BALIK SEVDASI  

Ana Sayfa Kimler Çevrimiçi Bugünün Mesajları Konuları Okundu İşaretle
Geri Git   BALIK SEVDASI > GÜNCEL > Genel Konular
Kayıt SSS Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Genel Konular Hem bizden, hem deniz, göl ve akarsularımızdan haberler... Bizimle ilgili, bizi ilgilendiren her şey burada!

Yanıtla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 09-01-2008, 13:14   #1 (permalink)
memos
Expert Member
 
memos kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2007
Konum: istanbul
Yaş: 40
Mesaj: 2,149
Varsayılan Sunay Akın'ın gözünden deniz

Sunay Akın deniz Maharetli Bir Kuyumcudur

27 Kasım 2007 | Deniz Kültürü
Sunay Akın’la denizin ve oyuncakların dünyasına bir sefer düzenledik.
Şiirlerini denize serper, kağıttan gemiler yapar, dostlarının arkasından su dökmez, şiir döker Sunay Akın. Bu özellikleri nedeniyle Kız Kulesi’nin cumhurbaşkanı olarak da anılır. Şiirleri, yazdığı kitaplar deniz ve iyot kokar. Öylesine sevdalıdır denize. Bir sevdası daha vardır ki, yaşamının önemli bir bölümünü onları toplayarak geçirmiştir. Oyuncaklar, Sunay Akın’ın hayatındaki vazgeçilmezler arasında hep ilk sıralarda yer almıştır. Özenle biriktirdiği oyuncakları, bin bir emekle kurduğu Oyuncak Müzesi’nde sergileyen Sunay Akın, bu renkli dünyanın kapılarını Vira Dergisi’ne açtı. Sık sık Vira Dergisi’ne yazılar yazan Sunay Akın’la denizin ve oyuncakların dünyasına bir sefer düzenledik. Seferden dönerken topladıklarımızı da sizlerle paylaşmak istedik.

Deniz edebiyatı denilince akla Sunay Akın geliyor. Bu deniz aşkı nereden kaynaklanıyor?
Trabzon’da doğdum, yüzmeyi de pek çok Trabzonlu çocuk gibi Ganita’da öğrendim. Ganita, Trabzon Tüneli’nin hemen altında küçük bir koydur. Hani insanın hangi dönemde yürüdüğü bellidir, ama nasıl yürüdüğünü anımsamaz ya, ben de yüzmeyi nasıl öğrendiğimi hatırlamıyorum. Tek bildiğim kendimi bildim bileli yüzdüğüm. İstanbul Boğazı’nı gördüğümde altı yaşımdaydım, tek kelimeyle hayran kaldım. Biliyor musunuz, denizkızlarına hala inanırım. Herkes beni şair ve yazar olarak tanır, ama ben hep bir denizaltı kaptanı olmak istemişimdir. Şiirlerimde deniz imgesi yoğun olarak yer alır, ama deniz bende bir manzara ya da arkada bir görüntü olarak durmaz, gerçekten deniz olarak vardır.

Deniz ve gemilerle ilgili hatıralarınız hep çok özel bir yerde duruyor. İçlerinde en unutamadıklarınızdan birini bizimle paylaşır mısınız?
Özlemini duyduğum bir vapur vardı, ona kavuştuğum anı unutamam. Onunla ilk kez beş yaşında tanışmıştım. Sünnet kıyafetleri içindeydim, fotoğrafım çekilecekti. Fotoğrafçı, bir elinde fotoğraf makinesi, öteki elinde ise, çok güzel bir oyuncak vapur ile geldi. Vapuru elime verdi, fotoğraflarımı çekti. Çok etkilenmiştim. Fotoğrafçı, gülümsememi söylemişti, ama ben hiç gülmedim. Çünkü o oyuncak vapurun bana ait olmadığını, fotoğrafçının onu benden alacağını biliyordum. O vapuru o kadar çok istedim ki, saatlerce ağladım. Sonunda babam bir günlüğüne oyuncak vapuru getirtip, sünnet yatağımıza koydu. Yine de sevinememiştim, çünkü gideceğini biliyordum. O gece ona sarılarak uyudum, sabah uyandığımda limandan ayrılmıştı vapur, gitmişti. Yıllar sonra oyuncak müzesi kurmaya karar verdiğim andan itibaren, pek çok antikacı gezdim, birçok oyuncak mezadını, açık artırmayı takip ettim, her yerde o vapuru aradım. Tam 37 yıl sonra, Almanya’nın Bielefelt Kenti’ndeki bir antikacıdan içeri girdiğimde, rafta gördüm onu. 1950 yılında Japonya’da yapılmıştı, hareket eden, ses ve ışık çıkaran bir vapurdu. Büyük bir heyecanla fiyatını sordum, antikacı heyecanımı anlamış olacak ki, bayağı yüksek bir fiyat söyledi. Oysa umurumda bile değildi, hemen parayı ödedim, dükkandan çıkıp koşmaya başladım. Antikacının arkamdan gelip, satmaktan vazgeçtiğini söylemesinden korktum. Hemen bir parka gittim, saatlerce onunla oynadım, sevinçten içim içime sığmıyordu. Şu anda da burada, oyuncak müzesinde sergileniyor.

