BALIK SEVDASI  

Ana Sayfa Kimler Çevrimiçi Bugünün Mesajları Konuları Okundu İşaretle
Geri Git   BALIK SEVDASI > GÜNCEL > Genel Konular
Kayıt SSS Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu İşaretle

Genel Konular Hem bizden, hem deniz, göl ve akarsularımızdan haberler... Bizimle ilgili, bizi ilgilendiren her şey burada!

Yanıtla
 
Konu Araçları Görünüm Modları
Eski 07-05-2007, 20:15   #1 (permalink)
Admiral
Administrator
 
Admiral kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Apr 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 43
Mesaj: 6,925
Varsayılan Deniz Kirliliği ve Etkenler

Globalleşen dünyamızda ülkeler ve kıtalararası ulaşımın önemi gittikçe artmakta ve daha ucuz olması nedeni ile tercih sebebi olan deniz taşımacılığı bir çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlardan biri ve en önemlisi deniz taşımacılığı sonucunda oluşan deniz kirliliğidir.Günümüzde büyük boyutlara ulaşan deniz kirlenmesi sorunu, denizci ülkelerin yanısıra tüm dünya toplumlarını ilgilendiren bir konu haline gelmiştir. Deniz taşımacılığı ve taşımacılık kaynaklı atıklar denizlerdeki toplam kirliliğin %20 sini oluşturmaktadır.
Yolcu gemilerinde de, yasal olmamasına rağmen yağlı balast tanklarının yıkanması, sintine sularının denize boşaltılması, çöplerin denize dökülmesi problemlerin büyümesine katkıda bulunmaktadır. Bu tip işlemler nedeni ile denize bırakılan petrol ürünlerinin, yaklaşık 1 milyon ton/yıl gibi inanılmaz boyutlara ulaşması tüm dünya ülkelerinde endişelere yol açmaktadır
GESAMP (United Nations Group of Experts on the Scientific Aspects of Marine Pollution), Birleşmiş Milletlerin deniz kirlenmesinin bilimsel yönlerinin uzman grubu deniz kirlenmesini şöyle tanımlamaktadır:
‘Kirlenme, insanlar tarafından haliçler de dahil olmak üzere deniz ortamına doğrudan veya dolaylı olarak, canlı kaynaklarına zarar veren, insan sağlığını bozan, balıkçılık da dahil olmak üzere, denizlerdeki faaliyetleri engelliyen, denizin kullanımı ile ilgili kalitesini etkileyen ve değerini azaltan madde veya enerji bırakılmasıdır’
Deniz kirlenmesi, denizlerin kirletici maddeler ile kendini arıtma yeteneğinin üzerinde yüklenilmesi sonucunda oluşmaktadır.
Gemi ulaşımının sebep olduğu deniz kirliliğinden söz etmek istediğimizde kirletici maddeleri şöyle sıralayabiliriz;

Petrol Ürünleri
Radyoaktif maddeler
Kütle halinde taşınan zehirli sıvı maddeler
Paket halinde veya taşınabilir tanklarda, yük konteynerlerinde, vagon veya
kamyonlu tanklarda taşınan zararlı maddeler,
Gemilerin sintine, balast ve tank yıkama suları
Gemi kaynaklı evsel atık sular ( tuvalet, lavabo, duş ve mutfaklardan gelen sular)
Gemilerin çöpleri

Yukarıdaki sıralamaya bazı gelişmiş ülkelerin kendi çevre etki alanlarından uzaklaştırmak amacı ile uluslararası anlaşmaların kapsamı dışında kalan ülke denizlerine taşıttığı zararlı endüstri atıklarını da katmak gerekir. Bu gruba giren zararlı atıklar, Afrikanın geri kalmış ülkelerine para ile aktarıldığı gibi, bazı denizlere de gizlice bırakılmaktadır /3/.
Gemilerden kaynaklanan sintine suları ve petrol taşımacılığı esnasında oluşabilecek kazalar nedeniyle ortaya çıkan petrol kirlenmesi gemi kaynaklı kirleticilerin en önemlileridir. Yağ deniz suyundan daha az bir yoğunluğa sahip olduğundan, yüzeyde bir tabaka oluşturur, bu da canlılar için hayat kaynağı olan oksijenin deniz içine yayılmasını önler.

Bütün bu atıklar deniz canlılarına zarar vermekte, insan sağlığını dolaylı olarak bozmakta, denizlerimizin kullanım olanaklarını azaltmakta ve balıkçılık dahil diğer kullanımları açısından kalitesini negatif yönde etkilemektedir.

