|
|||||||
| Balık Anatomisi Renkli bir ava giden yol, avımızı iyi tanımaktan geçiyor. Balıkların sindirim ve solunum sistemleri, pulları, anatomik yapıları ve daha fazlası…Tıklayın, balıkları daha yakından tanıyın |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Görünüm Modları |
|
|
#31 (permalink) | |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,604
|
Alıntı:
Kaldıki, bizim düşüncemiz, çok düşük dozda UVA ile aydınlatma sağlamak. Denizin dibine UV projektör koymak değil.. LED olayı, bencede pek gereksiz. Abartma olur sadece işi. Zira, bizim olta attığımız yerle zaten UVA ışık kaynıyor ki oyüzden dirençli olduklarını söylüyoruz buna balıkların. Bize gereken, mevcut bu ışıkta daha iyi kendini sunabilen bir yem geliştirmek. UVA LED büyük ihtimalle, palanktonları, ufak balıkarı filan etrafına toplar, fayda yerine zarar verebilir daha.. Ama denemk ve öğrenmek lazım. Her durumda bilmediğimiz bir şeyi öğreneceğimiz için karlı çıkarız..
__________________
Serdar Köylü, 27/05/1969 |
|
|
|
|
|
|
#32 (permalink) |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,604
|
Elbette, bu konuyu lüfer ve zargana aşkı ile kısıtlı düşünmemek gerekiyor. Ve dahası, bu bilgiler, geyik muhabbetinin ötesinde anlam taşıyor aslında..
Şimdi şöyle bir şey yapalım. Yanımıza 1600 ASA film takılmış bir kamera alalım. Denizin dibine inelim ve bir kaç fotoğraf çekelim. Gündüz, büyük ihtimalle filmimiz yanar. Bizde gecenin karanlığında dalarız. Işık yok, nasıl çekeriz? Basbaya.. Deklanşöre basar ve çekeriz. 1600 ASA film insan gözünden daha duyarlıdır. Ama objektif tertibatı, görünen ışığa göredir. BU nedenle makul netice zor alınır. Bizde objektifin bu derdini çözmek için filtreler kullanırız. Önce yeşil filtre takarız. Sonra birde UV filtresi. Böylece, yeşil ışıkla ve UV ışıkla denizin dibi gecenin bir vakti nasıl görünüyor bakarız.. ![]() Şimdi ne oldu, nasıl oldu? Gecenin o karanlığında, bu resimler nasıl çıktı? Üstteki, yeşil filtre ile, yeşil ışıkla çekilen fotoğraf. Bu yeşil ışık planktonlar (yakamoz) tarafından üretilir. Görüldüğü gibi, yeterince hassas bir göz için, geceni karanlığında bile denizde görmek mümkündür. Alttaki ise, yıldızlardan, aydan vs. gelen UV ışık ile görüşü resmediyor. İkisi arasındaki fark, yoruma gerek bırakmayacak kadar açık. Bu yüzden balıkların bir sürüsü UV ışıkla görüş kabiliyetine sahip. Çünkü, UV ışıkla çok iyi görüyorsunuz suyun içinde. Ama elbette, avcı bir şey geliştirirse, av da başka bir şey geliştirir. İşte mırmır veya istavridin sırtındaki testere dişi gibi desenlerin sırrı burada gizlidir. Bu desenleri oluşturan pigmentler UV ışığı emer. Böylece, UV görüşü olan canlılar karşılarında ilginç bir şekil görürler. Şunu hatırda tutmak lazımdır. Hiç yansıtmazsa UV ışığı, silüeti düşeceği için yeri gene belli olur. Tüm mesele, hangi balığın hangi ışığı daha iyi yansıttığı ve gördüğü meselesidir. Eğer bu mesele çözülebilirse, av başarısını artırmak mümkündür. Ve gördüğünüz gibi, gecenin köründe bile, denizin dibinde gündüz gibi resim çektirecek kadar UV ışık mevcuttur. Yani, bir UV LED Takmaya vs. hiç hacet yoktur aslında..