Müzenizde çocukluğunuzdan kalma başka oyuncaklarda var mı?
Hiç yok, çünkü annem oynamadığımız oyuncakları ihtiyacı olan çocuklara dağıtırdı. Bu bizim gibi toplumların yardımlaşma anlayışı, mahalle kültürüydü ve çok güzeldi. Birçok oyuncağımı severek verdim. Çünkü oyuncakla oynayamayan çocukların yüzündeki mutluluk, beni mutlu ediyordu. Bugün ise, en azından bir tanesi kalsaydı diyorum. Herkese de şunu öneriyorum; çocuklarınıza ait oyuncaklardan birkaç tanesini mutlaka saklayın.

Sizce neden insanlarımız bu kadar denize uzak? Nedir denizle aramızdaki bu kavga?
Cemal Süreyya bir şiirinde şöyle der: “Fatih gemilerini karada yürüttü ya, deniz kaçkını bir ulusun çocuklarıyız biz o gün bugün”. Gerçekten de öyle. Okulda komşularımızı sayarken, hiç Karadeniz’i, Ege ve Akdeniz’i ekletmediler. Oysa komşularımız dendiğinde aklımıza, önce denizlerimiz gelmeli. Marmara ise, zaten bizim. Biz deniz kaçkınıyız, çünkü denizi doldurup yol yapmayı marifet sanıyoruz. Oysa denizin kendisi yoldur. Bu tamamen ulaşım politikamızın hatalarından kaynaklanıyor. Halbuki denizlerimiz, çok büyük bir istihdam gücü barındırıyor. Bu denizler, sağlıklı ve ucuz ulaşım yolu. Ama tabii ki, dünya otomotiv sektörünün bir parçasıysanız, daha çok araba, yedek parça, daha çok madeni yağ, lastik ve benzin tüketimine tutsak edilmiş bir toplumsanız, elbette ki size denizlerinizi doldurtup, yol yaptıracaklardır. Çünkü o yollarda otomobiller gidecek, o yollarda yedek parçalar, madeni yağlar eskitilecek, o yollarda benzin istasyonları açılacak ve siz ulaşım politikalarıyla dışa bağımlı olacaksınız. Ama denizler öyle değil, denizler bize ait.

Geçmişte Sunay Akın için Kız Kulesi’nin cumhurbaşkanı olarak yakıştırma yapılırdı…
Hala da öyleyim, ama devrik cumhurbaşkanıyım. Benim Kız Kulesi’ni sevmemin nedeni, orasının bir şiir cumhuriyeti olmasıdır. Üstelik tek komşusu da denizdir.

Denizcilik tarihini, hikayeleştirerek sevdiren bir insansınız. Yaşanan problemlerin temelinde bir kültürsüzlük yok mu?
Aslında deniz kültürümüz çok geniş. Fakat bunu yakın tarihte unuttuk. Bir toplumun kültürsüzleşmesinin nedeni, müzelerinin olmayışıdır. Bizim müzelerimiz yok. Mesela Beşiktaş’ta “Deniz Müze”miz var, her şey üst üste. Bu milletin koskoca deniz tarihi, küçücük bir mekana mı sığmalı? Sergilenen eserler harika, ama yer dar. Çok büyük bir deniz kültürümüz var, ama o kültürden yabancılaştırılmış durumdayız. Ben ve oğlumla ilgili bir örnek vereyim. Çocukluğum ve gençliğim İstanbul’da geçti. Çocukken yaz aylarında içime mutlaka mayo giyerdim. O gün deniz kenarına gitme planı yapmamış olsak da giyerdim, Boğaz’a yolumuz düşerse pişman olmayayım diye. Benim oğlum bu şehirde yaşıyor ve içine bir kere mayo giymedi. İşte kültürsüzleşme bu. Çocukken cebimizde beş kuruş paramız yoktu, ama İstanbul bize bakardı. Salacak’a yüzmeye giderken bostanlardan salatalık, Üsküdar Fırını’ndan da eksik gramajlı ekmekler alırdık. Salacak kayalıklarında midye çıkarır, karnımızı doyururduk. İstanbul bize bakardı. İşte bu bir kültür, ama şimdi yok.