Petrol Kirliliğinin Deniz Ortamında Meydana Getirdiği Etkiler
Gemilerden, deniz yatağında yapılan petrol arama ve çıkarma çalışmalarından, kaza sonucu ortama saçılma ve nehirlerde taşınan petrolden dolayı dünyada 2-28 milyon ton/yıl petrol ürünü denizlere bulaşmaktadır /4/. Petrol deniz ortamına döküldüğünde, saçıldığında bileşimindeki hafif ve çabuk buharlaşabilen kısımları bu saçılma esnasında hızlı bir şekilde atmosfere yayılır ve geride sudan daha ağır olan katranımsı kısımlar kalır. Türbülans, dalga ve akıntı haraketleriyle çalkantı olan yüzey kısımlar da ise değişik kalınlıklarda yağ/su süspansiyonları oluşmaktadır. Yüzeyden kopan yağ yuvarlakları su kütlesinde kısmen çözünür, çözünmeyecek kadar ağır kısımlar ise küresel biçimlerini koruyarak dibe çökelirler. Çökelme sırasında çarpışıp yapışarak ağırlıkça büyüyen bu kürelere ‘tar-ball’ denmektedir. Tar-ball küreleri dip akıntılarıyla hareket ederek, kum veya sedimentleri kaplar, dalga hareketleriyle kıyılara kadar ulaşır ve sahillerin, deniz taşıtlarının kirlenmesine neden olur.
Atmosfer ve deniz arasındaki gaz alışverişini engelliyerek sudaki çözünmüş oksijen konsantrasyonunun düşmesine neden olan petrol ışık geçirgenliğini azaltarak deniz ortamındaki yaşam için çok önemli olan fotosentez olayını engellemektedir.
Deniz kuşlarının kanatlarına yapışıp yüzücü ve dalıcı kuşların uçma yetenekleri ile soğuğa karşı dayanıklıklarının yok olması ve ölümlerine neden olan petrol kirlenmesi suyun rekreasyon amacı ile kullanılmasını da engeller.
Deniz ortamında çok yaygın olan petrol kirlenmesi ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan bileşikler, ekosistem içerisindeki tüm organizmaları az veya çok etkilemektedir. Deniz ortamında yaşayan değişik canlı türlerinin petrol ürünlerine karşı dayanıklılığı da farklıdır. Petrol ürünlerini deniz canlıları üzerine öldürücü toksik etkisi, doku ve hücrelerde birikim ve fizyolojik faaliyetlerin etkilenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır.
Yengeç, istakoz va karidesler gibi yaşamını zemine gömülü olarak sürdüren türler petrol kirlenmesine karşı en duyarlı olan olanlardır. Bunlar 1-10 ppm oranında petrol konsantrasyonundan etkilenirler. Midye gibi çift kabuklular ve balık türleri 5-50 ppm, deniz bitkileri ise 10-100 ppm oranına duyarlıdırlar /5/.
Petrol ürünleri ile kirlenmiş balık ve diğer su ürünlerinin insanlar tarafından tüketilmesi ham petrolü oluşturan bileşiklerin bir bölümünün memeli hayvanlar ve insanlarda kanser yapıcı olduğu bilinen maddelerden oluşması nedeniyle sağlık açısından sakıncalıdır.
Ülkemizi çevreleyen denizlerde de kirlenme düzeyi çok acil kararlar almamızı gerektirecek boyutlara ulaşmıştır. Denizlerde petrol kirlenmesinin takibi ile ilgili olan bazı çalışmalar İstanbul Boğazındaki petrol kirliliğinin Karadeniz kaynaklı olduğunu göstermektedir. Karadeniz’i kirleten petrol ürünlerinin yıllık miktarı ise 410000 t a ulaşmaktadır /6/.
İstanbul Boğazı’nda Nassia tanker kazasından (13.3.1994) sonra gerçekleştirilen ölçümlerle boğaz kuzey ve güney girişindeki petrol konsantrasyonları tesbit edilmiştir (Deniz kirliliği için verilen limit değerler 13 µg /l dir.)

İstanbul Boğazı Kuzey girişi
1995 5.53 µg /lt
1996 27.0 µg /lt
İstanbul Boğazı Güney girişi
1995 36.9 µg /lt
1996 39.5 µg /lt
Yoğun bir gemi trafiğinin var olduğu ve kıyılarında petrol işleyip sevkeden, tüketen çok miktarda tesisin bulunduğu Akdeniz ve Ege Denizi petrol filmi (yüzeyde ince petrol tabakası) oluşumu açısından özel bir öneme sahiptir. Yılda ortalama 350 Milyon ton petrolün Akdeniz’ de haraket halinde olduğu ve bunun 0.5-1 milyon tonunun denize çeşitli yollardan karıştığı açıklanmıştır /4/.