__________________
Serdar Köylü, 27/05/1969 |
|
|
|
|
|
#34 (permalink) |
|
Administrator
Giriş: Apr 2007
Konum: İstanbul
Yaş: 43
Mesaj: 7,301
|
UV ışınlarının balıkçılıktaki yeri ve önemi adı altında birçok bilgi bulunmaktadır. Çevirisini yapamadım ama İngilizce bilenler için yararlı olacağını düşünüyorum. Bir ara ilgili kaynaklarından çevirisini yaparız.
http://www.uvfishspray.com/ http://www.uvfishing.com/ http://www.sciencedaily.com/releases...0323134845.htm |
|
|
|
|
|
#35 (permalink) |
|
Junior Member
Giriş: Aug 2008
Mesaj: 1
|
arkadaşlar bu yanıp sönen ışık eger işinize yarıyacagına inanıyorsanız ben size ufak ve işlevi mükemmel birşey söyliyeyim.yük gemilerinde bulunan can yeleklerinde bağlı su geçirmeyen ışık var.bu ışık 4 tane kalem pille çalışıyor ve denizin dibinde sorunsuz calışıyor. özellikle ben lüfer avında bir kereliğine denedim balık vurdu ama yakalayamadık bu bizim başarısızlığımızdanmı yoksa balığın kurnazlıgındanmı bilemiyorum.burada yazılan yazıları görünce bu akşam tekrar deneme yapıcam eger iyi sonuç alırsam sizleri bilgilendiririm.bu arada bahsettiğim ışık tekne malzemeleri satılan yerlerde satılıyor denemek isteyen buralardan alabilir.
|
|
|
|
|
|
#36 (permalink) | |
|
Expert Member
Giriş: Oct 2007
Konum: konmuyum
Yaş: 40
Mesaj: 2,283
|
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#37 (permalink) | |
|
senior Member
Giriş: Aug 2007
Konum: Gönlüm Kadıköylü ikametim Kartal
Yaş: 30
Mesaj: 1,083
|
Alıntı:
__________________
Önder 17-10-1978 0 Rh (+) Pozitif/İstanbul Doğru ağaç, fırtınada eğilir ama yıkılmaz... Gerçek avcı doğayı tahrip etmez, korumaya çalışır, genç hayvanı avlamaz, et peşinde koşmaz. Çünkü biz doğayı çocuklarımızdan miras aldık. Onu korumak sadece bize değil çocuklarımıza da en büyük hediyedir. Balıkla dolu dolu geçen 17 sene.... |
|
|
|
|
|
|
#39 (permalink) |
|
senior Member
Giriş: Sep 2008
Konum: istanbul
Yaş: 29
Mesaj: 228
|
çok güzel bir beyin jimnastiği yaptırdınız bize, okuması çok keyifliydi çok teşekkür ederim. ancak; lüfer, sinarit, akya gibi balıklar bizim yemlememiz dışında kendileri de üst sulara yükselerek zargana avlamaktadırlar. defalarca lüferler tarafından kıyıya sıkıştırılan ve paramparça edilerek yenen zarganalar gördüm.
zargana, kılçığından kolayca anlaşılacağı üzere yoğun miktarda fosfor minerali içermekte olup, tüm balıkların ihtiyacı olan besin değerine sahiptir. ayrıca kıvrak yapısı ve parlaklığı ile tüm avcı balıkları kendisine çekmektedir.bir balığın yüzüş hareketleri avcıyı kıskandıran en önemli unsurlardan birisidir. tabi ki kokudan sonra. dolayısıyla, lüfer zarganayı ışınımından dolayı değil, besin değeri için yemektedir. bu normalde de alışık olduğu bir avdır ve işte bu yüzden biz onu uzun oltalarımıza takmaktayız. lüferin en sevdiği balık kesinlikle zarganadır. ancak zargananın fert itibariyle denizlerde sürü balıklarından az bulunması sebebiyle, lüfer bu balığı ana yem olarak belirlememiş, bulduğunda kendine ziyafet çekecek bir fırsat olarak addedegelmiştir. eğer denizde istavritten çok zargana olsa idi lüfer istavritin yüzüne bakmazdı. biz de hergün kalamar yiyemesek de, bulduğumuzda kurufasülyeye tercih ederiz. bu da bunun gibi bir şey. demem odur ki; zargana etinin değeri ve şeklinin cezbediciliğiyle normalde de lüferin yemidir. diğer avcı balıkların da yemidir. o yüzden lüferin zargana ile haşır neşir olmadığını söylemek bana ve gözlemlerime göre yanlıştır. lüfer yükselip zargana avlar, hem de iştahla. siz de zarganayı dibe onun ayağına indirdiğinizde tabi ki size hayır diyemeyecektir. bunun başka bir sebebi olduğunu düşünmüyorum. keyifli yazınız için teşekkürler. ben de kendi fikrimi beyan ettim, saygılar, sevgiler...