Peki, bu konuda neler yapmak gerekiyor?
Denizde ulaşım politikalarını ters düz etmemiz, baştan aşağı düzenlememiz lazım. Yüzümüzü denize dönmek zorundayız. Horon oynamamız lazım, ama horon oynarken samimi olmalıyız. Karadeniz’de dağlar denize doğru iner. Yokuş aşağı inen bir insanın el kol hareketlerine bakarsanız, horonu görürsünüz. Horon, Karadeniz insanının yüzünü denize dönmüş halidir. Horonu olan bu toplum, ne yazık ki denizin katledilmesine sesini çıkarmadı. Doğanın en büyük kuyumcusudur deniz. Kıyıları kuyumcu gibi ince ince, milyonlarca yıl boyunca işler. Sen 60 yıllık aklınla dolduruyorsun oraları ve yol yapıyorsun. Bu bir cinayettir. Bugün bir deniz bakanlığımız var mı? Bu ülkenin sularında daha ucuz diye, yabancı uyruklu bayraklar sallanıyor. Neden kendi ülkenin sularında, kendi bayrağını daha uygun bir hale getirmiyorsun, buna fırsat veriyorsun, çözüm üretmiyorsun? Biran önce bu sorun çözülmeli. Bugün teknesi olan insanlar, çok varlıklı ve belli bir sınıf olarak algılanıyor. Yanlış. Aksine daha da cazip hale getirilmeli denizlerimiz. Türk filmlerinde iki sevgili vardır, birbirine kavuşamazlar. Delikanlı gider, genellikle bir balıkçının omzuna başını koyar ve ağlar. Çünkü balıkçı; sırdaştır, dürüsttür, ona güvenilir. Denizle uğraşan insan böyledir, dosttur. Denizi sevmek ve samimi olmak gerekir. Medyanın da çok büyük suçu var. En azından, haberler daha bir deniz ve iyot kokmalı.

Deniz kültürü yerine, belki de su kültürü demek daha doğru olur…
Deniz, sadece tatilde sere serpe uzanacağımız yer değildir. Eskiden türkülerimizde deniz vardı, hep iç içeydik, yaşama sevincimizdi. Bunları yitirdik. Günümüzün rant anlayışı, denizi de etkiledi. Deniz sevgisi, aslında ırmak sevgisi, göl sevgisidir. Sorun sadece denizlerle ilgile değil. Denizleri doldurup yol yapan bir ülkenin gölleri de kuruyorsa, bu çok büyük bir sorun demektir. Yok oluyoruz. Bunun da nedeni, denizi ve suyu sevmememizdir.

Vira Dergisi desek, neler söylerdiniz?
Harika. Hele önümde bir kapak var ki, bu martı beni çok çekiyor. Sayfa düzeni ve konuları ile çok güzel bir dergi. Yolculuklarda, özellikle yurtdışına giderken mutlaka yanımda olmasını istediğim bir dergi. Çok seviyorum bu toprakları. Daha uçağa binmeden, pasaportum kontrol edilmeden bu toprakları görmeyi, ülkeme dönmeyi hayal ediyorum. O çok duygusal anlarımda bile, hep yanımda olmuştur Vira.

Sizin eklemek istediğiniz bir konu var mı?
Hepimiz batık bir gemiyiz. Anne karnında suda batık bir gemi gibi, 9 ay 10 gün bekledik ve dünyaya gelerek, denizden kurtarılacak en büyük hazineyi sunduk yaşama; o da insan.
__________________
I love fishing
www.picturelines.com

Mehmet A Rh+ istanbul/camlica
Surmene 1968
memos is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-01-2008, 03:23   #2 (permalink)
Asi ve mavi
Moderatör
 
Asi ve mavi kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Aug 2007
Konum: Hayatın ta içinde.
Yaş: 22
Mesaj: 2,353
Varsayılan

Böyle bir derginin varlığından açıkçası haberim yoktu. Bu ropörtaj sayesin de artık biliyorum. İnsanın her gün yeni şeyler öğrenmesi ne kadar keyif verici. Ropörtajı sonuna kadar bir solukda okudum. Yine çok değerli ve önemli bilgiler paylaşmış. Size de bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim.
Seviyorum ben bu adamı, hem de herşeyiyle.
__________________
Didem- 1986
0 RH (+)

_______________

Koku, tat, sıcak... Sende her aradığım vardı.
Seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.
Asi ve mavi is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-01-2008, 12:10   #3 (permalink)
memos
Expert Member
 
memos kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Oct 2007
Konum: istanbul
Yaş: 40
Mesaj: 2,149
Varsayılan

Sunay Akın için diyebileceğim tek şey var, değişik. Hemşehrim olurlar ordan da bir sıcaklığım var kendilerine. Vira dergisine gelince Türkiye denizcilik sektörünün ciddi bir yayınıdır. Elimden geldiği kadarıyla bu röportajları burda sizinle paylaşacağım.
__________________
I love fishing
www.picturelines.com

Mehmet A Rh+ istanbul/camlica
Surmene 1968
memos is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Saat 21:18.


Powered by vBulletin Version 3.6.5
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by 3.0.0

Hosting Hizmeti Datafon İletişim A.Ş. Tarafından Sağlanmaktadır

by Hüseyin Kabakcı

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99