Sonuç

Ülkemizi çevreleyen denizlerin, ana kütle olan okyanuslara oranla çok küçük olması ve kısıtlı madde alışverişinin bulunması bu su kütlelerinde kirlenmenin büyük ölçüde birikim yapmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle ülkemizi çevreleyen denizler, gemi trafiği sonucunda bilinçli veya bilinçsiz bırakılacak olan maddelerle, istenmiyen ama olabilecek deniz kazaları açısından son derece kritik bölgeleri oluşturmaktadırlar.
Halihazırda dünyanın en tehlikeli boğazı olarak görülen İstanbul boğazı, batının doyumsuz pazarlarına Orta Asya’dan ham petrol taşıyacak büyük tankerlerin sayısındaki ani artışla karşılaşmak üzeredir (Kazakistan’ın Tengiz sahasından ilk petrol Temmuz ayında Karadeniz’deki Rus limanı Novorossiysk’e doğru boru hattı ile akacak ve petrol orada boğazdan geçmek üzere tankerlere yüklenecektir).
Montrö Antlaşması ile Türkiyenin Boğazlar bölgesindeki tam egemenliği kabul edilmekle birlikte daha önceki Lozan Antlaşmasında olduğu gibi ‘Ticaret Gemileri için Serbest Geçiş İlkesi’ muhafaza edilmektedir. Antlaşmanın imzalandığı 1936 yılında boğazlardan günde 17, yılda 6200 gemi geçerken bugün bu sayıların çok üstüne çıkılmış ve kritik boyutlara ulaşmış trafik hacmi bu boyutu ile yalnızca deniz çevresini değil İstanbul halkının yaşamını da tehdit edecek hale gelmiştir.
İstanbul Boğazı’ndan yılda 50 000 den fazla gemi geçmektedir. Bu gemilerin 5binden fazlası tankerdir.
Deniz ulaşımı ve deniz kazaları sonucunda oluşan kirlenmeleri önleyebilmek için yetkililerin hertürlü önlem, müdahele ve kontrol konularındaki eksikliklerini giderecek düzenlemeleri süratle hayata geçirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu konularla ilgili olarak son yıllarda önemli atılımlar yapılmıştır. Bütün bu atılımlara rağmen Marmara ve boğazlardaki gemi trafiğinin yeterince denetlenebildiğini söyliyebilirmiyiz? Özellikle iki yakasında toplam 12 Milyon insanın yaşadığı İstanbul Boğazı’nda kaza riskinin sıfırlanabilmesi mümkün müdür? Denizlerimizdeki evsel, endüstriyel kirlenmenin yanısıra, gemi trafiğinin deniz kirlenmesine katkı payı ile, bu trafikle oluşan kaza riskini görmemezlikten gelebilirmiyiz?
__________________
Hüseyin
1964-İstanbul
0Rh+





Admiral is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-04-2008, 00:11   #2 (permalink)
mıstık
Junior Member
 
mıstık kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2007
Konum: istanbul
Yaş: 42
Mesaj: 65
Varsayılan

Bence çok önemli bir konu ama nedense ilgi gösterilmemiş.

http://img303.imageshack.us/img303/9217/alo15816zu.gif

Yukardaki linki faydalı olabileceğini düşündüğüm için verdim.




Türkiye'de denizler ölüyor 12.09.2006 Cnn Türk

İstanbul Üniversitesi tarafından yapılan 'Deniz Kirlilik Araştırması'na göre, 200 metre derinliğe kadar olan bölgeler, balıkçılık açısından yıpranmış durumda, birçok balık türünde de azalma var.


İstanbul Üniversitesi'nden 10 kişilik bir heyetin 115 ayrı noktada yaptığı araştırma, temiz olarak bilinen birçok bölgede, dip kirliliği inanılmaz boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor.

Bilimadamları 'Yunus' isimli tekneyle, 1 ay boyunca 2 bin 500 milin üzerinde yol katetti. İstanbul'dan başlayarak, Suriye'ye kıyılarına kadar, Ege ve Akdeniz'de birçok noktada araştırma yaptı.

Bu araştırma Türkiye'de denizlerde bugüne kadar yapılan araştırmanın en kapsamlısı. Sonuçlar çarpıcı. Bilimadamları Gökova Körfezi gibi bölgelerde dip kirliğinin inanılmaz boyutlara ulaştığını söylüyor.

Balık çiftlikleri tek tek incelendi

Araştırmanın bir diğer özelliği de, kıyılardaki bütün balık çiftliklerinin tek tek incelenmiş olması.

İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bayram Öztürk'e göre, kirliliğe kıyıya yakın kurulan balık çiftlikleri sebep oluyor.

Öztürk, "Çeşme'den İskenderun'a kadar bütün balık çiftliklerini tek tek inceledik. 10 metreye kurulan balık çiftlikleri var. 10 metre çok hassas bir ekosistem. Bu sığ bölgelerdeki balık çiftlikleri bütün sistemi tahrip ediyor" dedi.

Türkiye'nin balık çiftliklerine de ihtiyacı olduğunu belirten Öztürk, "ama tekrar ediyorum: 'Balık çiftlikleri denizi kirletmiyor' demiyoruz, ama kötü kurulan balık çiftlikleri var. Bunların rehabilite edilmesi kaldırılması gerekiyor" diye konuştu.

Araştırma 100 milyar liraya mal oldu

Bilimadamları, 100 milyar liraya mal olan araştırmanın parasını, üniversiteden, Türk Deniz Araştırmaları Vakfı gibi kurumlardan bulabildi.

Bayram Öztürk, Türkiye'de deniz kirliliği araştırmalarına çok para ayrılmamasından yakınıyor.

Öztürk, "Türkiye'nin deniz araştırmalarına ayırdığı para bir marinadaki teknenin maliyetininden daha az. 10 milyon dolar bile değil. Temizlik için 1 milyon dolar bile ayırdığını zannetmiyorum" dedi.

"Para bulmak zorundayız" diyen Prof. Öztürk, "özrümüz var diye araştırma yapmamak olmaz" diye konuştu.

Araştırmanın sonuçları ve çözüm önerileri bir rapor halinde yayımlanacak. Rapor Turizm ve Kültür Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı gibi kurumlarla belediyelere sunularak, deniz kirliliğine çözüm aranacak.
__________________
Mustafa/istanbul/1966/0 Rh +
http://img49.imageshack.us/img49/3298/index1hw3.swf
mıstık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-04-2008, 00:20   #3 (permalink)
mıstık
Junior Member
 
mıstık kullanıcısının avatarı
 
Giriş: Nov 2007
Konum: istanbul
Yaş: 42
Mesaj: 65
Varsayılan

Levent Göktem, Prof. Dr. Cemal Saydam ile 'sahradan üzerimize gelen tozlar' üzerine kayıtsız kalınamayacak bir söyleşi yaptı:
(21 Mart 2006 Salı)
BANA BİR JUMBO JET DOLUSU SAHRA TOZU VERİN, İKLİMİ DEĞİŞTİREYİM

Prof. Dr. Cemal Saydam, kartviziti kalabalık bir insan. Radyasyon kimyası, kimyasal oşinografi, uzaktan algılama teknikleri, çevre kimyası ve iklim değişikliği konularında uzman olan Prof. Saydam'ın çok ilginç, ama ilginç olduğu kadar da kanıtlarla desteklediği bir iddiası var. Afrika'dan hava akımları ile yükselen ve rüzgarlarla taşınan sahra tozları, ulaştıkları yerlerde hava olaylarının normalden daha ağır yaşanmasına neden oluyor. Örneğin, kar mı yağacak? Bu kar yağışını taşıyan hava hareketleri, Sahra tozlarıyla karışmışsa, yağış çok daha kuvvetli oluyor. Aynı şey, yağmur için de geçerli. Yağmur bulutları sahra tozlarıyla karışmışsa, yağış sellere yol açacak kadar şiddetli olabiliyor. Son zamanlarda yaşadığımız olaylar bunun en canlı örnekleri. Hani bazen arabaların üzerinde, ya da pencerelerde yağmurdan sonra bir toz kalır. İşte bu toz, inanması zor ama ta Afrika'dan kalkıp geliyor. Prof. Saydam ile bu tozları konuştuk.

- Hocam, bu tozların atmosferik olaylar üzerindeki etkisini nasıl keşfettiniz? Sizden önce bu konuda yapılmış araştırmalar var mıydı?

