Tatilimizi geçirmek üzere İzmir'e arkadaşımızın yanına gelmeyi planlamıştık Işıl'la. Gelmeden önce Sema ablamız'la mailleşip geleceğimizi bildirmiştik. Geçtiğimiz salı günü büyük bir heyecanla atladık arabamıza ve İzmir'e doğru yola koyulduk. Bursa'da bir gece geçirdikten sonra tekrar yollara vurduk kendimizi. Akşama doğru arkadaşların evine varmıştık. Çarşamba ve perşembe günü arkadaş ziyareti ile geçmişti.
Ben tabi balık balık diye yanıp tutuşuyorum. Cuma yani dün Mordoğan'a Sema ablamızı ziyaret etmeye karar verdik. Yola çıktık. Yaklaşık bir saat belki bir buçuk saat sonra mordoğan'a inmiş Sema ablaların evine varmıştık. Kapıda bizi Sema abla karşıladı, sonra eşi Muhsin bey'le ve kızları Kübra ile tanıştık. Haa bu arada kedileri Şipşak ve köpekleri Safir'i de unutuyordum. Sonra yan komşuları Yaşar kaptan ve eşi Demet hanım'la tanıştık. Ben hayatımda böyle bir misafir ağırlama, böyle bir cana yakınlık görmedim. Bizi sanki kırk yıldır tanıyor gibi sanki her gün onlardaymışız gibi ağırlandık. Sema abla, eşi ve kızı, Yaşar beyler bizi ağırlayabilmek için ne yapacaklarını şaşırdılar. Hayatımda bu kadar hayat dolu insanlar görmedim açıkçası. Mordoğan gezisi yapıp, oradaki güzellikleri ve belediyenin açmış olduğu seramik kursu'nu gezdikten sonra balığa gitmeye karar verdik. Eve döndük, ben Sema abla ile takım bağlarken; Yaşar kaptan duvar boyuyordu. Hızını alamamış olacak ki bir çırpıda bütün mahallenin duvarlarını boyadı.
Vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştık, Yaşar kaptanın hala çıkmıyor muyuz? diye sormasıyla kendimize gelip, balığa çıkacağımızı hatırladık. Deniz pek umduğumuz gibi değil, biraz kabarık ve dalgalıydı. Çeşmenin meşhur rüzgarları buraları da etkiledi herhalde

. Teknemize atladık, denize doğru yola çıktık, ben yolda giderken belki büyük balık gelir umuduyla salladım sahte balığımı denize. Şansımı kerterize varana kadar zorladım ama nafile bir vuruş bile alamadım. Benimki boş bir umuttu, sadece atmayıp pişman olmaktansa denizde dursun belki yakalarım dürtüsünü yenmekti. Balık beklemiyordum yoksa.
Avlak yerine vardıktan sonra oltalarımızı yemleyip salladık suya. Balık vuruyor ama yakalayamıyoruz, ben oltanın başında kafayı yiyorum ama kimseye de çaktırmıyorum. Derken tırtıklayan suçlulardan birini yakaladım. Küçücük İspari'ler yemleri didikliyordu. Bu arada Yaşar kaptan Sülüne ile atmış, teknenin arka tarafında uzanmış balık bekliyordu. Biz birer birer Kupes'leri çekiyor, neşemize neşe katıyorduk. Biz Kupes'le uğraşırken, Yaşar kaptan yaklaşık bir metre boyunda Mığrı'yı aldı sandala. Ben balığı görünce nerden geldiğimi şaşırdım. Kepçe olmadığı için balığı biraz yorduktan sonra tekneye havlu yardımıyla aldık. İğneyi çok yutmuştu balık, dişlerinden de korktuğumuz için rahat uğraşamıyorduk balıkla. Biz uğraşırken iğne koptu balık kendi kendine kurtuldu. Onu denize, arkadaşlarının yanına yolladık. Sonra Yaşar kaptan bir vuruş daha aldı. Tam Fangri geliyor diye tahmin ederken yine takımın azizliğine uğradı ve balığı kaçırdı. Yaşar kaptanın çekişine bakılırsa baya büyük bir balıktı.
İş yerinden yanında kaldığımız arkadaşlara yemek sözü verdiğimiz için avlaktan erken ayrılmaya karar verdik. Yaklaşık bir kilo kadar balık tutmuş, bol bol muhabbet etmiş ve bu güne kadar tanışmış olduğum mükemmel insanlara yenilerini eklemenin içime bıraktığı mutlulukla dönmüştük Karşıyaka'ya. He tabi birde dönüş yolunda kaybolma var tabi. Bu vesileyle konağı da görmüş olduk neyse...

. Fotolar az sonra...