Akşamı olmuştu günün, güneş etkisini dünya üzerinden kaybederek yerini yakın arkadaşı olan geceye teslim etmişti. Halis ağabeyim ile msn ile yaptığımız görüşmeler neticesinde gecenin ilerleyen saatlerini görüp, anlamadığım veya karışık kafam yüzünden idrakine varamadığım konular üzerinde gel-git sohbetlerimizi gerçekleştiriyorduk.
Halis ağabeyim o akşam çok emin olduğum ama aslında bilmediğim bir konuyu benim hayatımda bir şok yaşatacak kadar, ama korkutmadan hayati yanlış kararlarıma dur diyebilecek ince bir ustalıkla kabullendirmişti bana. Ne kadar çok şeyi bilmediğimi düşünerek uyudum o gece. Sabahında büyük buluşma için yatağım, sıcak dokumasında beni yarına hazırlamak için en büyük konforunu gösterip, gönlümü dünkü aldanışlarımı avutmak istermişcesine hizmetini esirgemiyordu. Saatimi kurup uyuduğumu hayal meyal hatırlıyorum. Yarın güzel bir gün bekliyordu bizi. Haydi uyu artık Hüseyin…
Telefonum Hamdi tarafından arandığında , banyomu yapmış ve balkonda bu günün nasıl olacağını bulutlara bakarak anlamak için gökyüzüne bakarken aşağı inmem gerektiğini biliyordum. Sersem sepelek ve aç karnım ile arabadaki ön koltuğa oturarak ilk temas cümlelerimiz kurulmuştu” günaydın”!
“Her başlayan gün, içerisinde farklı bir maceraya kapılarını açar, asla nasıl biteceğini kestiremeyiz.” (Admiral

)
Ne çok gönüllü kahramanlarımız var hayatımızda, bu kadar inanan insanı bir arada görmek,Yunan efsanelerini kıskandıran üstün edasıyla, birer mitolojik gövde gösterisi gibiydi sanki . Sevgi tanrısı bir şeyleri düzenliyor, özveri ve anlayış tanrısı, olabilecek en toleranslı gösterisini kendi özü ile hayata geçiriyordu. Mantık, otorite ve adanmışlık tanrıları kendi aralarında bir birlerini geçebilmek için yemin etmiş koşucular gibi vazgeçmiyorlardı yarıştan.
Uzun zamandır bir topluluğun gözlerindeki ışığın aynı parıltı ile ışıldadığına şahit olmamıştım sanırım. Onlar öğretmenler ve çocuklarıydı!…Bu kadar yürekli insanı bir arada görmemiştim gerçekten. Bu gerçek bir sevgi işiydi. Bırakın çocuğu genel olarak insan ile uğraşmak çok zordur, onlar yaşarken “melek” ünvanına ve o mertebeye ulaşmış insanlar bence…. Hepsinin gözünün içine bakamadım, baktıklarım yetti zaten. O sıcak ve özverili sevgiyi ben bile dışarıdan biri olarak hissedebiliyordum.
Tekne içerisinde danslar valsler harmandalı ne ararsanız gerçekleşiyordu, ne yapacağımı bilemediğimi itiraf ediyorum, sadece bakakalmıştım. Bizim çocuklardan bir çoğu o pistte dans ediyordu çocuklarla, o kadar güzel bir tabloydu ki bu sadece görenlerin anlayacağı bir şeydi. Ben de yazmaya çabalamayacağım o yüzden.
Sevdalılar ile bu kadar gurur duyduğumu anımsamıyorum, bastığımız adımlar aynı noktaya atılmış, aynı yerde beklenmiş, aynı yerde koşulmuştu. Ahenk düşündüğümden bile daha muazzamdı. O gönüllü kahramanları tek tek yazmayacağım ama hepsi gözümün önündeler.
Sevgili Selami bey “Firar” olarak aramızdaydı, ilk defa kurumsallıktan arınmış kimliğine şahit oldum. Konumum gereği belki fazla bir şey yazmadan, kendisine ve Firar/Vira balıkçılık firmasına sonsuz teşekkürlerimi sunmak isterim.
Balon ve makinesini bizlere gönderen baloncum.com firmasına, ayrıca sevgili yaşar arkadaşımızın son anda yemek sponsoru olan adını yarın buraya yazacağım değerli arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi sunarım…
Her zaman söylerim, sevgi ile yaptığımız her şey sevgi ile geri döner…!!