Elbette vardı. Hatta konuyu araştıran kişilerden biri de bendim. Ama başka bir pencereden bakıyorduk olaylara. Benim diğer atmosfer bilimcilerden farkım, olaylara deniz bilimcisi gözlüğü ile yaklaşmak oldu. Şöyle ki, ODTÜ Erdemli Deniz Bilimleri Enstitüsü kurulup yoğun deniz araştırmaları başlayınca, o vakte kadar denizlerimiz hakkında hiç de bir şey bilmediğimizi anladık. Etrafımızı çevreleyen denizler, yerkürede bulunabilecek en zıt koşulları içermekte. Elbette çıplak gözle bakınca denizlerimiz masmavi görünmekte, ancak uydulardan klorofile hassas dalga boyunda bakınca veya bir başka deyişle, denizlerimizin besin açısından zenginliği anlamında bambaşka bir manzara önümüze çıkıyor. Mavi olarak kalan tek denizimiz Akdeniz. Karadeniz ve Marmara ise bambaşka birer görünüm sergiliyor. Denizlerimizle ilgili daha detaylı bir görüşmeyi sonraya bırakalım. Ancak, bir kez daha şunu belirtmekte yarar görüyorum: Etrafımızı saran denizlerin birbirine benzer hiçbir özelliği yok. Bir başka deyişle, bu üç denizimizde aynı anda bir alg patlaması hadisesi izlenmesi beklenemez. Mesela, şu anda dahi Akdeniz'de 14-15 derece, Karadeniz'de 7-8 derece ve Marmara'da 8-9 dereceler ölçümleniyor. Tuzluluğa gelince, Karadeniz'de binde 18 tuzluluk gözlenirken Akdeniz'de bu oran binde 38'e çıkıyor. Benim bir başka uğraşı alanım da uydu verileri ile çalışmaktır. Bu bağlamda, ülkenin ilk NOAA AVHRR alıcı istasyonunu 1994 yılında Erdemli ODTÜ Deniz Bilimleri'nde kurdum ve her geçen uydu verisini izlemeye başladık. 1994 yılının 6 Nisan'ında Afrika'dan gelen yoğun bir kütle tespit ettik. O günlerdeki tecrübemize göre ilk anda ne olduğunu anlamadığımız bu kütle, üzerimize gelip güneş ışığını bile engelleyince çok yoğun bir Sahra tozunun bizlere nasıl geldiğini izlediğimizi anladık.

Bir hafta sonra, etrafımızı çevreleyen denizlerimizden aynı anda yansımalar aldık. Bunlar nedir diye literatürü karıştırınca, deniz yüzeyinde böylesine bir yansımanın Emiliania huxley olarak adlandırılan alglerden kaynaklanabileceğini gördük. Peki ne olmuştu da birbirinden tamamen farklı özelliklere sahip bu üç deniz, aynı anda bu şekilde bir özelliğe bürünmüştü? Hemen aklıma, bir hafta önce üzerimizden geçen toz kütlesi geldi. Geçmiş bulguları detaylı inceleyince, toz bulutunun Akdeniz, Marmara ve Karadeniz üzerinden aynı anda geçtiğini gördüm.

- Peki neden her yerden böyle parlaklıklar almamıştım da sadece belirli bölgelerden parlaklık sinyali almıştım?

Yine uydu verilerine bakınca, parlaklık aldığım bölgelerin aynı zamanda, bir hafta önceki toz geçişi süresince bulutla kaplanmış olan alanlar olduğunu gördüm ve 12 seneden beri üzerinde uğraştığım konuya böylece ilk adımımı atmış oldum. Günlük hayatta da böyle alg patlamalarına rastlamışsınızdır. Deniz kenarında oturuyorsanız ve her gün denize bakmayı alışkanlık haline getirmişseniz, bazı günlerde denizin aniden renk değiştirdiğini ve turkuvaz bir renk aldığını görmüşünüzdür. O günlerde deniz yüzeyi parlak olur. Her dalga kıpırdanışı gözünüze bir yıldız parıldaması gibi görünür. O gün deniz, deniz kokar. Bu, alışılagelmişin dışında bir olaydır ve birkaç gün içerisinde her şey normale döner. İşte o parlak günler, Emiliania huxley patlamalarının olduğu günlerdir ve iyi bir gözlemci bu olayın hemen hemen bir hafta öncesinde ve gündüz vakti” tozlu yağmur yağmış olduğunu da izleyebilir.

- Bu tozlar, normal bir yağışın etkisini ne dereceye kadar artırabilir?

Son günlerde en canlı örneklerini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Sabah kalkıyorsunuz, bir gün önce yıkattığınızı arabanız çamurla kaplanmış. Hani bir yere gitseniz, diyeceksiniz ki yoldan çamur sıçradı. Ama yok. Yıkattığınızdan beri hiç kullanmadınız. Lakin her yeri resmen çamur olmuş. Evlerinizi camları da öyle. Yetkililer bunu, arada bir gelen Sahra tozu diye bilirler. Fakat bunlar, her zaman -az veya çok- gelir.