__________________
Kaan / İstanbul / 1979 |
|
|
|
|
|
#40 (permalink) |
|
Moderatör
Giriş: May 2007
Konum: GEBZE
Mesaj: 1,604
|
Lüfer aslen su üstü balığıdır zaten. Bizim buralarda derinde ve dipte daha sık görülüyor ama, dünya genelinde lüferlere su üstünde daha çok raslanır. Bu şaşırtıcı bir durum değil. Zira, yüzeye yakın sular plankton -> av balık, oksijen ve güneş ışığı (enerji) bakımından daha zengindir.
Lüfer zarganayı yer, tercih eder. Bu tecrübelerle sabit. Ama zarganayı nasıl ayırt eder? İşte sorun burada.. Ne var bunda, işte farkedilmeyecek nesi var, tööbe, töbe.. Zargana ve istavrit, o kadar bariz ki? Ama işin rengi böyle değil. Bir balığın gözünü alın. Bilhassa lüferin gözünü ama, istavrit vs. nin de gözü pek farklı değil. Göz küresine göre çok çok geniş bir göz merceği olduğunu görürsünüz. En dikkat çekici husus bu olacaktır. Ve gözlerininde vücuda göre çok büyük olduğu barizdir. İşte bu büyük göz merceği, maksimum ışığın göze ulaşmasını sağlar. Böylece karanlıkta daha iyi görme sağlanır. Ama bu büyük merceğin bir dezavantajı, detayları ayırt etmeyi imkansız kılmasıdır. İşte bu yüzden balık inanın ki aradaki farkı çok çok zor görebilir. Dahası beyni -bilindiği kadarıyla- bu farkı işleyecek kapasiteye sahip değildir. Eee? Şu mesele. Gözde 3 tür almaç hücresi bulunur. Çubuk hücreleri fotonları kaçırmaz, bu sayede gece görüşü, en az ışıkla bile görüş sağlar. Işık hassasiyetleri çok yüksektir. Koni hücreleri, belli dalga boylarına tepki verir, böylece renkli görüş sağlar. Bu yüzden bir kaç koni hücresi bir grup oluşturur. Bu da görüş için ışığın bir kaç kat daha fazla olması demektir. Fakat bilhassa balıklarda, bazı kertenkelelerde vs. çubuk gibi uzamış koni hücreleri bulunur ki, bu karanlıktada renkli görüş demektir. Ve dahası, bu çubuk gibi olan hücreler, her durumda harekete duyarlıdır. Yani hareketi çok iyi görürler. Bu bilgileri uzatmadan toparlarsak, suda salınan bir söğüt yaprağı ile yem balık arasındaki farkı, bir balığın böyle anlaması, yani tipik şekline bakarak, pek zordur. Uzatırsak, "recognition" vs. konularına girip, balığın nasıl neyi gördüğünü daha iyi inceleriz. Fakat emin olun ki, balıkların görüşleri bizimkinden çok çok daha kötüdür, elifi görseler mertek sanırlar. Bu nedenle, yeme ve kaçma dürtüleri detaylardan çok daha kaba olarak şekillenir. Basit bir kaç kural balığın "atıl kurt" moduna girmesine yeter. Ama bu bir kaç durum nedir bunları bilmek gerekir. Maalesef bu konuda çok çok yeterli bilgi yok. Herşeyin başında, balıkların yemleri vs. bizim gördüğümüz gibi görmedikleri, konunun detay değil sadece, balığın renk vs. algısı nedeniyle de, görünüşün çok çok farklı olduğunu bilmek gerekir. Zargana ile istavridi ayıracak kadar detay derinliği yok balıklarda. Tamamen farklı bir olayla bu ikisini ayırabiliyor olmalılar ki bunların başında renk geliyor.. Yani mesele "Zargana kötüdür, iyidir, yemdir, değildir" mevzusu değil. Mesele, lüferin (veya sinaritin, palamutun vs.) zarganayı diğer balıklardan nasıl ayırdığı. Daha doğrusu, zargananın hangi sebepten lüferin vs. saldırı güdüsünü harekete geçirdiği. Unutmayın, onlar sadece balık. Kuş beyinli kuşları bile onlardan kat kat akıllılar. Balıkların davranışları hemen tamamen güdülere dayanır ve çok basit prensiplere yaslanır. İşte o yüzden allahın tüyüne, demir kaşığa vs. atlarlar. Tüm mesele, bu dürtüleri ayağa kaldıran hususları bulmaktır sadece..
__________________
Serdar Köylü, 27/05/1969 |
|
|
|