyonize hale geldiğini düşlüyorlar.Balıkçılıkta kullanılan kurşun nispeten sağlamdır,ancak avcılıktaki saçmalar öylemi?Yanlış hatırlamıyorsam içinde az bile olsa arsenik var. Madem bu gibi bilimsel şeyleri takip etmek istiyorsunuz,Türkiyedenin radyasyon haritasını bulun,şehir sularında radyoaktiflik varmı,maden suyu ve sodalarımızı dış ülkelere pazarlıyabiliyormuyuz,pazarlıyamıyorsak acaba sebebi içerdikleri radyasyon miktarının fazlalığımı ,bu sular ile sulanan yerlerde yetişen bitkiler ve beslenen hayvanlar uygun gıdalarmı ,bilhassa tatlı su balıklarımızdaki analiz sonuçları varmı? İşte bunlar meseleler yani sorunlardır,2 tane hocanın dediğine bu yaştan sonra inanmam.Sorun bakın 57 den sonra bir margarin yağ reklam kampanyası başlatıldı,bütün doktorlar ve bilim adamları en iyi yağ bu deyip 'Sana' 'Vita' ve diğerlerine yönlendirdiler.Şimdikiler ise çoğu yerde tavsiye etmiyorlar.Bunları yaşadıktan sonra bile bile bu gıdaları kimselere tavsiye etmem. |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Senior Member
Giriş: May 2007
Mesaj: 669
|
Açıkçası ben çiftlikten yetişen çuprayı da levreği de çok beğeniyorum. Taze oldukları müddetçe -ki soğuk zincirle ve uygun ambalajla taşındığı için çoğu zaman diğer tezgah balıklarının arasında en tazeleri çiftlik balıkları oluyor- gayet lezzetli oluyorlar. Tezgahtan balık alırken tercihim genelde bu balıklar oluyor. Böylelikle hem çoğu yasadışı avlanan balıkçılara para kazandırmıyorum, hem de uygun fiyata balık yiyorum.
__________________
Emre - '85 (O RH+) All that we do is touched with ocean,yet we remain on the shore of what we know. http://djide.deviantart.com/ |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,596
|
Benim görüşüm, çiftlik levreği daha lezzetli oluyor. Ama ben balık yemekten pek anlamam. Aram hoş değildir, çoğu zaman kendi tuttuklarımı bile yemem..
O nedenle lezzet konusu üzerine fikir beyan edebilecek son kişi benimdir sanıyorum. Velakin, yazılanları okuyunca, bu arkadaşın bir balık çiftliği var yada balık çiftliği kuran bir şirketi var gibi bir his oluştu içimde.. Bilmem, neden ola ki acaba? Genel olarak çiftlik balığının sorunsuz olması beklenir. Ama pratikte böyle midir? Kullanılan antibiyotik miktarı denetleniyormuş ya, gördük denetlemeyi Davutpaşa'da, millet zelzele oldu sanmış.. Beni kimse inandıramaz, bakalnığın gidip balıklara ne kadar antibiyotik verildiğinin adam gibi kontrol edildiğine.. Mesela, deseler ki, kuş gribinden ölen tavukları öğütmüşler, balık yemi yapmışlar, diyebilir miyiz ki, "Burası dağ başımı, denetim var, gözlem var, herşey var olmaz öyle şey.." Kısaca, çiftlik balığının bir numaralı sorunu, aslında burada avantaj olarak sayılan şeylerin yapılmasının bir tercih meselesi olmasıdır. Antibiyotik tercihe bağldır. Soğuk zincir, tercihe bağlıdır. Yem kalitesi, tercihe bağlıdır. Evet, kitapta böyle değil elbette ama, ya pratikte? İşte o nedenle bu sayılan avantajlar bana çok fazla cazip gelmiyor.. Gelse ne olurdu? Ben zaten balık yemiyorum kolay kolay, ötesi şamda kayısı ![]()
__________________
Serdar Köylü, 27/05/1969 |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Expert Member
Giriş: May 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 27
Mesaj: 5,261
|
Biz ailecek büyük hipermarkletlerden. Çipura alıyoruz. Söylemesi ayıptır bittikçe 40-50 tane falan alıyoruz. Hem ekonomik hemde inanılmaz lezzetli oluyor. Çipuranın doğalını yediğimi hatırlamıyorum. Bir defa akçayda yemiştim ama doğalmıydı çiftlik miydi bilmiyorum.
__________________
Emre - 1981 - A Rh (+) İstanbul/Yeşilköy ![]() ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
BANNED
Giriş: May 2007
Konum: Üsküdar
Mesaj: 493
|
Sadece tek soru,Çitlik levreğinin kilosunu 15 Ytl ye alıyorsunuz,1 kilo deniz levreğini kaça alırsınız.
Çitlik ve deniz balıkları arasındakifark altın ve bakır arasındaki gibidir.Hem lezzet hem de fiyat bakımından. |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) | |
|
senior Member
Giriş: Aug 2007
Konum: kastamonu/cide/sahilkent
Yaş: 35
Mesaj: 377
|
Alıntı:
![]() |
|
|
|
|