İşte bunlardan bir örnek. Toz taşınımının uyudular ile görüntülenmiş hali. (Üstteki fotoğraf) Sadece bize özgü zannetmeyin. Bizim ülkemiz Sahra'nın hemen yanı başı. Her ne kadar arada 1500 kilometre olsa da öyle sayılırız. Amazonlara, Meksika Körfezi'ne her gün milyonlarca ton toz taşınıyor.

Yağışın olması için bulutun içerisinde buz oluşması, bunun için de bulut oluşturma çekirdeklerinin olması lazım. Bütün mesele de normalde büyüklükleri 20-40 mikron civarında olan bu parçacıkların boyutlarını 100-200 mikrona çıkarmak. Gerisini bulut kendisi yapıyor ve buz çekirdekleri oluşturuyor; onlar da yere düşüyor. Yolda kâh yağmur oluyor, kâh kar. Gerisi, taneciklerin yere düşerken gördüğü hava koşullarına bağlı bir olay.

İşte benim tozlar ve içerdikleri diğer maddeler de bu vazifeyi görüyorlar. Uzmanlarına sorarsanız, yabancı üstatlarımızın seneler önce denediği ve olmadığını gösterdiği olguları biz yeniledik ve sadece olabileceğini değil, nasıl olacağını da gösterdik. Ne zaman ve nasıl uygulanacağı konusu şu anda bizde sır olarak kalması gereken konular. Ama yakın gelecekte, bulutlara da istediğimiz gibi hükmetme sanatını yakalayabileceğiz.

Bunu ancak bu konunun kıymetini bilirsek, bunun ne kadar önemli olduğunu kavrayabilirsek, bizlerin de birşeyler yapabileceğine, teknoloji geliştirebileceğimize inanabilirsek başarabiliriz.

Sözünü ettiğimiz olgu, sadece Anadolu üzerinde yağışa neden olmakla da kalmıyor, küresel su döngüsüne hükmetmenizi de sağlıyor. Geri kalan yorumları da düşünenlere bırakıyorum. Yağdırdığınız gibi yağdırmamayı da sağlayabilirsiniz. Bilmem anlatabiliyor muyum? Düşünenler için bu apayrı bir nokta.

- Tozların insan sağlığı üzerinde etkisi var mı? Mesela salgın hastalıklarla ilgisi olabilir mi?

Tozlar yurdumuza lodos rüzgarları ile gelir. Yani güneybatıdan esen o ılıman rüzgarlarla gelir ve meteoroloji buna Orta Akdeniz'den gelen…” diye yorum katar. Halbuki kaynak Afrika'dır. Lodos halk arasında çürük hava diye bilinir. Sağlık sorunlarınızı depreştirir. En belirginleri baş ağrısı, migren, tansiyon romatizma, vb. rahatsızlıklardır. Genelede bunu basınç değişiklikleri ile açıklarlar. Ama öyle bir şey olsa idi İstanbul'dan uçağa binip Ankara'ya gelen kişilerin yarısının yere hasta inmesi gerekirdi. Ama olmaz; çünkü basınç değişikliği baş ağrısı falan tetiklemez.

Tozlar ve beraberinde gelen bakteri ve mantarlar her nefeste ciğerlerimize kadar dolar ve kana karışır. Hemen üstüme atlayacak onlarca tıp uzmanı olsa gerek, ne var ki bu, yabancıların bile bilmediği bir konu. Zannetmeyin ki yabancıların bilmeyip bizim bilmemiz bir avantaj. Maalesef dezavantaj.

Ama şunu söyleyebilirim ki, baş ağrılarının, ani tansiyon oynamalarının, nezle, grip gibi semptomların çok büyük bir kısmı bu nedenden kaynaklanıyor. Bana imkan verin, topluma bu haberi vereyim ve gelecek cevaplara hep beraber bakalım.

Ben müneccim değilim ki, herkesteki sağlık sorunlarının depreşeceği veya herkesin kendini daha sağlıklı hissedeceği günü bileyim. Ama gelen havaya bakarak, herkesin kendini nasıl hissedebileceğini, astım krizlerinin ne zaman tutacağını, tansiyonunuzun ne zaman oynayacağını da söyleyebilirim. Elbette bunları nasıl önleyebileceğimi de. Talebelerime hep anlatıyorum, tabiatın nasıl çalıştığını anlamak, ona en tabii şekilde müdahale etme sanatını da beraberinde getirir. Çare mi? Çok basit. Temiz hava kahveleri”.

Bahar gelip de toplumdaki adı ile bereketli” yağmurların yağdığı bir güne bakalım. Bilimsel olarak ben ve çalışma arkadaşım Hamide Şenvuya'nın bilim tarihinde ilk kez olarak gösterdiği olay, bereketli” yağmurların kullanılabilir demir içerdiği olgusudur (Saydam ve Şenyuva,2002). Biz bu olayın nasıl ve hangi şartlarda olduğunu veya olmadığını bilim dünyasına tanıttık. Düşünün ki, o gün nezle, grip olan bir kişi hapşırdı. Etrafa binlerce mikrop saçtı. Ama o gün atmosfer kullanılabilir demir açısından daha zengin olduğu için havadaki mikroplar daha uzun yaşama şansına sahip. Alın size hastalığı bir anda yaygınlaştıracak ortam.

Tozların yağışların şiddetini artırması konusunda dönmek istiyorum. Eğer bu Sahra tozları, yağışların şiddetini artırıyorsa, iklimleri kontrol etmek, hatta dünyaya hükmetmek için de bu tozlar kullanılabilir mi? Bu tozlarla bulut tohumlaması gibi bir işlem yapmak mümkün mü?
Sanki ağzımdan alınmış bir soru oldu. Evet, kesinlikle mümkün. Zaten ben buna şöyle yaklaşıyorum: Toprak ne yapılır? Sürülür, ekilir, sulanır ve ürün elde edilir; kısacası toprak sulanınca bereket saçar. Peki sulamayın, ekmeyin; zamanla ne olur? Toprak kurur, çatlar, un ufak olur; rüzgar erozyonu ile taşınır gider.

- Bırakın taşınsın; atmosfere çıksın, uzaklara gitsin. Bu tozun bulut içerisindeki su ile teması mümkün olabilir mi? Elbette olur. Peki o zaman biz ne yaptık? Suyu toprakladık.

Biraz kabullenmesi zor ama düşününce de kabullenilebilecek bir olgu. Bulutu topraklamak. Ha ister kabullenin, ister kabullenmeyin her Allah'ın günü de yerkürenin bir yanında gerçekleşen bir olgu. Unutmayın, bir de o muazzam güneş enerjisi var yanı başınızda.
Topraksız ürün de yetiştiriliyor, artık bunu hepimiz biliyoruz. Son zamanlarda şöyle diyorum: Bana havada asılı kalabilecek bir bitki türü verin, ben size bunu atmsoferde yetiştireyim. Belki gelecekte atmosferde bitki yetiştirip, atmosferik taşınım sürecinde de büyütüp istenilen ülke üzerinde de yere indirip tüketecek uygulamalar olabilir. Neden olmasın? Her şey böyle hayaller sonucunda başlamıyor mu? Atmosferik olayların ülke sınırı diye bir derdi de yok.

Hayal bir yana, bulutu yağdırmak mümkün. Bu deneylerle de gösterildi. Neyi ne zaman nereye atacağımızı da biliyoruz. Bırakın küreselliği, gelecek yüz yılda Ortadoğu'da su yüzünden anlaşmazlıklar olacak ise taraflar da belli demektir.

Biz ve diğerleri.

Demek ki ben, Doğu Anadolu'daki suya hükmetmeliyim, bunun için her şeyi yapmalıyım. Peki biz ne diyoruz? Doğayı anlamak, ona en doğal yönlerden müdahele sanatını da beraberinde getiriyor. Bu noktadan hareketle, çevrecilerin dahi hiç bir şey söyleyemeyeceği şekilde, en doğal madde ile doğaya hükmedebilir ve istediğimiz yerde yağışa neden olabiliriz. Zaten büyük devlet olmak da böyle oluyor. Kendi teknolojisini geliştirmeyen ülkeler, gelecekte yerel ülkeler olmaya mahküm. Önemli olan, küresel teknolojileri geliştirebilmek. İşte bu konuda da, ister yerel, ister küresel uygulayın, ama ilk yapan kazanacak. Umarım o da biz oluruz. Fakat burada şüphelerim çok malesef.

- Tozlar konusunda Türkiye'de bilimsel bir çalışma yapılıyor mu? Devletin ilgili kurumları konuyla nasıl bakıyor?

Tozlar konusunda çalışma yapan sadece ben ve ekibim var. Şu anda, tarımsal etkilerini inceliyoruz ve bahar yağmurlarına neden bereketli denildiğini bilimsel olarak göstermeye çalışıyoruz. Sahra çözeltili suyun gübre karışımı kadar etkili olduğunu bir yüksek lisans tezinde kanıtladık. Pamuk üzerindeki etkilerini Harran'da denedik. Üründe %11 artış sağladık. Fakat kimse inanmadı; sadece olmaz dendi. Laboratuarda test ettik. Yakında bir kongrede sunacağız. Ama herhalde aferin almayacağız.

Bunları yaparken bana destek sadece DPT'den geldi. Kendilerine müteşekkirim. Ayrıca Hava Kuvvetleri de bana THK'nin bir uçağını tahsis etti. Uygulama için uçakta kullanılacak depoda gerekli değişiklikleri Kayseri'de yaptırttık. A ma gel gelelim, uçamadık. Neden mi? Ülkemde uçağa sadece yolcu olarak binilir ve bir yerden bir yere gidilir. Öyle buluta falan girmek için önce Sivil Havacılık'a sorulur. Onlar da bulut tohumlama işi olduğunu görünce Meteoroloji'ye sorarlar. Onlarda der ki, zamanında bu işleri ABD'li uzmanlar denedi, olmadı.
Demek ki olmaz. E peki, denediniz ve yağış oldu, kontrolden çıktı. Kim sorumlu olacak?
Ve sonuç olarak önümüz kesildi.

Zaten onların da bu tozların ne kadar sık geldiği hakkında bilgileri yok maalesef. Bırakın onları, bu işin hocalarının da pek bilgisi olduğunu söyleyemeyeceğim. TÜBİTAK doğal olarak akla geliyor ve ben bir zamanlar kurumun araştırma gruplarından sorumlu Başkan Yardımcısı idim. Ama ilgili grubu ikna edemedim. Yaklaşımları sadece olmaz şeklinde idi. Elbette konumum nedeni ile de ısrarcı olmadım.

- Sonuç olarak neler söyleyeceksiniz?

Sonuç olarak ne mi söyleyeyim? Bu işlerin başlamasına neden olan J. H. Martin, zamanında, Bana bir tanker dolusu demir verin, iklimi değiştireyim” demiş. Biz bu sözü ”Bana bir Jumbo Jet dolusu çöl kökenli toz verin, iklimi değiştireyim” olarak revize ettik. Neden mi? İstediğim zaman ve yerde bulutu tozlarsam hakikaten iklimi değiştirebilirim, yağışa neden olabilirim. Bu olay bu ülkenin yakaladığı en büyük küresel fırsat.

Saydam, A. C and Senyuva, H. Z. 2002
Deserts? Can they be the potential supplier of biovailable Iron.
Geophysical Research Letters, VOL. 29, NO. 11, 10.1029/2001GL013562

* Levent Göktem, bir halkla ilişkiler şirketinde çalışmaktadır.

Yaklaşık 2 yıllık bir söyleşi.Umarım ilginizi çeker.
__________________
Mustafa/istanbul/1966/0 Rh +
http://img49.imageshack.us/img49/3298/index1hw3.swf
mıstık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-04-2008, 00:24   #4 (permalink)
Santor
Expert Member
 
Santor kullanıcısının avatarı
 
Giriş: May 2007
Konum: ortaklar,kuşadası
Mesaj: 1,417
Varsayılan

Para bulmak zorundayız" diyen Prof. Öztürk, "özrümüz var diye araştırma yapmamak olmaz" diye konuştu.

Araştırmanın sonuçları ve çözüm önerileri bir rapor halinde yayımlanacak. Rapor Turizm ve Kültür Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı gibi kurumlarla belediyelere sunularak, deniz kirliliğine çözüm aranacak.


bir tek bu kısmına katılamıyorum.para bulunacak ,araştırma yapılacak,bulunacak da sunulacak ....
aslında neden belli değilmi??;insanların pisliği ve kendi çıkarlarını ön plana çıkararak doğayı hiçe saymaları..
dikkat edersen arkadaşlar yaklaşık bir senedir kurşun yerine alternatif çözüm arıyorlar.yani bizler duyarlıyız
ancak duyarlı olmayanlar belli.ve onlara yaptırımlar gerekli.tek çözüm o.
ancak toplumun büyük bir kısmının duyarlı hale gelmesi gerekiyor.ama bu biraz zaman alacak gibi
__________________
Mehmet 16.12.1959
A Rh+
ne karanfil ne kurbağa

Bu mesaj en son " 02-04-2008 " tarihinde saat 00:26 itibariyle Santor tarafından düzenlenmiştir.... Neden: .....
Santor is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
Yeni konular açabilirsiniz --> izin yok
Yanıtlar gönderebilirsiniz --> izin yok
Eklentiler gönderebilirsiniz --> izin yok
Mesajlarınızı düzenleyebilirsiniz --> izin yok

vB koduAçık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Saat 21:33.


Powered by vBulletin Version 3.6.5
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by 3.0.0

Hosting Hizmeti Datafon İletişim A.Ş. Tarafından Sağlanmaktadır

by Hüseyin Kabakcı

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99